Tarih Kürdistan’dan Başlar

 

Muazzez Hêja Baktaş

 

 

 

 

 

     NÛH TUFANI, SÜMERLER VE HİTİTLER

     “Yunan medeniyeti de hicret eden Kürtler’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtler’in Yunan’a gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkçası çağdaş Amerikan medeniyetidir. Çok ilginçtir, hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yöreden, Beyn’en- Nehreyn’den Batı söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncül bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi Yunan medeniyetinin kaynağı Kürtler’e dayanır. Kürtler iki nehir arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefe merkezidir. Riyazî bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir.” (Dr. Ali Şeriatî, Medeniyet ve Modernizm, sayfa 59)

     Yazıya bu alıntı ile başlamamın nedeni, yazdıklarımızı ve bizi ciddiye almayanlara karşı hiç kimsenin reddedemeyeceği bir referansla başlama isteğimizdir. Dr. Ali Şeriatî, İslam dünyasının önemli entelektüellerinden biridir.

     Yunan kültürüne geleceğiz fakat en başa dönelim:

     Nûh Tufanı ile başlayalım. Tufanla ilgili bütün işaretler ve tufan sonrası bütün veriler tufanın Kürdistan’da ortaya çıktığını gösteriyor. Tufan efsanesinin bütün kültürlere ve dînlere buradan yayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

     Tufanın asıl kaynağı “Gılgamış Destanı”dır. Destanda tufanın kopacağı ve buna tedbir olarak birinin gemi yaptığı uzunca bir bölümde anlatılmaktadır.

     Sümerler ve Sümerce, 20. yüzyılda icat edilen ve ortaya atılan bir kavim ismidir. Nereden geldikleri bilinmeyen ve birdenbire Mezopotamya’da dönemine göre en üst seviyede bir medeniyet inşâ eden ve nereden geldikleri bilinmediği gibi nereye gittikleri de bilinmeyen bir kavim olarak anlatılan ve adına Sümer denilen kavim, Yukarı Mezopotamya’dan gelen Kürtler’in bizzat kendileridir.

     Kürtler’in tarihini bilenler bırakın Sümerler dönemini, günümüzde bile birçok değişik özelliklere sahip kabilelerden ve değişik lehçelerden oluşan bir dil konuşan bir halk olduğunu göreceklerdir.

     Bakın özellikle Türk tarihçileri Sümerler’i Türkler’le ilişkilendirmek için zorlayarak bazı kelimelerin ortak olduğunu iddiâ etmektedirler. Peki Sümerce diye bilinen dilin özellikle en eski Kürtçe lehçeleriyle benzerlikleri, dilin yapısı ve diğer kültürel özellikler incelenmiş midir?

     Dolayısıyla arkeologların ve tarihçilerin bir türlü içinden çıkamadığı problemi çözelim: Sümerler diye “ayrı” bir kavim hiçbir zaman olmamıştır ve hiçbir tablette kendilerine “Sümer” adını takmamışlardır. Bu kavim Yukarı Mezopotam’dan Aşağı Mezopotamya’ya giden Kürtler’den başkası değildir. Ve tarihten de silinmemişlerdir. Tam aksine Mezopotamya uygarlığının içerisinde hâlâ yaşamaya devam etmektedirler.

     İşte “Gılgamış Destanı” ve “Tufan” mitolojisi tamamen Kürdistan kaynaklıdır. Sadece “Tufan” değil aynı zamanda “ölümsüzlük” mitolojisi ve “iksiri” de Kürdistan kaynaklıdır.

     TARİH KÜRDİSTAN’DAN BAŞLAR

     Tarih şimdilik kaydıyla “Sümer”de başlıyorsa, o zaman doğru tabir şu olmalıdır: “Tarih Kürdistan’da başlar”

     Gelelim Nûh Peygamber’e ve Tufan’a…

     Yine hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir kaynağa başvuralım:

     “Kürtler’in tarihinin Hz. Nûh ve Tufan’la başladığını iddiâ eden isimlerden biri de, 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79)’dir. Üstâd Mevdudî, hem başyapıtı olan 7 ciltlik ‘Tefhîm’ul- Qûr’ân’ adlı eserinde, hem de diğer kitaplarında, Nûh Tufanı’nın Kürdistan’da gerçekleştiğini belirterek Kürtler’in tarihini buradan başlatır. Bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tefhîm’ul- Qûr’ân, Hûdsûresi tefsiri ve Araf sûresi tefsiri / ayrıca bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tarih Boyunca Tevhîd Mücadelesi ve Peygamber’in Hayatı.” (İbrahim Sediyani, Yeryüzünün İlk Kavmi Kürtler ve Konuşulan İlk Dili Kürtçe, Ufkumuz, 26 Mart 2014)

     Mevdudî kolay kolay yabana atılacak biri değildir. Şöyle ki, Kur’ân tefsiri olan “Tefhîm’ul- Qur’ân” şimdiye dek en çok satılan ve okunan Kur’ân tefsiridir dünyada.

     Gelelim maddî kanıtlara…

     Geminin Cudi Dağı’na oturduğunu bizzat Kur’ân belirtmektedir.

     “Cudi” kelimesi “yer bulmak” anlamına gelmektedir Kürtçe’de.

     Halk arasında geminin Cudi Dağı’nın Sefine Tepesi’nde karaya oturduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden burası günümüzde bile “ziyaret” olarak bilinmekte ve ziyaretçiler tarafından gidilmektedir. Bu tepeye Süryaniler “Geminin Manastırı” adıyla bilinen bir tapınak inşâ ederler.

     Yine Süryaniler Cudi Dağı’na “Turê Kardu” (Kürtler’in Dağı) derler. “Sefine” ise “gemi” anlamına gelmektedir.

     Devam edelim: Teologlar ve tarihçiler ve hatta Kur’ân’a göre gemide 80 insan bulunmaktaydı.

     Gemiden çıkan insanlar “Heyştêyan” (Seksenler) adıyla bir köy kurarlar ve bu köy hâlâ bu isimle Şırnak’a bağlı olarak bulunmakta ve yaşam devam etmektedir.

     Nûh Peygamber’in mezarı Cizre’dedir ve ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir. Cizre’nin bir mahallesinin ismi Nûh, bir diğeri de Yafes’tir. Yafes, Nûh Peygamber’in üç oğlundan birinin ismidir.

     Şırnak’ın gerçek ismi “Şehr-i Nûh”tur. Süryaniler Şırnak’a “Şera Nûh” yani “Nûh’un İstirahatgâhı” derler.

     Cizre surları gemi biçimindedirler.

     Normal koşullarda arkeologlar ve tarihçiler küçük bir çanak – çömlekten çok büyük teorilere ve sonuçlara ulaşmayı bilirler. Peki yukarıda yazdığımız ve kalıntıları hâlâ günümüze kadar gelen Nûh Tufanı ile ilgili bu kadar “maddî” kanıta rağmen neden bu sonuçlara ulaşmayı denemiyorlar?

     Cevap kesinlikle Kürdistan’ın kendi tarih yazımının şu veya bu nedenle “ihmal” edilmesi veya egemenlerin “resmî tarihinin” bizlerin kafasında çok fazla yer almasından kaynaklanmaktadır.

     Bazı araştırmacılar geminin Ararat Dağı’nda yani Agirî (Ağrı) Dağı’nda karaya oturduğunu iddiâ etmektedirler. Bu tamamen Ararat Dağı’nın Ermenistan’a ait olması temelinde dillendirilen bir teorinin yansımasıdır.

     Sabrederseniz Ermeniler’e de ileride geleceğiz. Sümerler nasıl Yukarı Mezopotamya’dan gidenlerse, peki yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeniler kimler oluyor? O zaman biraz daha geriye gidelim…

     ÖNCE HİTİTLER

     Klasik tarih anlatımı tıpkı Sümerler gibi Hititler’in M. Ö. 2000 yıllarında Anadolu’da büyük bir medeniyet inşâ ettiklerini ve zamanla tarih sahnesinden çekildiklerini iddiâ etmektedirler.

     On puanlık soru soracağım herkese: Sümerler, Akkadlılar, Babilliler, Asurlular, Elamlılar ve Hititler nereye kayboldular? Bu kadar büyük uygarlıklar ortaya çıkaran kavimlere ne oldu?. .

     Ve klasik tarih anlayışına göre bunlardan çok daha geri bir uygarlığa sahip olan Kürtler nasıl olur da hâlâ tarih sahnesinden çekilmediler de o anlı şanlı uygarlıklar tarihten kayboldu?.. .

     Bırakın çok derin teorileri normal bir halk diliyle lütfen cevap verin!..

     Neden bu uygarlıkların hepsi yok oldu da Kürtler hâlâ tarihteki yerlerini devam ettirmektedirler?

     İşte nedenini söyleyelim. Boşuna “Tarih Kürdistan’dan Başlar” diye başlık atmıyorum:

     Bu değişik isimlerle adlandırılan ve sanki değişik uygarlıklar gibi aktarılan bütün bu kavimlerin kökeni Kürdistan’dır. Bu kavimlerin hepsi Kürdistan’dan etrafa yayılmışlardır.

     Neden eski kavimlerin hiçbirinin dili “Aramice” hariç günümüzde konuşulmamaktadır fakat Kürtçe hâlâ canlılığını korumaktadır? Anlatalım o zaman…

     Bütün eski kavimlerin dillerinin kökeni Kürtçe’dir.

     Ama tek bir Kürtçe’den bahsetmiyorum. Kürtçe’nin lehçeleri ve şivelerinden bahsediyorum.

     Herkesin doğru bildiği bir yanlışı da hemen düzelteyim: Kürtler etnik olarak Persler’den ve dil olarak Farsça’dan gelmemektedirler. Tam tersine Persler Medler’den ve Farsça da Kürtçe’den gelmektedir.

     Uzun lafın kısası Mezopotamya topraklarında yaşayan eski kavimlerin tamamı Kürtler’in akrabalarıdır ve tarih sahnesinden çekilmemişlerdir. Dilleri ve kültürleri evrilerek değişik kavimlere dönüşmekle birlikte bu eski kavimlerin “kadim torunları” en çok günümüzde hâlâ Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar.

     Asuriler, Ermeniler, Süryanîler, Keldanîler, Ézidîler, Zerdüştîler, Alevîler ve daha niceleri günümüzde neden en çok Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar?

     Sadece Kürtlerin dil, dîn ve mezhep alanındaki “hoşgörüleri” ile bu durum açıklanamaz.

     Çünkü bu kavimlerin hepsi aslında “bizimkilerdir”. Ve aslında kendi topraklarında yaşamaya devam etmektedirler.

     Hititler konusuna gelecek olursak…

     Diyelim ki klasik tarihin anlattığı gibi Hititler diye bir uygarlık yaklaşık 2000 yıl Anadolu’da varlığını sürdürdü ve sonra tarih sahnesinden ayrıldı.

     Peki bunların komşuları kimlerdi? Doğu ve güney komşuları günümüz Kürdistan toprakları değil mi?

     Üstelik Hititler de tıpkı Sümerler gibi 20. yüzyılda ortaya çıkarılmış bir uygarlıktır. İşte bütün sorun burada başlamaktadır.

     20. yüzyılda ortaya çıkarılan bu uygarlıklar Kürdistan tamamen yok sayılarak bir yerlere “eklemlenmeye” çalışılmıştır. Akkadlılar Araplar’a, Zerdüşt dîni Persler’e, Babilliler ise yine Araplar’a eklemlenmiştir. Asurlulur’a sahip çıkan olmamıştır. Sümerler’i en çok Türkler sahiplenmekte, Hititler ise “kimsesiz” kalmışlardır.

     Çok önemli bir hatırlatma yapacağım… Bizler yani Kuzeyliler tarihi Türkçe okumaktayız. Ve onlar kime ne derse biz de öyle deriz. İşte bu bizim herşeyi onlar gibi anlamamıza ve yorumlamamıza neden olmaktadır.

     Hitit ismini Türkçe bilmekteyiz. Veya bazıları hızını alamayıp “Eti” derler. Atatürk saçma teorilerine kılıf uydurmak için “Eti” adıyla dev tesisler kurmuştur mesela.

     Hititler kendilerine “Hitit” demiyorlardı.

     Onların gerçek ismi “Hattiler”dir.

     Şimdi sıkı durun! Herkes kafasındaki Kürdistan haritasını önce gözden geçirsin ve lütfen “genişletsin”. Neden mi?

     Çünkü “Hattiler” bizleriz. Yani bizim atalarımızdır. İç Anadolu’ya yerleşen ve orada “muhteşem” bir uygarlık tesis edenler, bizimkilerdir.

     “Hatti” ismi Kürtçe’de “gelenler” anlamına veya “geldiler” anlamına gelmektedir. Veya “gelenlerin ülkesi” de denilmektedir.

     Peki kim bu gelenler? Ve sonra nereye gittiler?

     Hattiler Kürtler’in Anadolu’da kurdukları en önemli uygarlıklardan bir tanesidir.

     Biraz daha temellendirelim: Hattiler kuzeyden gelen saldırılar sonucu İç Anadolu’dan çıkarılınca şimdiki Gaziantep bölgesinde daha küçük bir uygarlık olarak 700 yıl daha yaşamaya devam ederler.

     Şimdi klasik tarih anlatımı olarak eski kavimlerin “ortadan kaybolması” teorisi mi size daha mantıklı geliyor, yoksa bu uygarlıkların Kürdistan’da hâlâ varlıklarını sürdürmesi mi daha mantıklı geliyor?

     Hattiler’in bilinen önemli krallarından birinin ismi Hattuşili’dir. Yani Kürtçe’de “yağmuru getiren adam”

     Yetmediyse devam edelim: Dünyanın en eski yazılı şarkısı Kürtçe’dir ve bu şarkıyı Hattiler yazmıştır.

     Sümer ve Hitit tabletlerinin dili Kürtçe’nin eski lehçelerinin dilidir.

     Ve iddiâ ediyorum, arkeologlar ve dilbilimciler bu tabletleri okuma – yazma bilmeyen Kürt yaşlılarına okusunlar, bizim yaşlılarımız hemen o tabletlerde yazılanların önemli bir kısmının anlamını onlara söylerler. Araştırmacılar yıllarca boşuna bu tabletleri çözmek için o kadar kafa yordular. Çünkü kafalarında Kürdistan tarih yazımı bilinci olmadığı için Kürtçe’yle bu tabletleri karşılaştırma gereği duymadılar ne yazık ki.

     Daha ne diyelim?..

     NERİNA AZAD

     13 TEMMUZ 2017

 

1614 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Tarih Kürdistan’dan Başlar

  1. Ramazan dedi ki:

    Yazilarinizi buyuk keyif alarak okuyorum. Iyi ki varsiniz Muazzez Hanim.

    Iki kelime eklemek istiyorum:

    Iki nehir arasi bølgeye Mezepotamya denir, yerli halkina Kurt denir. Insanligin cikis noktasi. Buradan insanlar Asya ve Avrupa’ya dogru gøc etmislerdi.

    40 senedir Avrupa’dayim ve hep ulkelerin kultur ve dilleri ilgimi cekmistir. Ingiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Italya, Yugoslavya, Polonya ve ve ve butun Iskandinavya ulkeleri.

    Bu ulkelerin konustuklari dillerinde binlerce Kurtce kelime ve saygilar vardir.

    Bu ulkedeki vatandaslarla Kurtce ile ayni kelimeleri søyledigimde sasiriyorlar.

    Ørnegin Norvec, Isvec, Danimarkalilar Kurtce olarak “bu benim kardesim”, “adin ne” , “at”, “tilki”, daha yazamadigim binlerce kelimesi Kurtce. Biraz tartistiktan sonra neden Kurtce’nin binlerce kelimesi Asya ve Avrupa dilinde ayni, neden Turkce veya Arapca degil?

    Sonuc olarak daha cok detayina indiginde eski gelenek ve gøreneklerin de tipatip Kurtler’in kulturlerine benziyor.

    Evet Kurtler en eski halk ve insanlik buradan butun dunyaya yayilmistir. Bu benim tespitimdir, yanlis varsa lutfen duzeltiniz.

    Saygilar.

    Ramazan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir