Dodekalitten

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 8…

 

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 8

İbrahim Sediyani

Kunst finde mad overalt.

(Sanat her yerde ekmek bulur.)

Dan atasözü

     Danimarka’nın Deniz Ülkesi / Zelanda (Dan. Sjælland) iline ait, Baltık Denizi üzerinde yer alan Lollanda (Lolland) Adası’ndaki gezimiz tüm güzelliğiyle devam ediyordu…

     Nørreballe köyündeki çiçekleri kokladıktan sonra yolumuza devam ediyor, talî bir yol olan 9 nolu yoldan çıkıp direksiyonu sola kırarak patika bir yol olan 289 nolu yola giriyoruz. Yolun ismi, Skibevej (= Gemiler Yolu)

     Biraz sonra, “Knuthenborg Safari Parkı” (Dan. Knuthenborg Safaripark) adlı aile tatil ve macera parkının önündeyiz.

     Burası bir safari parkı. Afrika ve diğer kıt’âlardan getirtilen vahşî hayvanlar sergileniyor. Aslanlar, kaplanlar, zürafalar, zebralar, gergedanlar… Hayvanlar mı vahşî, yoksa onları doğal ortamlarından koparıp sırf eğlence ve para için ömür boyu hapseden insanlar mı, tartışılır tabiî…

     Safari parkı, deniz kıyısına kadar uzanıyor. O kıyıda ise, 558 kişinin yaşadığı küçük bir köy olan Bandholm yer alıyor.

     Bandholm köyünden sonra denize paralel yol alıyoruz artık. Baltık Denizi, sağımıza düşüyor.

     Sırasıyla ReersnæsBlansSaltvigHejringeLindetBirket ve Torrig köylerini geride bırakarak, Kragenæs köyüne varıyoruz.

     Buraya niye mi geldik? Başkent Kopenhag’a gitmek için kuzeydoğuya doğru seyahat etmemiz gerekirken neden mi batıya doğru yolculuk ediyoruz?

     Çünkü adada görmek istediğimiz çok özel bir yer var ve “Dodekalitten” isimli bu özel mekân, Torrig ve Kragenæs köylerinin arasındaki bir arazide yer alıyor.

     Kragenæs, deniz kıyısındaki bir liman köyü. Torrig ise adanın biraz daha içinde. Dodekalitten adlı san’ât alanı, bu iki köyün doğusuna düşen bir çayırlık alanın üzerinde kurulu. Köyler ile o mekân arasında ise büyük bir orman var.

     Dodekalitten adlı san’ât alanına arabayla gidilmiyor, yol yok. Sadece yayalar için yol var ve ancak yürüyerek gidebilirsiniz. Oraya gitmek için de önce o büyük ormanın içine girip, ormanın içinde yürüyüş yapmalısınız.

     Biz de öyle yapıyoruz. Torrig ve Kragenæs köyleri arasındaki Kragenæsvej (= Kragenæs Caddesi) adlı yolun kenarına arabamızı park edip, dışarı çıkıyoruz. Orman, yolun hemen kenarında başlıyor. Sonra da ormanın içine dalıp, “tabanımıza kuvvet” diyerek başlıyoruz yürümeye…

     Ormanın bir ucunda başlayıp öbür ucundan çıkan ve daha sonra da o mekâna kadar giden bir yaya yolu var. Yolun ismi Hjertestien ve Danca’da “Kalp Yolu” anlamına geliyor. O yolda yürüyoruz.

     “Kalbe giden yol” dedikleri bu olsa gerek. Demek ki “erkeğin kalbine giden yol midesinden” geçmiyormuş, “ormandan” geçiyormuş. (O yüzden mi kadınlar bize “ayı” diyorlar acaba? Olabilir; gezi bittikten sonra bu konuyu araştırmam lazım.)

     Ormanın bir ucundan öbür ucuna yürümemiz, 30 dakika kadar sürüyor.

     Ormanın bittiği yerde, geniş bir çayırlık alan başlıyor. Dodekalitten de bu alanın üzerinde kurulu ve ormanın bittiği yerden baktığınızda, uzaktan görünüyor. Devam ediyoruz yürümeye.

     Biraz sonra oradayız.

     Birkaç fotoğrafını çektikten sonra, incelemeye başlıyoruz. Güzel bir san’ât eseri. Alanda hoşça vakit geçiriyoruz. Bulunduğumuz yer bir san’ât alanı, etrafı ise oldukça geniş ve açık, karşımızda ise masmavi deniz suları, Baltık Denizi. Hem eser güzel, hem manzara.

     “Dodekalitten” Yunanca bir kelime ve “Oniki Taş” demek.

     Gerçi burada 12 değil 6 adet taş heykel dikilmiş. Çünkü eser henüz tamamlanmamış. Daha dikilmesi gereken 6 tane daha heykel var ve bunların da dikilmesi planlanıyor. Toplam 12 adet olduklarında, Dodekalitten (= Oniki Taş) adlı bu san’ât eseri de tamamlanmış olacak.  

     Dodekalitten şu anda 6 adet taş figürden oluşuyor ve bunların her biri 7 – 8 m yüksekliğinde. Bunun en üstteki 2 m’si, insan kafası olarak yapılıyor. Şu anda 6 heykelden 3’ü tamamlanmış, diğer 3’ü ise henüz tam bitmemiş, üstteki kafa biçimi henüz yontulmamış vaziyette.

     Heykellerin hepsi de 30 m çapında bir daire merkezine doğru içe dönük olarak konumlandırılmış durumda.

     Bu heykellerin ağırlıkları ise, 25 ilâ 40 ton arasında değişiyor.

     Dodekalitten, Kopenhag doğumlu yazar ve heykeltraş Thomas Birch Kadziola (doğumu 1962) ile Århus doğumlu bestekâr ve müzisyen Gunner Møller Pedersen (doğumu 1943) tarafından yaratılan bir eser.

     Gelelim, “heykelcilik” ve “müzik” san’âtlarını birbiriyle buluşturan bu eserin hikâyesine…

     Yani sonuçta, gelişmiş ülkelerdeki heykeller geri kalmış ülkelerdeki heykeller gibi “insanları resmî ideoloji putuna taptırmak” amaçlı yapılmadığına göre, bu heykellerin bir yapılış amacı, bir sebebi ve hikmeti olmalı, değil mi?

     Uzun bir zaman önce İskandinavya topraklarına gelen Lolerne isimli bir topluluk vardı. Lolerneler, takriben bundan 7 bin 500 yıl önce Lollanda (Dan. LollandAdası’na gelip yerleştiler.

     Lolerneler, demokratik bir toplumdu. Kendilerine özgü kültürleri vardı ve müziğe büyük önem veriyorlardı, kabilevî (veya dînî de olabilir) ritüellerini müzik aletleri çalarak, şarkılar söyleyerek yerine getiriyorlardı. Lolerneler ada üzerinde yılın belli günlerinde bir alanda toplanır, toplu olarak müzikal etkinlikler düzenler ve şarkı söylerlerdi. (O topluluktan günümüzde pek kimse kalmamıştır. Bilinen çok az sayıda Lolerneli aile de bugün ABD’nin Los Angeles şehrinde yaşamaktadır.)

     Ada üzerinde bugün Lolerneler’den kalma 70 kadar mezar ve birkaç el arabası olduğu belirtilmektedir. Mezarlar, adanın Ellevehøj (= Onbir Höyük) ve Glentehøj (= Uçurtma Höyüğü) adlı tepelerinde yer almakta.

     2006 yılında Århuslu bestekâr ve müzisyen Gunner Møller Pedersen, Kopenhaglı yazar ve heykeltraş Thomas Birch Kadziola’nın ada üzerindeki Maribo köyünde bulunan Søllested Çiftliği (Dan. Søllestedgaard)’nin bahçesinde yapıp diktiği “Anemarken” isimli heykel figürlerini görünce, aklına, adanın o eski müzik sevdâlısı sakinleri olan Lolerne kabilesinin anısına da böyle bir san’âtsal anıtın yapılabileceği geldi. Yani fikir, bestekâr ve müzisyen Pedersen’e aittir. Pedersen bu fikrini yazar ve heykeltraş Kadziola’ya açar. Kadziola da bu fikri ilginç ve güzel bulur.

     Bu iki sanatçı, uzun süre oturup bu konuyu konuşarak, fikri projeye dönüştürürler. Tarih kitaplarında Lolerne kabilesi hakkında yazılmış bilgileri okurlar. Aynı zamanda yazar olan heykeltraş Kadziola, bu kabileyle ve onların müzik kültürüyle ilgili bir makale kaleme alır. O tarihte “Sediyani Haber” henüz yayında olmadığı için, bu makale Danimarka medyasında yayınlanmıştır.

     Projenin yapımına aynı yıl başlanır, 2006. İsmini “Dodekalitten” koyarlar ki, Yunanca olup “Oniki Taş” demektir (Kürtçe ismi de Yunanca orijinal ismine çok benzemektedir: “Dozdekevır”).

     “Müzik” ve “heykeltraşlık” san’âtlarını aynı eserde buluşturacak olan bu ilginç çalışmada, toplam 12 tane taş heykel figürü yapılıp dikilecektir. Daha sonra her biri 7 – 8 m yüksekliğinde ve 25 – 30 ton ağırlığında olup, hepsi de 30 m çapında bir daire merkezine doğru içe dönük olarak konumlandırılmış olan insan heykellerinin içine elektrikli kablo ve elektro akustik müzik ses sistemi kurulacak. Böylece bu insan heykelleri durmadan şarkılar söyleyecek, müzik seslendireceklerdir.

     Ada üzerindeki yemyeşil bir vadide ve tam da masmavi deniz sularının kıyısında, binlerce yıl önce adada yaşamış olan ve geleneksel olarak müzik çalıp şarkılar söyleyen Lolerne kabilesini temsilen 12 tane insan heykeli aynı şekilde halka oluşturarak durmadan şarkılar söyleyecektir.

     “Doğa”“tarih”“müzik” ve “heykelcilik”; bu dört bilimi / san’atı aynı projede buluşturan muhteşem bir eser, hakikaten.

     Her ne kadar Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay’ın şarkıları çalmayacağı için bu eserin bizim nazarımızda bir kıymet-i harbiyesi yoksa da, burada yaşayan fukara Danimarkalılar için oldukça ehemmiyetli bir eser olacak.

     Ancak bu harika san’ât eseri, henüz tamamlanmış değildir.

     Şu anda 6 heykelden 3’ü tamamlanmış durumda. Diğer 3’ü ise henüz tam bitmemiş ama yapımları devam ediyor. Ana gövdeleri bitirilmiş sayılır ama üstteki kafa biçimi henüz yontulmamış vaziyette.

     Tam olarak bittiğinde, burası hakikaten çok ilginç ve görülmesi gereken bir mekân olacak.

     Eğer o tarihe kadar vatan ve millet uğruna şehîd olmazsam veyahut bir fail-i meçhul cinayete kurban gitmezsem, bittiğinde tekrar gelip görmek istiyorum.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

Çünkü adada görmek istediğimiz çok özel bir yer var ve “Dodekalitten” isimli bu özel mekân, Torrig ve Kragenæs köylerinin arasındaki bir arazide yer alıyor. (DANİMARKA)

Ormanın bir ucunda başlayıp öbür ucundan çıkan ve daha sonra da o mekâna kadar giden bir yaya yolu var. Yolun ismi Hjertestien ve Danca’da “Kalp Yolu” anlamına geliyor. O yolda yürüyoruz. “Kalbe giden yol” dedikleri bu olsa gerek. (DANİMARKA)

Birkaç fotoğrafını çektikten sonra, incelemeye başlıyoruz. Güzel bir san’ât eseri. Alanda hoşça vakit geçiriyoruz. Bulunduğumuz yer bir san’ât alanı, etrafı ise oldukça geniş ve açık, karşımızda ise masmavi deniz suları, Baltık Denizi. Hem eser güzel, hem manzara. (DANİMARKA)

“Dodekalitten” Yunanca bir kelime ve “Oniki Taş” demek.

Gerçi burada 12 değil 6 adet taş heykel dikilmiş. Çünkü eser henüz tamamlanmamış. Daha dikilmesi gereken 6 tane daha heykel var ve bunların da dikilmesi planlanıyor. Toplam 12 adet olduklarında, Dodekalitten (= Oniki Taş) adlı bu san’ât eseri de tamamlanmış olacak. (DANİMARKA)

Dodekalitten, Kopenhag doğumlu yazar ve heykeltraş Thomas Birch Kadziola (doğumu 1962) ile Århus doğumlu bestekâr ve müzisyen Gunner Møller Pedersen (doğumu 1943) tarafından yaratılan bir eser. (DANİMARKA)

2006 yılında Århuslu bestekâr ve müzisyen Gunner Møller Pedersen, Kopenhaglı yazar ve heykeltraş Thomas Birch Kadziola’nın ada üzerindeki Maribo köyünde bulunan Søllested Çiftliği (Dan. Søllestedgaard)’nin bahçesinde yapıp diktiği “Anemarken” isimli heykel figürlerini görünce, aklına, adanın o eski müzik sevdâlısı sakinleri olan Lolerne kabilesinin anısına da böyle bir san’âtsal anıtın yapılabileceği geldi. Yani fikir, bestekâr ve müzisyen Pedersen’e aittir. Pedersen bu fikrini yazar ve heykeltraş Kadziola’ya açar. Kadziola da bu fikri ilginç ve güzel bulur. (DANİMARKA)

Dodekalitten şu anda 6 adet taş figürden oluşuyor ve bunların her biri 7 – 8 m yüksekliğinde. Bunun en üstteki 2 m’si, insan kafası olarak yapılıyor. Şu anda 6 heykelden 3’ü tamamlanmış, diğer 3’ü ise henüz tam bitmemiş, üstteki kafa biçimi henüz yontulmamış vaziyette. (DANİMARKA)

Heykellerin hepsi de 30 m çapında bir daire merkezine doğru içe dönük olarak konumlandırılmış durumda. Bu heykellerin ağırlıkları ise, 25 ilâ 40 ton arasında değişiyor. (DANİMARKA)

“Müzik” ve “heykeltraşlık” san’âtlarını aynı eserde buluşturacak olan bu ilginç çalışmada, toplam 12 tane taş heykel figürü yapılıp dikilecektir. Daha sonra her biri 7 – 8 m yüksekliğinde ve 25 – 30 ton ağırlığında olup, hepsi de 30 m çapında bir daire merkezine doğru içe dönük olarak konumlandırılmış olan insan heykellerinin içine elektrikli kablo ve elektro akustik müzik ses sistemi kurulacak. Böylece bu insan heykelleri durmadan şarkılar söyleyecek, müzik seslendireceklerdir. (DANİMARKA)

Ada üzerindeki yemyeşil bir vadide ve tam da masmavi deniz sularının kıyısında, binlerce yıl önce adada yaşamış olan ve geleneksel olarak müzik çalıp şarkılar söyleyen Lolerne kabilesini temsilen 12 tane insan heykeli aynı şekilde halka oluşturarak durmadan şarkılar söyleyecektir.

“Doğa”“tarih”“müzik” ve “heykelcilik”; bu dört bilimi / san’atı aynı projede buluşturan muhteşem bir eser, hakikaten. (DANİMARKA)

Dodekalitten, 26 Mayıs 2017

156 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir