Galaktik Diplomasi ve 25 Eylül

 

Kadir Karagöz

 

 

 

 

 

     Değerli bir dostumun şiddetli tavsiyelerine direnemedim ve şu an hiç de tarzım olmayan bir kitabı okuyorum; Washington ve New York’ta da görev almış eski bir konsolos Erhan Kolbaşı’nın “Galaktik Diplomasi” adlı kitabı. Kitap, özetle uzayda insan ırkından çok daha zeki ve gelişmiş medeniyetlerin varlığını ve bu medeniyetlerin hırs, tamah, şiddet, kibir, tahakküm ve kavga gibi zararlı, ilkel özelliklerden arınmış olduklarını ispat etmeye çalışıyor. Galaksimizle çok alakadar olan gelişmiş uzaylı medeniyetlerin dünyayı ve dolayısıyla insanı önemsedikleri, nükleer savaş ve büyük doğal âfet gibi durumlarda gezegenimize küçük, yararlı ikaz ve müdahalelerde bulundukları da kitapta işlenen tezlerden.

     Adı geçen kitabın yarısındayken televizyonda yönetmenliğini Roland Emmerich’in yaptığı “2012” adlı bilim kurgu filmini izledim. İzleyenler bilir; film, büyük bir felâketi önceden tahmin eden bir şirketin büyük paralar karşılığında gelişmiş, devâsâ gemilerle insanları dünyadan tahliye etmeyi işlemiş.

     Bir yanda kitapta geçen ve melekleri andıran yardımsever uzaylılar, öbür tarafta kıyameti andıran tsunamileri fırsata çeviren gaddar şirket yetkilileri. Doğrusu bu kitap ile filmde geçenlerin zıtlıkları bir yana, beynimin derinliklerinde 25 Eylül bağımsızlık / devletleşme tartışmalarının sebep olduğu kaotik bir hayâl âlemi var. Bilirsiniz, insanlar sorunlarına makul çözümler bulamayınca zihninde efkâr dediğimiz umutsuz fikirler hayat bulur.

     Kendimi Hewlêrli bir Kürd’ün yerine koyarak düşündüm, doğrusu hayâl ettim: Zeki yaşam formunun en üst tabakasından bir uzaylı heyeti, dünyaya astronomik hızla yaklaşan bir gök taşının 3 ay sonra çarpacağını ve insanlığın son bulacağını dünyanın resmî makamlarına beyan edecekler. Kürtler’in küresel kabul gören resmî bir makamı yok.

     Bu heyet, bilgilendirme amaçlı ziyaret edecekleri devlet başkanlıklarına 3 ay sürelerinin kaldığını, en kısa zamanda devâsâ uzay gemilerinin dünyadan tahliyeler için gönderileceğini beyan edecekler; ama – Halil İbrahim Baran daha iyi bilir – Kürtler’in ne bir devleti var ne de devlet başkanı.

     Heyet, tüm devlet başkanlarından ülkelerindeki insan, hayvan ve bitki popülasyonlarının dökümünü isteyecek ama bırakın hayvan ve bitki sayılarını, yüzde 20 yanılma payıyla dahi Kürt nüfûsunu sayacak bir resmî mercileri yok. Eğer “Bu rakamlar resmî olmasa da olur” denirse İbrahim Sediyani yardımcı olabilir.

     Heyet, ülkelerin başkentlerinde gıda ve su stoklarının yapılmasını talep edecek ama gıdayı denetleyen bir bakanlıkları yok, doğrusu – Goran Hareketi (Gorran Movement denince modern olunmuyor) sağolsun – üzerinde ittifak edilen bir başkentleri de yok.

     Heyet, tahliye gemilerine doluşacak insan yığınlarının tam teşekküllü devlet hastanelerinden sağlık raporlarını isteyecek ama sağlıklı bir sağlık bakanlıkları da yok. Sahi yaralanan pêşmergeler başka ülkelerin hastanelerine gönderilmiyor muydu?

     Heyet, tahliyeler sırasında izdiham ve kaos durumlarında düzeni sağlamak üzere orduların teyakkuzda olmalarını salık verecek; ama düzenli bir orduları yok. Kanaatimce eğer emir – komuta zinciri sağlam ve hiyerarşisi tamamen oturmuş olsaydı son Şengal mezalimi vukû bulmayacaktı.

     Uzaylılar deyince;  ilk uçağın tam 114 yıl önce uçtuğunu hatırladım. Dört iklim Kürdistan’da halen en modern seyahat araçlarının da 1981’de kurulan Diyarbakır Seyahat’e ait otobüsler olduğunu, uzaya dair tek tecrübemizin birbirimizin kafalarını kırmak için fırlattığımız yer çekimine karşı dayanıklı nispeten geniş – oval taşlarımız olduğunu da düşündüm. 

     Yukarıda ismini andığımız bilim – kurgu filminin bitmesiyle kasvetli his ve fikirlerden biraz daha uzaklaşabildim. Onun rahatlığıyla bu makalemde asıl vurgulamak istediğim noktayı daha sade bir şekilde belirteceğim.

     Son zamanlarda devleti tahkir eden, küçümseyen birey ve kurumların sürüklemek istedikleri nokta şu: Güçlü ordumuz, dayanıklı ekonomimiz ve sağlıklı yönetimimiz yok, öyleyse devletleşmeyelim, henüz zamanı değil. Hâlbuki onu koruyacak güçlü ordusu, hayatını insanca idame edecek dayanıklı ekonomisi ve beşerî – resmî işlerini yürütecek sağlıklı yönetimi olmayan bir ulusun acilen devletleşmesi gerekir. Toplumsal bir canlı olan insanın hayatına nizam verebilecek en büyük organizasyon devlettir.

     Irak’ta bir devlet tarafından sağlanması gereken hürriyet, adalet ve emniyet gibi unsurların cari olmadığını biliyoruz. Irak Kürtleri’nin Cehennem’i andıran çölde bir huzur vahası oluşturma çabası değerli ve tarihîdir. Doğrusu şu an resmen Irak’a bağlı Kürtler’in durumu diğer ülkelerde yaşayan Kürtler’den çok daha vahimdir. Irak hali hazırda çok başrollü bir korku filminin stüdyosudur. Bugün için Irak başkanları kuklaya, meclisleri tiyatroya dönüşmüş kanlı bir sahnedir. Bu kanlı oyunda rol almak istemeyenleri anlayışla karşılamak gerekir.

     BAS GAZETESİ

     24 TEMMUZ 2017

 

365 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir