Seyyah, Filozof, Entelektüel, Hümanist Mardinli Peygamber Mani ve Manicilik Dîni

 

isediyani

Mardin doğumlu, anadili Süryani olan ve Kürtçe’yi ileri derecede bilen ve yazdığı 6 kitabın 4 tanesini de Kürtçe yazan Kürdistanlı bir peygamberdir, Mani Peygamber. Kadın – erkek eşitliğini savunmuş, köleliğe karşı çıkmıştır.

Seyyah, Filozof, Entelektüel, Hümanist Mardinli Peygamber Mani ve Manicilik Dîni

Muazzez Hêja Baktaş

     “Zerdüşt bir Kürt peygamberidir” dediğimizde bizim Kürtler önce bir afallıyorlar, gerçekleri öğrenince de mutlu oluyorlar.

     Küçük bir not: Bazıları Kürtler’in dîninin İslam, peygamberinin de Hz. Muhammed olduğunu belirtme gereği duyup yazdıklarımızı anlayamıyorlar. Elbette ki Kürtler’in ezici çoğunluğu Müslüman’dır ve bizim ne İslamiyet’e ne de Hz. Muhammed Peygamber’e yönelik bir tavrımız olabilir. Kürtler’in Müslüman olmadan önceki dînî inançlarını ve kültürlerini kendi bakış açımızdan değerlendiriyoruz. Kur’an’da adları sayılı peygamberler dışında Allah her kavme peygamberler gönderdiğini, her kavme gönderdiği peygamberleri anlasınlar diye onların dilleriyle “tevhid”e dâvet ettiğini kendisi söylemektedir.

     Onun için özellikle “tektanrılı dînler”in en önemli peygamberlerinden olan Zerdüşt ve Mani hakkında gereken hükmü bence Allah verecektir.

     Sonuç itibariyle ikisi de peygamberdirler ve getirdikleri dîn yüzyıllarca geniş coğrafyalarda yayılmıştır.

     Mani Peygamber’in hayatı ve öğretileri oldukça ilginçtir.

     Mani Peygamber Mardin doğumludur ve anadili Süryanice’dir. Süryanice’nin yanısıra Kürtçe, Farsça, Arapça, Yunanca, Çince ve Hint dillerini de bilmektedir.

     Kitaplarını Kürtçe ve Süryanice yazmıştır. Dolayısıyla Mani Peygamber köken olarak Süryani’dir.

     Kürdistanlılar en azından şunu bilmelidirler ki; Mani Peygamber bu toprakların “filozofu”dur.

     Toplam 6 kitap yazmış ve 4 tanesini Kürtçe yazmıştır:

     1 – Rêya Rast (Doğru Yol)

     2 – Veşantî (Gizlilik)

     3 – Nvisa Gernasa (Kahramanların Kitabı)

     4 – Olperestî (Dîndarlık)

     Mani Peygamber birçok yeteneğinin yanısıra inanılmaz bir yazı ustasıydı. O kadar ileri boyuta ulaşmıştı ki yazı sanatında, kendisine ait olan yeni bir yazı dili ve alfabesi bile oluşturmuştu. “Manevî” adıyla bilinen yeni bir yazı sistemi geliştirmişti.

     Zerdüşt Peygamber ise daha sonra “Zend Avesta” olarak bilinen “Avesta”yı şimdi unutulmuş olan Kürtçe’nin Hewramî lehçesiyle yazmıştır. Tarihte bilinen ve günümüze kadar ulaşan en eski “Avesta” metinlerinin hepsi Kürtçe’dir.

     Zerdüşt Peygamber’i “Persli”, Mani Peygamber’i ise “Babilli” diye aktaran kaynaklara cevabımız şu olacaktır:

     Zerdüşt Peygamber Urmiye Gölü civarında doğar ve büyür. Havarileriyle 45 gün ibadet yaptığı ve “Mirac”a yükseldiği yer, tarihte “Baetal” diye yanlış adlandırılan “Urmiye” Gölü’dür. Ve Mani Peygamber ise Mardin doğumlu, anadili Süryani olan ve Kürtçe’yi ileri derecede bilen ve yazdığı 6 kitabın 4 tanesini de Kürtçe yazan Kürdistanlı bir peygamberdir.

     Sadece bunlar mı?

     Devam edeceğiz diğer yazılarımızda. Nûh, İbrahim, Salih peygamberler gelecek yazılarda yazılacak, daha ve fazlası da var…

     Gelelim Mani Peygamber’e…

     Dînler tarihinin gördüğü en entelektüel peygamber,  tartışmasız Mani Peygamber’dir.

     Yetenekleri saymakla bitmez.

     En başta dînini yaymak için sürekli olarak diyar diyar gezmiştir. Mani Peygamber kadar gezen, birçok kültürü ve dili bilen başka bir peygamber örneği yoktur.

     Bu anlamda “seyyah” bir peygamber portresi ile karşılaşmaktayız. Çin, Hindistan, Orta Asya, Bütün Mezopotamya, Babilonya, Arap Yarımadası ve Anadolu topraklarını yıllarca gezmiştir. Gittiği yerlerin dillerini öğrenmiş, dinlerini incelemiş, peygamberlerini özümsemiş, sanatlarının detaylarına vakıf olmuştur.

     Yine peygamberler arasında Mani Peygamber kadar kendi çabasıyla birkaç dil bilen başka bir peygamber yoktur.

     Allah Hz. Adem’e herşeyi ve dili öğretir. Hz. Süleyman’a ise hayvanların dilini bile öğretir. Fakat Mani Peygamber kendi çabasıyla 6’dan fazla dil öğrenir.

     Bu dillerin O’na şöyle bir faydası dokunacaktır: Mani Peygamber dört dörtlük bir filozoftur. Bütün Yunan klasiklerini okumuş, o dönem yazılmış olan bütün İncil’leri incelemiş, Budist metinlerin tümünü incelemiş, Yahudî kaynaklarına ve Tevrat’a vakıf olmuş, Çin kültüründeki “Yin – Yang felsefesi”ni derinlemesine incelemiştir. Mani Peygamber dînini ve öğretisini yayarken bütün bu dînlerden ve kültürlerden yararlanmıştır.

     Zerdüşt düalizmini, Babilonya folklorunu, Hristiyan öğeleri, Budist ahlâkını derin Mezopotamya kültürüne “harmanlayarak” ortaya kendi dînini çıkartmıştır.

     “Evrensel bir dîn” olmayı hedefleyen Manicilik, oluşturduğu “karma” felsefesiyle M. S. 3. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar bilinen dünyanın her tarafına yayılmış bir dîndir.

     Hristiyanlık’ın Roma’nın “resmî dîni” haline gelmesinden sonra bütün coğrafyalarda en büyük rakibi tartışmasız Mani dîni olacaktır.

     Kuzey Afrika, İspanya, Fransa, Kuzey İtalya ve Balkanlar’da Mani dîni 1000 yıl varlığını devam ettirmiştir.

     İslam’ın İspanya’ya yayılması hep büyük bir başarı olarak lanse edilir ama Mani dîninin yüzyıllarca Avrupa’nın yarısından fazlasına yayılması ve varlığını sürdürmesi pek hatırlanmaz.

     Sadece Avrupa değil, İran, Türkistan, Kuzey Hindistan, Batı Çin ve Tibet’e kadar Mani dîni yayılmıştır.

     Fakat Mani dîninin en fazla kök sürdüğü ve etkilerinin hâlâ devam ettiği halk Kürtler olmuştur. Dolayısıyla Manicilik Mezopotamya topraklarında adetâ kök salmıştır.

     Doğu’da ve Batı’da bu kadar hızlı yayılan başka bir dîn şimdiye dek olmamıştır.

     Mani Peygamber uzun yıllar Babil’de yeraltı bir tarikatta eğitim görür. Onun için birçok “gizli öğretiye” daha gençliğinde hâkim olur.

     Tarikat üyeleri “vaftiz” olurdu, Mani bunu kendi dînine uyarlar. Dîn adamları et yemezlerdi, şarap içmezlerdi. Mani Peygamber bunu da Manicilik’e aktarır. Cinsel perhiz uygulanırdı ve Cumartesi günü çalışmazlardı.

     Mani Peygamber bir “sentezci”dir. Ve dîni tamamen bütün dînlerin ve kültürlerin “birleşmesi” sonucu ortaya çıkmıştır.

     Mani Aramice “Işık” demek ve Manicilik’in temel felsefesi “Aydınlık – Karanlık” mücadelesine dayanır. “Rabba” yani “Aydınlatan” anlamına gelmektedir “Mani” kelimesi.

     Âhiret, Cennet ve Cehennem, öte dünya öğretilerini Zerdüştîlik’ten, “iyi – kötü” mücadelesini Budizm’den, “Kutsal Rûh” kavramını Hristiyanlık’tan, bazı dînî emirleri Yahudîlik’ten, felsefi derinliği Yunan kültüründen ve “hoşgörü” kavramını da Mezopotamya’dan alarak dînini şekillendirmiştir.

     Mani 242 yılında I. Şâhpur’un tahta geçme töreninde peygamberliğini ilan eder. Ve şöyle der: “Nasıl Buda Hindistan’a, Zerdüşt İran’a ve İsa Batı topraklarına geldiyse, işte şimdi ben Mani, Mezopotamya ve Babilonya topraklarından gerçek Tanrı’nın habercisi olarak peygamberliğimi duyuruyorum.”

     Mani Peygamber uzun seyahatleri sırasında sürekli olarak “kaçak” dolaşmak zorunda kalır. Özellikle Zerdüştî rûhban sınıfının etkisiyle hareket eden Şâh I. Behram, Mani Peygamber’in öldürülmesini emreder.

     Mani Peygamber önce çarmıha gerilir, cesedi parçalanır, derisi yüzülür ve içine saman doldurularak kent kapısına asılır.

     Peki bu denli vahşî bir öldürmeye kurban giden bu peygamber neler söylemiş de bu kadar öfkeye sebep olmuştur?

     Söyleyelim: O çağlarda “hümanizm”den, “hoşgörü”den, “insan hakları”ndan ve “her dîne ve kültüre saygı”dan bahsetmiştir Mani Peygamber.

     Kadın – erkek eşitliğini savunmuş. Köleliğe karşı çıkmış. Halkların kardeşliğini savunmuş. Irk ve dîn ayrımı yapmamıştır.

     Bütün öğretisi, her dînin içerisindeki “iyi” öğelerin kendi dînine aktarılması üzerine kuruludur. Bu yüzden Manicilik gittiği her coğrafyada halk arasında inanılmaz bir hızla yayılmıştır.

     Önceleri Zerdüştî rûhban sınıfının, daha sonraları ise bin yıl boyunca Hristiyan rûhban sınıfının hedefinde olmuştur.

     Mani, İsa Peygamber’in müjdelediği “Rûh’ul- Quds” yani “Kutsal Rûh” olduğunu iddiâ etmiştir. Daha 12 yaşındayken ilk kez göksel bir ziyarete tanık olduğunu ve ilk ilahî açıklamaları aldığını söyler.

     Mani’ye göre Zerdüşt, Buda ve İsa kendi öğretilerini yazıya dökmedikleri için başarısız olmuşlardır. Bu yüzden öğretilerini basit bir dille yazıya döker ve her tarafa sürekli mektuplar yazar. Mani’nin yazıları halk arasında büyük bir ilgiyle karşılanır ve dîni çok hızlı bir yayılma sürecine girer.

     Hristiyanlar buna karşı tedbir olarak yazılarını yok etme yoluna giderler. Mani yazıları ve metinlerinin yok edilme süreci yüzyıllarca devam eder. Çünkü Hristiyanlık’ın en büyük rakibi Manicilik olur. Bu yüzden günümüzde bile özellikle Hristiyan kaynaklı yazılarda Manicilik hep “sapkın bir dîn” olarak lanse edilir.

     Dünyada iftiraya bu denli  uğrayan ve öğretileri bilinçli olarak çarpıtılan, hep “sapıklıkla” adlandırılan başka bir dîn olmamıştır. Bunun nedeni Manicilik’in Hristiyan topraklarında çok hızlı yayılması ve “halk dîni” olmasıdır. Çünkü Manicilik’te rûhban sınıfı olmakla beraber bu çok azınlıkta bir sınıftır ve şartları oldukça ağırdır. Bu yüzden Mani Peygamber dîn mensuplarını “Seçkinler” ve “Dinleyiciler” olmak üzere iki gruba ayırır. Dînî tören ve ritüeller oldukça azdır ve daha çok “vicdana seslenen” bir dîndir.

     Mani Peygamber tüm yaşamı ve bilgileri içerdiğini ileri süren bir dîn oluşturma hedefini hep gütmüştür. Bu amaçla oldukça hızlı yaşamıştır.

     “Nakkaşlık” ve “hattatlık” konularında çok yetenekliydi. Özellikle “Resim” konusunda sadece döneminin değil, belki de dünyanın en yetenekli ressamıydı. Resimleriyle süslediği ve bir nevi “katalog” olan öğretilerini yaymayı hedefleyen kitabı ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır ama oradaki resimleri görenlerin uzun süre etkisinde kaldıkları ve hayran oldukları, aktarılan rivayetlerde belirtilmektedir.

     Neden Hristiyan rûhban sınıfı bu denli Manicilik’e öfkeliydi?

     Devam edelim…

     Çünkü Mani Peygamber rûhban sınıfının “mülk edinmesini” yasaklamıştı. Rahipler çok sade bir yaşam sürdürmek zorundaydılar. Evlenemezler, mülk sahibi olamazlar, et yemezler, şarap içmezler ve sade bir yaşantı sürdürerek çalışmak zorundaydılar. Artık mazlumluktan iktidara geçen Hristiyan rûhban sınıfı için Mani Peygamber’in öğretileri “büyük bir felâket” demekti. Çünkü Ortaçağ boyunca Avrupa topraklarının neredeyse üçte biri kilise ve manastırlara aitti. Dîn adamlarının mülkiyetine karşı çıkan bir peygamber kadar “tehlikeli” birisi olamazdı Hristiyan rûhban sınıfı için. Bu yüzden akla gelebilecek her türlü “sapıklığı” Mani Peygamber’e ve Mani dînine inananlara atfederek bu dîni ve peygamberini günümüzde  “görünmez” kılmayı başardılar. Halbuki entelektüel birikimi, bildiği dilleri, gezdiği diyarları, özümsediği dînleri, san’at konusundaki yetenekleri ile bildiğimiz bütün peygamberlerden daha “filozof” yanı ağır basan Mani Peygamber tarihten silinmeye çalışılıyor.

     Manicilik’te oruç ve namaz ibadetleri vardı. Günde 3 vakit namaz kılınırdı ve Güneş’e dönülürdü. Gece ise Ay’a dönülürdü. Abdest suyla alınıyordu, su yoksa toprakla alınıyordu.

     Vaftiz yapılırdı. Cumartesi günü çalışılmazdı

     Musa Peygamber’den “On Emir” alınarak Manicilik’e aktarılmıştı. Mani Peygamber’in “On Emri” şunlardı: Puta tapmayı, namussuzluğu, cimriliği, her türlü öldürmeyi, zinayı, yalancılığı, büyücülüğü, ikiyüzlülüğü, hırsızlığı ve Manicilik’e ihaneti yasaklamıştır.

     Uygur Türk Devleti 762 yılında Manicilik’i resmî dînleri olarak kabul eder ve yaklaşık olarak bu durum 100 yıl sürer. Bu yüzden bu döneme “Manicilik’in Altın Yüzyılı” denilmiştir. Fakat Mani dîni iktidar karşıtı ve savaş karşıtı bir dîn olduğu için diğer coğrafyalarda pek devletler nezdinde itibar görmemiştir.

     Aynı zamanda “anti-asimilasyon bir dîn” özelliğine sahiptir. Yani girdiği coğrafyaların kültürlerini ve dînlerini değiştirme yoluna gitmemiştir.

     Manicilik’in kısa sürede yayılması, ne ondan önceki ne de sonraki dînsel inançların yayılmasına benzemez. Çünkü Manicilik diğer dînlerin aksine, girdiği topraklarda politik ve sosyal değişim yaratmayı hedeflememiştir. Her ulusun kültürel ve toplumsal koşullarına adaptasyonda bulunmuştur.

     Saint Augustine (354 – 430), Hristiyan dünyasının 1000 yılına yön veren en önemli teologu ve felsefecisidir. Augustine, Hristiyan olmadan önce Mani dîninin rahibiydi. Bu öğretilerin bazılarını Hristiyanlık’a getirmiştir.

     Manicilik’in Kürdistan’da en büyük ve önemli cemaati 450 yıllarında Edessa (Riha, Urfa) şehrindeydi, diğer merkez Batı’da Roma’ydı.

     Düşünün: Hristiyanlık’ın merkezi olan Roma aynı zamanda Batı’da Manicilik’in de merkezi konumundaydı.

     Manicilik diğer coğrafyalarda sona ermesine rağmen özellikle Kürdistan’da 16. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür.

     Kürtler’in diğer dînlere ve kültürlere günümüzde de devam eden saygılarının temelinde Mani dîninin öğretileri vardır.

     Özellikle Mani Peygamber’in doğa ile ilgili öğretileri, kadın – erkek eşitliği ve hümanist yönü en çok Alevî Kürtler’in yaşam tarzında bulunabilir.

     NERİNA AZAD

     11 HAZİRAN 2017

 

886 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir