Kürdistan’ın Gizemleri ve Kutsal Emanetler

 

isediyani

Dünyada en çok aranılan ve hâlâ bulunamayan Kutsal Ahit Sandığı’nın Kürdistan’da olduğunu ve “güvende” olduğunu yazmak şimdilik yeterlidir sanırım…

 

 

Kürdistan’ın Gizemleri ve Kutsal Emanetler

Muazzez Hêja Baktaş

     Bugün biraz geçmişe yolculuk yapalım da Kürdistan’ın hepimiz için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu tarihî ve mistik bir açıdan değerlendirelim.

     Kürdistan toprakları dünya gizeminin ve kehanetlerinin “en önemli” coğrafyası konumundadır. Kürdistanlılar gündelik politik çekişmelerden işin bu tarafını hep ihmal etmişlerdir.

     “Kudüs, Mekke ve Medine dururken Kürdistan nasıl olur da ‘kutsallık’ anlamında öne çıkabilir?” sorusu bu yazı okunmayana kadar “mantıklı” olabilir.

     Kürdistan coğrafyası “kutsallığını” bünyesinde sakladığı “kutsal emanetlere”, “gizemlere” ve “kehanetlere” dayandırmaktadır.

     Sırayla anlatalım bu durumları…

     Nûh’un Gemisi Kürdistan’dadır.

     Bunu bildiğinizi varsayıyorum. Nûh’un Gemisi ya Ağrı Dağı’ndadır ya da Cûdi Dağı’nda.

     Nûh Peygamber’in türbesi şu anda Cizre’dedir ve ziyaretçilere açıktır. Mezarı dînî referanslara dayandırılarak ortalama 3 – 5 metre uzunluğundadır ve mezarın yanında ise gemisine ait tahta parçaları bulunmaktadır.

     Diyeceksiniz ki “bu sadece bir dînî efsanedir.” Zaten bütün dünya efsaneler ve kehanetler üzerine inşâ edilmemiş mi?.. Üç ilahî dîne göre Nûh Peygamber yaşamış mı?..

     Tufandan sonra geminin karaya oturduğu yer Kürdistan topraklarıdır.

     Gılgameş’in ölümsüzlük otu Kürdistan’dadır.

     Biz Türkçe eğitim gören Kürtler’in önemli bir açmazı bulunmaktadır. Ne yazık ki tarihi de Türkçe kaynaklardan öğrenmek zorunda kalıyoruz. Bu yüzden Gılgameş’in Sümerli ve Sümerliler’in de Kürtler’le bir alakasının olmadığını peşinen kabul etmekteyiz.

     Tarihin ilk yazılı eseri olan “Gılgameş Destanı” tamamıyla Kürdistan menşelidir. Nûh Tufanı’nın bir benzeri ilk önce bu destanda anlatılmıştır.

     Ve Gılgameş “ölümsüzlük otu”nu Kürdistan topraklarında bulup kaybetmiştir.

     Lokman Hekim’in “ölümsüzlük iksiri”nin kaynağı Kürdistan’dır.

     Hem Gılgameş hem de Lokman Hekim efsanelerinin kaynağı “Şahmeran” efsanesidir. Gılgameş’in bulduğu “ölümsüzlük otu”nu yılan yemiştir. Lokman Hekim’in “ölümsüzlük iksiri”nin formülü ise yine yılanlara dayanmaktadır.

     Bu iki kaynak ise bütün “bilginin kaynağı” olarak bilinen “Şahmeran” efsanesinde anlatılmaktadır.

     Lokman Hekim’in birçok hayat hikâyesi anlatılmakla beraber asıl Lokman Hekim’in Şahmeran’ın beynini yiyen ve dünyadaki bütün bilgiyi öğrenen kişi olduğu, Mardin’deki “Şahmeran” efsanelerinde anlatılmaktadır.

     Tarsuslular bu efsaneyi Çukurova’ya uyarlayarak sahip çıkmalarına rağmen, asıl “Şahmeran” efsanesi Mardin yöresine aittir.

     “Şahmeran” baştan sona bir Kürt efsanesidir.

     Dolayısıyla Lokman Hekim yani dünya eczacılığının “babası” ve “sembol” isminin kaynağı Kürdistan’dır.

     Lokman Hekim’le Cebrail’in karşılaştığı ve kimilerine göre bir şişede saklı, kimine göre bir kitapta, kimine göre ise Lokman Hekim’in eline yazdığı ve Cebrail tarafından köprüden sulara atılan “ölümsüzlük iksiri”nin atıldığı köprü, Tarsuslular’ın iddiâ ettiği gibi Çukurova’daki Misis Köprüsü değil bilakis Hasankeyf Köprüsü’dür.

     Hızır’ın memleketi Kürdistan’dır.

     Hızır, Lokman Hekim’in en yakın arkadaşı ve “ölümsüzlük iksiri”ni denediği kişidir aynı zamanda. Efsaneye göre Hızır “ölümsüzlük iksiri”ni içtikten sonra, sonucun pozitif çıktığını gören Lokman Hekim bu iksirin seri üretimine geçmeye karar verir ve bu karardan sonra Cebrail tarafından engellenir, fakat bu sırada en yakın arkadaşı Hızır bu iksiri içtiği için “ölümsüz” olmuştur.

     Efsanenin bütün kaynağı – tekrarlamakta fayda var – “Şahmeran”a dayanmaktadır. Dediğimiz gibi, “Şahmeran” A’dan Z’ye bir Kürt efsanesidir. Zaten günümüzde Hızır efsanesi en çok gerek Alevî gerekse de Sünnî olsun Kürtler’de gündelik ve dînî hayatta görülmektedir.

     Kutsal Ahit Sandığı, Kürdistan’dadır.

     Kürt Yahudîler konusu son yıllarda epey gündeme gelmekte ve çeşitli senaryolar türetilmektedir. Yahudîler’in kutsal kitapları “Tevrat”, Yahudîler’in Babil Sürgünleri zamanında kitap haline getirilmiştir. Kutsal Ahit Sandığı, bilindiği gibi Yahudîler’in Babil’e sürgün edilmelerine kadar Süleyman Tapınağı’nda saklanmaktaydı.

     Sandık Yahudîler’le beraber Babil’e getirilir. Babil’de Yahudîler Tevrat yazımını bitirip Ahit Sandığı’nın içine koyarlar.

     Medler yönetimi ele geçirince Yahudîler’in Filistin’e dönmelerine izin verirler fakat Kutsal Ahit Sandığı’nı Yahudîler’e vermezler.

     Yahudî kaynakları bilinçli olarak sandığın kaybolduğunu ve kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacağını bildirmektedirler.

     Medler peki Kutsal Ahit Sandığı’nı nereye koyuyorlar?

     Bu bilginin bu makalede verileceğini mi düşündünüz?

     Dünyada en çok aranılan ve hâlâ bulunamayan Kutsal Ahit Sandığı’nın Kürdistan’da olduğunu ve “güvende” olduğunu yazmak şimdilik yeterlidir sanırım…

     Ha bu arada Kutsal Ahit Sandığı’nı Yahudîler’in hiç aramadığını, sadece Hristiyanlar’ın aradığını biliyor muydunuz?

     Sizce Yahudîler bütün diînlerinin dayanağı olan “Eski Ahit” kitabının orijinalini ve dînlerindeki en kutsal nesne olan Ahit Sandığı’nı neden aramamaktadırlar? Dünyanın her şeyine hâkim oldukları öne sürülen Yahudîler bu konuda neden araştırma yapma gereği duymuyorlar?

     Çünkü nerede olduğunu biliyorlar da ondan aramıyorlar!..

     Dünyanın ilk kilisesi Kürdistan’dadır.

     Çok mu ileri gidiyorum? O zaman iddiamızı temellendirelim…

     Bütün Hristiyan kaynakları ve kutsal metinleri İsa’nın doğduktan sonra Doğu’dan gelen krallar tarafından daha çocukken ziyaret edildiğini anlatır.

     İşte bu Doğu’dan gelen krallar dönüşte Midyat’ın bir köyünde dinlenirler. Bu dinlenme sırasında İsa’nın anısına bir ibadet yeri yapmaya karar verirler.

     Kilise günümüzde “Sıfır Kilise” olarak bilinir ve hâlâ sapasağlam ayaktadır. Yapılan tapınağa “Sıfır” adı verilmesi, İsa’nın henüz “sıfır yaşında” olmasından yani daha yeni doğmasından ötürüdür.

     Kilise Midyat’a yaklaşık 15 – 20 km mesafede olan bir köydedir. Köyün ismini özellikle yazmıyorum ki merak edenler biraz araştırsınlar diye…

     Ve daha da enteresanı kilisede 12 Havari’nin heykelleri taaa o zamanlar Doğu’dan gelen krallar tarafından kilisenin kubbesine yontulmuştur.

     Düşünün daha İsa yeni doğmuş ve havarileri yok daha…

     Dionysos’un memleketi Kürdistan’dır.

     Yunan ve Batı kültüründe “şarap tanrısı” olarak bilinen Dionysos’un memleketi Kürdistan’dır. Çünkü bu tanrıya atfedilen yabanî asmalar sadece ve sadece o tarihlerde Mardin ve Rojava’da yetişmekteydi.

     Asma kültürü buradan Fransa, İtalya, Yunanistan ve dünyanın diğer taraflarına yayılmıştır.

     Efsaneye göre Dionysos yabanî asma üzümlerinden “şarap” yapmayı insanlara öğretir. Onun için “şarap tanrısı” olarak daha çok bilinir.

     Bu konuda beni taraflı gören olursa o zaman Halikarnas Balıkçısı’nın Dionysos ile ilgili yazdıklarına baksınlar, aynı şeyi göreceklerdir.

     Antik Yunan klasiklerini Araplar değil Kürdistanlılar dünyaya yaymıştır.

     Avrupa ve dünyanın geri kalan diğer bütün bölgeleri – Arabistan Yarımadası dahil – İslamiyet’in ortaya çıktığı dönemde Antik Yunan kültüründen sadece haberdardı. Hiç kimse Antik Yunan klasiklerini okumamıştı.

     Antik Yunan klasiklerinin neredeyse günümüze ulaşanlarının tümü o dönemde Süryanîler, Nasturîler ve Keldanîler tarafından tercüme edilmişti ve özellikle dîn adamları tarafından okunmaktaydı.

     Bu eserler daha sonra İslam Halifeleri tarafından Arapça’ya tercüme edilecek ve Endülüs Halifeliği döneminde ise Avrupa dillerine çevrilecektir. Fakat bu Antik Yunan eserleri Endülüslüler tarafından Avrupalılar’a ulaştırılmadan önce Haçlı Seferleri sırasında zaten Avrupa’ya çoğu götürülmüştür.

     Yani demem o ki, eğer Kürdistanlı Süryanî, Nasturî ve Keldanîler olmasaydı dünya ne Platon’dan, ne Aristo’dan ne de diğer Antik Yunan filozof ve yazarlarından haberdar olacaktı, sadece söylenti olarak haberdar olacaktı.

     Kayıp 13. Kabile’nin sırrı Kürdistan’da saklı.

     Kayıp 13. Kabile Efsanesi hakkında birçok araştırma yapılmaktadır. Kimi Hazar Türkleri’ni işaret etmekte. Kimi Kürdistanlı Yahudîler’in bu kayıp kabile olduğunu söylemekte. Kimi ise hızını alamayıp tâ Kızılderililer’e kadar efsaneyi dayandırmaktadır.

     O zaman biz de iddiâmızı ortaya atalım…

     Kayıp 13. Kabile’yi mi bulmak istiyorsunuz? O zaman Kürdistan’daki “Zazalar”a bir bakın hele!..

     Mesih ve 12. İmam (Mehdi), Kürdistan’da ortaya çıkacaktır.

     İster adına “Mesih” ister “Mehdi” ya da “12.İmam” deyin, ne derseniz deyin, bütün farklı dînî kaynaklar ve referanslar bunların Cerablus’ta ortaya çıkacağını belirtmektedirler.

     Yani Deccal da orada çıkacak, “kurtarıcı” da, dolayısıyla “kıyamet” orada kopacaktır.

     İşte bahsedilen bu bölge Kürdistan topraklarındadır.

     Bu anlamda Kürdistan toprakları özellikle dînî efsaneler anlamında oldukça merkezî bir konumdadır.

     NERİNA AZAD

     28 MAYIS 2017

 

443 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir