Kürt Basını 119 Yaşında

 

isediyani

22 Nisan günü, her yıl “Kürt Basın Günü” olarak kutlanır. Bunun sebebi, tarihteki ilk Kürtçe gazetenin 22 Nisan 1898’de yayın hayatına başlamasıdır. İbrahim Sediyani’nin Kürt basınının tarihini kaleme aldığı araştırması…

 

     22 Nisan günü, her yıl “Kürt Basın Günü” olarak kutlanır. Bunun sebebi, tarihteki ilk Kürtçe gazetenin 22 Nisan 1898’de yayın hayatına başlamasıdır.

     Bugün Kürt gazeteciliğinin 119 yaşına girmesi ve “Kürt Basın Günü” olması nedeniyle, Kürtler ve Kürt tarihi ile ilgili önemli çalışmalarıyla bilinen ve kendisi de gazeteci olan İbrahim Sediyani’nin önemli bir çalışmasını paylaşıyoruz.

     İbrahim Sediyani’nin 2014 yılında yayınlanan 2 ciltlik ve 748 sayfalık “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı kitabından Kürt basınının tarihi…

     * * *

Kürt Basın Tarihi

İbrahim Sediyani

     22 Nisan günü, her yıl “Kürt Basın Günü” olarak kutlanır. Bunun sebebi, tarihteki ilk Kürtçe gazetenin 22 Nisan 1898’de yayın hayatına başlamasıdır.

     İçinde bulunduğumuz günler içinde 119 yaşına giren ve ne yazık ki baskı, sansür, inkâr ve imhâ politikalarının sonucu olarak 119 senedir hep sürgünde, hep yasaklı ve ayrıca ağır ekonomik koşullar altında “var olma çabasını” sürdüren Kürt medyası, bugün bu özgürlüğünü yine de kâmil mânâda elde edememiş olmasına rağmen, Kürt entelijansiyası ve ruşenfikir kadroları arasında filizlenen uyanış ve millî bilinç sayesinde bugün hem güçlü bir ağa sahiptir, hem de çok renkli bir görüntü arzetmektedir.

     Biz bu çalışmada, Kürt medyasının nasıl doğduğunu ve bu minvaldeki ilk yayınları sizlere tanıtmak istiyoruz. Uzun bir süre üzerinde çalıştığımız ve hakikaten yoğun bir emek harcayarak kaleme aldığımız bu araştırma dosyasının hayırlara vesile olmasını dileyerek, ilgi ve teveccühünüze sunuyoruz.

     Gayret bizden, tevfik Cenab-ı Allâh’tandır.

 

KÜRT MATBAASININ DOĞUŞU

 

     Avrupa’da matbaa ilk kez Almanya’da, Renanya – Palatina (Rheinland – Pfalz) eyaletinin başkenti Mainz’da, 1450 yılında Johannes Gensfleisch Gutenberg tarafından kurulmuştur. (1)

     Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaayı kurup kitap basan kişi ise, Macar asıllı İbrahim Müteferrika’dır, 1727. (2)

     Kürdistan’ın Matbaa ile Tanışması

     Kürdistan’da ilk matbaanın kurulması ise 1856 yılındadır. Osmanlı döneminde 1856 tarihinde Erzurum’da kurulan matbaa, Kürdistan topraklarındaki ilk matbaadır. (3)

     Erzurum’da ilk matbaanın 1856 yılında kurulmasını müteakib Kürdistan’ın farklı şehirlerinde art arda matbaalar kurulmuştur ve sırasıyla 1865 yılında Bitlis, 1868 yılında Diyarbekir ve 1889 yılında Van matbaa ile tanışmıştır. Bu matbaaların tamamı Osmanlı devleti tarafından kurulmuş matbaalardı ve sadece Türkçe kitap basıyorlardı. Kürdistan’da kurulan bu matbaalar “Kürt matbaası” değildiler ve Kürtçe kitap da basmıyorlardı (4)

     Kahire, İstanbul ve Diyarbekir’de İlk Kürt Matbaalarının Kurulması

     “Tarihteki ilk Kürt matbaası”, ne Kürdistan’da ne de İstanbul’da, tıpkı “Tarihteki ilk Kürtçe gazete” gibi Mısır’ın başkenti Kahire’de kurulmuştur. Daha doğrusu şöyle diyelim: İlk Kürtçe gazete olan “Kürdistan” gazetesinin basıldığı bir “Kürdistan Gazetesi Matbaası” bulunmaktaydı. İşte bu matbaa, “Tarihteki ilk Kürt matbaası”dır. (5)

     Liceli Kürdîzâde Ahmed Ramiz ve Mutkili Halîl Hayalî Bey’in imparatorluğun başkenti İstanbul’da 1908 yılında kurdukları matbaa, “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk Kürtçe matbaa”dır. (6)

     1910 yılında ise bir Diyarbekirli tarafından yine İstanbul şehrinde “Diyarbekir Matbaası” adıyla yeni bir Kürt matbaası kuruldu. Bu matbaa, sadece Kürtler’le ilgili kitaplar basıyordu. (7)

     1911 yılında ise, bu kez yeniden Mısır’ın başkenti Kahire’de Ferecullâh Zeki el- Kûrdî tarafından “Metbaa Kûrdistan a İlmîyye” (Kürdistan İlmîyye Matbaası) adında bir matbaa kurulur. Bu, Kahire’de açılan ikinci Kürt matbaasıdır. (8)

     Aynı yıllarda Dr. Abdullâh Cevdet ve Abdurrahmân Bedirhan, İsviçre’de ikamet ettikleri sırada Kürtçe eserler basabilmek için bir matbaa satın almak teşebbüsünde bulundular; ancak İsviçre’deki Osmanlı elçisi bundan rahatsız oldu ve İstanbul’daki padişâha ispiyonladı. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu, bir Kürt matbaasından korkuyordu. (9)

     “Kürdistan’daki ilk Kürt matbaası” ise 1918 yılında Ekrem Cemilpaşa’nın Diyarbekir’de bir matbaa satın alarak kurduğu matbaadır. Ekrem Cemilpaşa bu matbaasında Kürtçe olarak yayın yapan “Gazî” (= Haykırış) adlı gazeteyi çıkarmıştır. (10)

     Modern Kürt Matbaasının Doğuşu

     Bütün buraya kadar anlattığımız ve bahse konu ettiğimiz Kürt matbaalarının tamamı, ya kişisel matbaalar ya da salt belli bir yayın organını basabilmek için açılmış matbaalar oldukları için, modern anlamda Kürt matbaasının kurucusu, ünlü tarihçi Hüseyin Huznî Mukriyanî olarak kabul edilir. Mukriyanî’nin 1915 yılında bugünkü Suriye topraklarında kalan Halep kentinde açtığı matbaa, “Modern anlamdaki ilk Kürt matbaası”dır (11)

     Millî kültürün gelişmesi ve eğitimin yaygınlaşmasında yayıncılığın oynadığı rolü çok iyi gören aydın ve revşen bir insan olan Hüseyin Huznî Mukriyanî, bu amaçla 1914 yılında Almanya’ya giderek, 120 Lira karşılığında Arapça basım harfleri ve küçük bir basım tezgâhı satın aldı ve 1915 yılı başında Halep’e getirdi. Arapça basım harflerinde gösterilmeye çalışılan Kürtçe ses birimlerinin yetersizliği için Mukriyanî, daha çok İran harflerinden çıkardığı yeni şekiller buldu; yeniden Almanya’ya giderek baskı kalıbı siparişi verdi. Yeni harflerle yapılmış baskı kalıbının tamamlanmasından sonra Kürtçe kitap basmaya başladı. Böylece Hüseyin Huznî Mukriyanî, yalnızca “Kürt matbaasının kurucusu” olmakla kalmamış, Arap harfleriyle yazılan ve içinde Arapça’da olmayan “ç”(ﭺ), “g” (ﮒ), “j” (ﮊ), “p” (ﭖ), “v” (ﭪ) harflerinin de bulunduğu Kürtçe yazıyı ilk bulan kişi olarak da Kürt tarihine geçmiştir ki, bu alfabe halen İran, Irak ve Suriye Kürtleri tarafından kullanılmaktadır. (12)

Kürt alfabesi

Kürt alfabesi

     “İlk Kürt matbaasında basılan ilk Kürtçe kitap hangisidir?” diye soracağım ama öyle sanıyorum ki bu sorunun cevabını vermek, Kürtler hakkında fazla bilgisi olmayan kişiler için de pek zor değil: Ahmed-i Xanî’nin ünlü eseri “Mem û Zîn”(13)

     Halep’teki bu “İlk Kürtçe matbaa” yalnızca Kürtçe kitap basmakla yetinmemiştir. Matbaada ayrıca Kürtçe yayın yapan “Kurdistan”, “Çiyayê Kurmanc” (= Kûrmanc Dağı), “Botan”, “Diyarbekir” ve “Soran” gibi dergiler de basılmıştır. Matbaa, Halep’teki çalışmalarını 1925 yılına kadar sürdürmüştür. (14) 

     Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz dergilerden, özellikle “Diyarbekir” dergisinden bahsetmek istiyorum. Güney Kürdistan’ın Halep şehrinde Kürtçe ve Fransızca olarak yayınlanan “Diyarbekir” dergisi, yayın hayatını sürdürdüğü aynı dönemde Kuzey Kürdistan’da yaşanmakta olan Şeyh Said Kıyâmı’nı çok geniş bir şekilde işliyor, her sayısında Güney’deki Kürt kamuoyunu kıyâmın seyri hakkında bilgilendiriyordu. (15)

     Matbaa, 1925 ortalarında Halep’ten bugünkü Irak’ın başkenti Bağdad’a taşındı. Daha sonra Bağdad’dan da taşınarak, Irak Kürdistanı’ndaki Revandiz şehrine kuruldu. (16)

     Hüseyin Huznî’nin vefâtından sonra, kardeşi Giw Mukriyanî matbaayı bugünkü Kürt Federe Devleti’nin başkenti Hewlêr (Erbil)’e nakletti ve orada uzun yıllar ağabeyi Hüseyin Huznî’nin işini devam ettirdi. (17)

Hüseyin Huznî Mukriyanî

Hüseyin Huznî Mukriyanî

 

KÜRT MEDYASININ DOĞUŞU

 

     İlk Türkçe gazete 1828 yılında, ilk Ermenîce gazete 1831 yılında, ilk Farsça gazete 1837 yılında, ilk Arapça gazete 1873 yılında, ilk Kürtçe gazete de 1898 yılında yayınlanmıştır.

     İlk Türkçe gazete ile ilk Kürtçe gazete, her ikisi de Mısır’ın başkenti Kahire’de, ilk Farsça gazete İran Azerbaycanı’nın başkenti Tebriz’de, ilk Arapça gazete Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, ve fakat ilk Ermenîce gazete İstanbul’da yayınlanmıştır.

     Dolayısıyla Osmanlı tebâında ilk gazete çıkaran kavim, Ermenîler olmuştur.

     İlk Ermenîce gazete, 1831 yılında yayın hayatına başlayan “Lirokir” gazetesidir. 1831 yılından Cumhuriyet (1923)’e kadar bütün bir Osmanlı dönemi boyunca da İstanbul’da tam 414 adet, Anadolu genelinde de tam 187 adet süreli Ermenî yayın organı yayınlanmıştır. (18)

     Ki bu, hakikaten gıpta edilecek muhteşem bir performanstır.

     Cumhuriyet öncesinde Kürtler tarafından da pekçok dergi ve gazete yayınlanmış ve bunlar da, kurulan cemiyetlerle aynı kaygı ve gaye ile yayın hayatını sürdürmüşlerdir.

     Şimdi de bu yayın organlarını kısaca tanıyalım:

     Kürdistan Gazetesi

     Hem tarihteki ilk Türkçe gazete, hem de tarihteki ilk Kürtçe gazete, Mısır’ın başkenti Kahire’de yayınlanmıştır. Başka bir ifadeyle, hem Türkçe yazılı basının, hem de Kürtçe yazılı basının beşiği Kahire’dir. Mısır’ın başkenti Kahire; Afrika’da.

     Siz “tarihteki ilk Türkçe gazete” olarak, 1831 yılında İstanbul’da yayın hayatına başlayan “Taqwim-i Weqayî” gazetesini biliyorsunuz ancak bu bilgi doğru değil. Zira bu gazete, bugünkü Türkiye sınırları içinde yayınlanan ilk Türkçe gazetedir; lâkin genel anlamda ilk Türkçe gazete değildir. İlk Türkçe gazete, ondan üç yıl önce Kahire’de yayınlanmıştır.

     Tarihteki ilk Türkçe gazete, 1828 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başlayan “Wextyi-i Misriye” adlı gazetedir. (19)

     Tarihteki ilk Kürtçe gazete ise, 22 Nisan 1898’de yine Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başlayan “Kürdistan” isimli gazetedir. (20) (22 Nisan günü bu yüzden, here sene “Kürt Gazeteciliği Günü” olarak kutlanmaktadır.)

Kürdistan Gazetesi

Kürdistan Gazetesi

     Kahire’de yayınlanan bu gazete, “ilk Kürtçe gazete”dir. Gazetenin kurucuları olan Mikdad Midhad Bedirhan ve kardeşi Abdurrahmân Bedirhan, aslında bu gazeteyi Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da çıkarmak istiyorlardı. Lâkin Bedirhan kardeşlerin, gazetenin İstanbul’da yayınlanması için dönemin padişâhına defalarca yazdığı mektuplar ve başvuru dilekçeleri hep yanıtsız kalmıştır. Onlar da gazeteyi mecburen Kahire’de çıkarmak zorunda kaldılar. (21)

     Mikdad Midhad Bedirhan, gazetenin ilk sayısında gazetenin çıkış amacını söyle açıklamıştı: “Günümüzde artık dünyada meydana gelen her türlü olayı gazeteler yazmakta. Birçok şeyi gazetelerden öğrenmekteyiz. Fakat ne yazık ki o kadar cesur, yiğit ve mert olan Kürtler böyle bir şeyden mahrumdurlar. Ben de siz Kürtler’i dünyadaki gelişmelerden haberdar etmek, ilim ve marifetin yollarını göstermek, Kürtçe okuma yazmaya teşvik etmek için bu gazeteyi çıkarıyorum.” (22)

     22 Nisan 1898’de Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başlayan “Kürdistan” gazetesinin ilk 5 sayısı burada yayınlandı. Daha sonra İsviçre’ye taşınan gazetenin 14 sayısı (6. – 19. sayılar) İsviçre’nin Genève (Cenevre) şehrinde yayınlandı. Sonra yeniden Mısır’a dönen gazetenin 20. – 23. sayıları Kahire’de, 24. sayısı İngiltere’nin başkenti London (Londra)’da, 25. – 29. sayıları bu ülkenin Folkestone kentinde, son iki sayısı (30. – 31. sayılar) ise yine İsviçre’de yayınlanarak, 14 Mart 1902 tarihinde yayın hayatına son verdi. (23)

     Mikdad Midhad Bedirhan gazetenin yalnızca beş sayısını çıkarmıştır. İlk üç sayısı Kahire’deki “El- Hilâl” matbaasında, dördüncü ve beşinci sayılar ise gazetenin (yukarıda matbaa faslında değindiğimiz) kendi matbaasında basılmıştır. Baskılar küçük ebatta çıkıyordu ve her sayıda 2 bin adet basılıyordu. Gazetenin 15 günde bir yayınlanacağı duyurulmasına rağmen düzenli olarak çıkarılamamıştır. (24)

     Gazetenin dağıtımının nasıl gerçekleştirildiği hakkında fazla bilgi yoktur ama yine de nerelere kadar ulaştığı bilinmektedir. Mısır’ın başkenti Kahire’de basılan bu “Kürdistan” gazetesinin, örneğin Suriye üzerinden büyük oranda Kürdistan, İstanbul ve Avrupa’ya da ulaştırıldığı, ayrıca Suriye’de bir dağıtım merkezinin olduğu bilinmektedir. (25)

     Gazete ilk dönemlerinde, özellikle de Kahire’deki yayınlarında siyasî bir gazete hüviyetinde değildir. Daha çok dil ve eğitime önem vermektedir. (26)

     Yazıişlerine gelen bazı “Okuyucu Mektupları”nın yayınlanmasından da anlaşılacağı üzere, gazete Kürtler arasında büyük ilgi uyandırmış, farklı ve güzel bir heyecana yol açmıştır. Kürt bölgelerinde yaşayan okuyucuların gönderdikleri mektuplarda, “Kürdistan gazetesinin Kürdistan ülkesine daha fazla gönderilmesi” rica edilmektedir. (27)

     Modern Kürt millîyetçiliğinin başlatıcıları ve birincil öncüleri olan, Avrupaî düşünce ve hareket akımları ile de en yakından tanışmış bir kadronun çıkardığı “Kürdistan” gazetesindeki “Kürtlük” bilinci aşılama amaçlı kaleme alınmış yazı ve makalelerin hemen tamamında, savunulan fikirlerin Qûr’ân-ı Kerîm’den âyetler ve Hz. Mûhâmmed (saw)’in hâdis ve uygulamalarıyla desteklenmesi (28) , o dönemin şartlarında Kürtler arasında “İslamcılık” ile “Millîyetçilik” duygularının biribirine karşıt değil, bilâkis biribirini destekleyen iki sinerjik güç olduğunu göstermesi açısından, oldukça çarpıcıdır.

1880’lerde İstanbul’da bulunan Bedirhanîler’in önde gelenleri toplu halde. (Ayaktakiler soldan sağa) Murat Remzi Bedirhan, Hasan Bedirhan, Mikdad Midhad Bedirhan ve Kâmil Bedirhan. (Oturanlar soldan sağa) Emin Ali Bedirhan, Ali Şamil Bedirhan ve Bahri Bedirhan.

1880’lerde İstanbul’da bulunan Bedirhanîler’in önde gelenleri toplu halde. (Ayaktakiler soldan sağa) Murat Remzi Bedirhan, Hasan Bedirhan, Mikdad Midhad Bedirhan ve Kâmil Bedirhan. (Oturanlar soldan sağa) Emin Ali Bedirhan, Ali Şamil Bedirhan ve Bahri Bedirhan.

     “Kürdistan” gazetesine gelen “Okuyucu Mektupları”ndan, gazetenin Suriye’de, özellikle de Şam’da büyük ilgi ile karşılandığı anlaşılıyor; ki o dönemde Şam kentindeki Kürt nüfûsunun büyük çoğunluğunu, Kürdistan’ın değişik yerlerinden buraya çalışmaya gelen kalifiye işçiler oluşturmaktaydı. (29)

    “Kürdistan” gazetesinin, kendisi de Şam’da ikamet etmekte olup yazılarını buradan gönderen bir yazarı, gazetedeki köşe yazısında şunları söylüyor:

     “Gazetemiz Kürdistan, Şam’a ulaştı. Bir tanesini aldım; Kürtler’i başıma topladım ve onlara gazeteyi okudum. Memnun oldular. Yazılarda savunulan fikirleri de çok iyi anladılar. Yürekten etkilenmiş olacaklar ki, hamallığı bırakıp yeni meslekler edinmeye ve Kürt insanları olarak daha saygın, daha kariyerli işler yapmaya karar verdiler. Biribirlerine yardım etmeye, çocuklarını eğitime vermeye ve onlara san’at öğretmeye söz verdiler.” (30)

     Gazete büyük zorluklarla Şam – Adana havalisine dağıtılıyordu ancak II. Abdulhamîd rejimine muhalefeti yüzünden başta Diyarbekir olmak üzere pekçok ilde dağıtımı kısa sürede yasaklandı. Hatta II. Abdulhamîd, Mikdad Midhad Bedirhan Bey’in Mısır’dan çıkarılmasını bile istedi. (31)

     Okuyucuların ilk Kürtçe gazeteye ilgisi ve ona gönderilen mektuplar, yöneltilen sorular, gazetenin gerekliliğini ve tam zamanında çıktığını göstermektedir. Çoğu okuyucu, Kürtçe anadilde yayın yapan bir yayın organının olmayışının kendilerini bugüne dek hep rahatsız ettiğini ve endişeye düçar ettiğini ifade etmektedir. Örneğin bu “Okuyucu Mektupları”ndan biri, oldukça çarpıcı ve hatta aydınlatıcıdır: “Her zaman bizim Kürtler’e bakıyor ve gece gündüz endişeyle düşünüyordum. Kürtler’in çoğu gözüpek ve hünerli olduğu halde, neden hepsi de zanaattan ve bilgiden uzaklar? Neden Kürtler okuma yazma ve eğitimden mahrumlar? Bu düşünceler beni tümüyle endişeye saldı; üzüldüm ve eziyet çektim. Ama şimdi Allâh’a şükürler olsun ki, gazetemiz Kürdistan var ve Kürt milletine hizmet etmek için çalışıyor.” (32)

     Kilikya (Adana)’dan Seyyîd Tahir Botanî adındaki bir okuyucunun, Kilikya (Adana)’daki 15 bin Kürt hamal adına yazıp gönderdiği mektup, gerçek anlamda hem bir ibret vesikası, hem de “tarihî bir belge” kabul edilecek derecede ehemmiyetlidir. Zirâ bu mektup vesilesiyle, hem 20. yy’ın hemen arefesinde Adana’da tam 15 bin Kürt hamal olduğunu öğreniyor, ayrıca içinde bulundukları zor koşullar hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Mektupta, Adana’daki Kürt hamallar, kötü kaderlerinden, çekilmez çalışma koşullarından şikâyetçi oluyor ve kendileri hakkında haber ve yazılar yayınlanmasını rica ediyorlar. Mektupta ayrıca Adana’daki hamallar için gazetenin her sayısından 50 adet gönderilmesi de arzu ediliyor. Mektuba yanıt veren Mikdad Midhad Bedirhan, bu arzularının yerine getirileceğini, Osmanlı yönetimi yayınını yasaklamış olmasına rağmen gazetenin illegal kanallarla ellerine ulaşacağını bildiriyor. (33)

     “Kürdistan”ın ilk beş sayısındaki makaleler genelde imzasız yayınlanmıştır. Ayrıca gazetenin, yazı yazacak “köşe yazarı” ve haber yapıp gönderecek “muhabir” sıkıntısı vardı. Mikdad Midhad Bedirhan, Kahire’deki El- Ezher Medrese ve Üniversitesi’nde okuyan Kürt öğrencilerle, bir de tâ Süleymaniye ve Kerkük’te yaşayan kendi eski okul arkadaşlarıyla temas ve iletişim halindeydi. (34)

     Gazetenin dağıtılması ve okunması başta Diyarbekir olmak üzere pekçok yerde Osmanlı idaresi tarafından yasaklanmıştır. Binaenaleyh tüm yasaklamalara rağmen gazete, gizli yollardan Kürdistan’a girerek Kürdistan’ın pekçok yerinde Kürtler tarafından ilgiyle okunup takip edilmiştir. Hatta salt Kürdistan’da değil, Bağdad, Şam, Adana – Antalya ve başta İsviçre olmak üzere Avrupa’nın değişik ülkelerine de ulaştırılmış, bütün bu isimlerini saydığımız yerlerde hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi oluşturmuştur. (35)

     Osmanlı yönetimi, gazetenin dağıtılmasına yönelik sert tedbirler almıştır. Bu gazeteyi satın alıp okuyanları dahi ağır para cezası ile cezalandırmıştır. Hatta öyle ki, Osmanlı padişâhı II. Abdulhamîd, gazetenin yayınını durdurması için Mikdad Midhad Bedirhen Bey’in Mısır’dan çıkartılmasını bile istemiştir. Fakat bütün bu baskılara rağmen gazete yayınına kararlı bir şekilde devam etmiş, baskılara boyun eğmemiştir. (36)

     Osmanlı padişâhı II. Abdulhamîd’in gazeteye yönelik baskıları şiddetlenerek artınca, Mikdad Midhad Bedirhan, II. Abdulhamîd’e bir mektup yazarak, “Kürdistan gazetesi, Kürtler’in geriliğini ortadan kaldırmak ve onlara edebî, kültürel ve tarihî bilgiler yönünden geliştirmek amacıyla kendi anadilinde yayın yapıyor. Siz cihanşümûl bir imparatorluğun padişâhı olarak bir ferman yayınlayıp bu gazeteyi desteklemek ve teşvîk etmeniz gerekirken ve Osmanlı idaresine yakışacak olan da bu hal iken, bizi yasaklamanız, okuyucularımızı cezalandırmanız, gazeteye baskı yapmanız hangi itikadî, ahlakî ve medenî ilkelerle bağdaşabilir? Kürtler kendi anadiliyle yayın yapıp dillerini geliştirip yaşatmasınlar mı? Bunlar Allâh-û Teâlâ’nın yaratılıştan verdiği tabiî haklar değil midir? Bütün milletlerin buna hakkı var iken, Kürtler’e revâ görmemek adalet midir?” diye sormuş, ancak padişâh II. Abdulhamîd buna cevap bile yazmamıştır. (37)

II. Abdulhamîd

II. Abdulhamîd

     Osmanlı idaresinin baskıları duracağına katlanarak artınca, gazete Mısır’dan çıkıp merkezini Avrupa’ya, İsviçre’nin Genève (Cenevre) şehrine taşımak zorunda kalmıştır. Sonra da bir ara İngiltere’de yayınlanmıştır.

     Folkestone ve Londra dönemlerinde, Jön Türk (İttihat ve Terakki) gazetesi olan “Osmanlı” gazetesi ile “Kürdistan” gazetesinin aynı matbaalarda basılması, “Osmanlı” gazetesinde “Kürdistan” gazetesi lehine yazılar çıkması, “Osmanlı” yayın kurulu üyesi İshak Sukûtî öldüğünde “Kürdistan” gazetesinin 14 Mart 1902 tarihli 30. sayısında O’nun için “başsağlığı mesajı” yayımlanması gibi işaretler ise “Kürdistan”ın arkasında İttihatçılar’ın olduğu kuşkularının oluşmasına yol açmıştır. “Osmanlı” gazetesini 1896 – 98 yılları arasında yöneten Abdullâh Cevdet’in ileriki yıllarda çeşitli Kürt gazetelerinde Kürtçe yazılar yazmasını da eklersek, o yıllarda, Türk millîyetçiliğinin amiral gemisi İttihat ve Terakki’nin paradoksal biçimde Kürt millîyetçiliğinin gelişiminde büyük payı olan “Kürdistan” gazetesine destek verdiği yönünde şüpheler zihinlerde oluşmaktadır. (38)

     22 Nisan 1898 – 14 Mart 1902 tarihlerinde Mikdad Midhad Bedirhan ve Abdurrahmân Bedirhan kardeşler tarafından üç ayrı ülkede (Mısır, İsviçre, İngiltere) yayınlanan ve “tarihteki ilk Kürtçe gazete” olan “Kürdistan” gazetesi, toplam 31 sayı çıktı.

     “Kürdistan” gazetesinin 10., 12. ve 19. sayıları halen bulunamamıştır. Diğer bütün sayılarının İstanbul’daki Osmanlı ve Yıldız Sarayı arşivlerinde bulunma ihtimali çok yüksektir. (39)

     “Kürdistan”, kendinden sonra gelecek olan Kürt dergi ve gazetelerine aynı zamanda bir “sürgün tarihi” de yaratmış oldu. Kürt dergi ve gazeteleri, 1898’den bu yana, yani 115 yıldır, genellikle sürgünde ve ağır ekonomik koşullar altında yayınlarını sürdürmektedirler.

     Kürt Teâvun ve Terakki Gazetesi

     19 Eylül 1908 tarihinde kurulan Kürt Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı olan “Kürt Teâvun ve Terakki Gazetesi”, cemiyet kurulduktan bir buçuk ay sonra, 9 Kasım 1908’de İstanbul’da yayın hayatına başladı. Gazetenin imtiyaz sahibi, müdürü ve yazarı Süleymaniyeli M. Tevfîk, başyazarı ise Diyarbekirli Ahmed Cemil (tiyatrocu Orhan Asena’nın babası) idi. (40)

     Nüshası 1 kuruş olan gazetenin altında Türkçe olarak “Haftada bir kez çıkar… Dînî, ilmî, siyasî, edebî ve sosyal bir gazetedir” ibaresi yer almaktaydı. (41)

     Haftalık olarak yayınlanan gazetede yazılar hem Türkçe hem de Kürtçe yayınlanmaktaydı. Ancak Kûrmanc Kürtçesi’nde yayın yapan “Kürdistan” gazetesinden farklı olarak Kürtçe’nin hem Kûrmancî hem Soranî lehçesi kullanılıyordu. Bu açıdan gazete bir “ilk”ti. Gazetede Kürt dili ve edebiyâtı yoğun olarak işlenirken, Kürtler’in kendi dilleriyle eğitim yapmaları için okul istemeleri sıkça vurgulanıyordu. (42)

     “Kürdistan” gazetesi Osmanlı’da yasaklanmış, Mısır ve Avrupa’dan yayın yapmıştı. “Kürt Teâvun ve Terakki Gazetesi” ise hem yasak olmadığı ve legal olarak yayınlandığı, hem de İstanbul gibi bir merkezden yayın yaptığı için, hem dağıtımı daha rahat gerçekleştirilmiş, hem de daha çok okuyucu kitlesine ulaşmıştır.

     “Kürt Teâvun ve Terakki Gazetesi”nin 11 Aralık 1908 tarihinde çıkan ilk sayısında, hem gazetenin “Künye” bilgilerini, hem fiyatı ve diğer bilgilerini görmek mümkündür:

    “Kürt Teâvün ve Terakki Cemiyeti’nin vasıtâ-ı neşr-i efkârıdır.

     Tarih-i tesisi: 22 Teşrîn-i Sanî 1324 (= miladî 11 Aralık 1908)

     Nüshası 1 kuruştur.

     Taşra için seneliği posta ücretiyle beraber 80 kuruş ve altı aylığı 45 kuruştur.

     Kürt erbâb-ı fikir (= fikir adamlarına) ve kalemine sahifelerimiz daima açıktır.

     Dercolunmayan (=yayınlanmayan) evrak ve âsâr (= eserler) iade olunmaz.

     İdarehanesi: Vezneciler’de Kürt Teâvün ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumîsi’dir.” (43)

     Gazetenin birinci sayısında şu yazılar bulunuyordu:

     “Mukaddime / Süleymaniyeli M. Tevfîk

     Kürt Teâvün ve Terakki Cemiyeti Beyannamesi

     Telhîs-i Siyasî / E. A.

     Kürtler ve Kürdistan / Babanzâde İsmail Hakkı

     Osmanlı Amerikası ve Saadet-i Müstakbele-i Aşâir / Diyarbekirli Ahmed Cemil

     Askerlik / Süleymaniyeli Fethî

     Mühîm Bir Ârıza / Reis-i Cemiyet Seyyîd Abdulkadîr

     Kürtler ve Şecaat-ı Akvâm / Malatyalı Bedrî

     Lisanımız Kürtçe / Bediuzzeman Said-i Nursî

     Şîreta Bediuzzeman Said-i Nursî

     Ey Gelê Kûrdan / Seyyâh Ahmed Şevkî

     Baban Kürtçesi: Meqsûdî Kirdewebuneweyê Cem’îyet

     Kürtçe Şiirler / Süleymaniyeli M. Tevfîk

     Kürt Erbâb-ı Fikir ve Kalemine Ricâname

     Haberler.” (44)

     Gazetenin ilk sayısında Molla Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî tarafından kaleme alınan “Şîreta Bediuzzeman Said-i Nursî” (= Bediuzzeman Said-i Nursî’nin Öğütleri) adlı yazı oldukça çarpıcı ve hakikaten öğüt vericidir.

     Bediuzzeman Said-i Nursî’nin yazısından bir bölüm şöyle (yazının Kürtçe orijinali):

     “Ey gelê Kurdan! Îttîfaqêde quwwet, îttîhadêde heyat, li bratîyêde saadet, hukûmetêde selamet heye. Kapîka îttîhadê û şerîda muhabbetê qewî bigrin; da wê ji belayê xelaske. Qenc guhê xwe bidinê; ezê tiştekî ji were bibêjim:

     Wun bizanin ku sê cewherê me hene; hifza xwe ji me dixwezin: Yêk Îslamîyete. Ê dudemîn mîllîyeta meye. Ê sêsemîn jî însanîyete.

     Piştî wê, sê dujminê me hene; me xerab dikin: Yêk feqîrtîye. Ê dudemîn cehalet û bêxwendinîye. Ê sêsemîn jî dûjminî û îxtîlafe.

     Ku we ew sehkir, bizanin çareya me eve kû em sê şûrê elmas bi dest xwe bigrin; tâ ku em her sê cewherê xwe jî dest xwe nekin û her sê dujminê xwe ser xwe rakin. Ú şûrê ewil: Marîfet û xwendine. Ê dudemîn, îttîfaq û mûhabbeta mîllîye. Ê sêsemîn însanê bi nefsa xwe şûxla xwe bike û mîna sefîlan ji qûdreta xelkê hêvî neke û pişta xwe nedetê.

     Û wasîyeta paşî: Xwendin, xwendin, xwendin… Desthevgirtin, desthevgirtin, desthevgirtin…” (45)

     Üstâd Bediuzzeman’ın bu Kürtçe yazısının Türkçe tercümesi şöyledir:

     “Ey Kürt halkı! İttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet, hükûmette selamet vardır. İttihat bağını ve muhabbet şeridini sağlam tutun; tâ ki sizi beladan kurtarsın. İyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim:

     Biliniz ki, üç cevherimiz vardır; bizden muhafazâlarını isterler: Birincisi İslamîyet’tir. İkincisi millîyetimizdir. Üçüncüsü de insanîyettir.

     Bunun ardından, bizim üç düşmanımız var; bizi harâb ediyorlar: Biri fâkîrliktir. İkincisi, cehâlet ve okumamışlıktır. Üçüncüsü de düşmanlık ve ihtilâftır.

     Siz eğer bunları işittiyseniz, biliniz bizim yegâne çaremiz şudur ki: Biz, elimize üç elmas kılıç alalım; tâ ki bu üç cevherimizi elimizden çıkarmış olmayalım, bu üç düşmanı üstümüzden atalım. Birincisi adalet, maarif ve okuma kılıcıdır. İkincisi, ittifak ve millî muhabbettir. Üçüncüsü de, herkes kendi işini bizzat kendisi yapsın, sefiller gibi başkasının kudretinden ümit beklemesin ve sırtını hiçbir vâsîye dayamasın.

     Son vasiyetim de: Okumak, okumak, okumak… Elele vermek, elele vermek, elele vermek…” (46)

Bediuzzaman Said-i Nursî

Bediuzzaman Said-i Nursî

     Gazetenin ilk sayıları 8 sayfa olarak çıkmış, fakat 5. sayıdan itibaren sayfa sayısı arttırılmıştır. Gazetede ayrıca Süleyman Nazif gibi Diyarbekirli ama Türk millîyetçisi yazarların yazıları da yayınlanmıştır (47)

     Gazetede Kürt dili ve edebiyatı yoğun olarak işlenirken, Kürtler’in kendi anadilleriyle eğitim yapan okullar istedikleri sıklıkla dile getiriliyor. Gazetenin 7. sayısında Süleyman Nazif tarafından kaleme alınan “İzmir Kürdistan Değil” başlıklı makaleden de anlaşılıyor ki, Süleyman Nazif de tıpkı hemşehrisi Ziya Gökalp gibi ilk önceleri “Kürt millîyetçisi” olup, sonraki yıllar içinde “Türk millîyetçisi” olmuştur. (48)

     Gazetenin yazar kadrosu şu isimlerden oluşuyordu: Süleymaniyeli M. Tevfîk, Diyarbekirli Ahmed Cemil, Babanzâde İsmail Hakkı, Seyyîd Abdulkadîr, Bediuzzeman Said-i Nursî, Diyarbekirli Mazharzâde Mazhar, E. A., Erzincanlı Hamdi Süleyman, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Hüseyin Paşazâde Süleyman, Mahmud Muîn, Malatyalı Bedrî, Süleyman Nazif, Süleymaniyeli Fethî, Süleymaniyeli Seyfullâh. (49)

     Kürtçe yazan yazarlar içinde, gazetenin imtiyaz sahibi ve müdürü Süleymaniyeli M. Tevfîk yazılarını Soranî Kürtçesi ile, diğerleri ise Kûrmanc ve Zaza Kürtçesi ile kaleme alıyorlardı. Tüm iletişim zorluklarına rağmen gazetede Kürt dili ve edebiyatı ile pekçok değerli makale kaleme alınmış, Kürtler’le ilgili çok önemli haberler yapılmıştır. (50)

     Gazetenin yayını sadece 9 ay sürdü. Pek çok gazete gibi, o da 31 Mart Vak’âsı sonrasında yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Gazetenin yazar ve çalışanları da “Bekiroğlu Bölüğü” namıyla tanınan zamanının ünlü hapishanesine götürülüp demir parmaklıklar ardına konuldu. (51)

     Şark ve Kürdistan Gazetesi

     1908 yılında yayın hayatına başlayan ikinci Kürt gazetesi olan “Şark ve Kürdistan”, İstanbul’da yayınlanıyor ve 15 günde bir çıkıyordu. 4 sayfa çıkan gazetenin tüm sayıları Arap Alfabesi ile Kürtçe ve Türkçe olarak yayınlanmıştır. Yayın hayatının kaç sayı sürdüğü bilinmeyen “Şark ve Kürdistan” gazetesinde ağırlıklı olarak işlenen iki konu, Kürdistan ve Bosna – Hersek idi. (52)

Şark ve Kürdistan Gazetesi

Şark ve Kürdistan Gazetesi

    Genelde o dönemler İstanbul’da çıkan Kürtçe ve diğer dillerdeki gazete ve dergiler belli bir cemiyet tarafından ve ona bağlı olarak çıkartılırken, “Şark ve Kürdistan” gazetesinin hiçbir cemiyet ile organik bağı tesbit edilememiş, herhangi bir cemiyet ile organik bağının mı olduğu veya tamamen bağımsız çıkan bir gazete mi olduğu anlaşılamamıştır. (53)

     Gazeteyi çıkaran kurucu kadro şu isimlerden oluşuyor: Hersekli Ahmed Şerîf (sorumlu yazıişleri müdürü), Malatyalı Bedrî (başyazar) ve Hersekli İsmail. (54)

     Balkan Kürtleri ile Kürdistan Kürtleri’nin birlikte çıkardığı bir gazete olan “Şark ve Kürdistan”ın en dikkat çekici özelliği, sadece Kürdistan’daki Müslümanlar’ın değil, Balkan coğrafyasındaki Müslümanlar’ın da sorunlarına ağırlıklı olarak yer vermesidir. Zaten gazetenin üç kurucusudan ikisi olan Hersekli Ahmed Şerîf ve Hersekli İsmail, Bosna – Hersek Kürdü’dürler. (55)

     “Şark ve Kürdistan” gazetesi, tam da Balkanlar’daki sorunların en yakıcı bir süreçten geçtiği dönemde, denilebilir ki, Balkan Müslümanları’nın sorunlarını ve yaşadıkları dramı İstanbul ve Anadolu’ya en güçlü bir şekilde duyuran yayın organı olmuştur, o dönemde.

     Düşünebiliyor musunuz; 1908 yılında yayınlanan bir gazete, gazetenin ismi “Şark ve Kürdistan”, gazetenin tüm yazar kadrosu Kürt, ve bu gazete Balkan coğrafyasını ve Balkan Müslümanları’nı o derece yoğun, güçlü ve bir o kadar da kaliteli bir yayıncılıkla işliyor ki, şu anda içinde bulunduğumuz zamanda bile Balkanlar’a yönelik böyle ciddî yayın yapan bir gazete yok İstanbul’da.

     “Şark ve Kürdistan” gazetesinin ilk sayısında yer alan yazıların başlıkları bile, bu gazetenin nasıl farklı ve müstesnâ bir yayıncılık yaptığını göstermektedir:

     “Kürtler ve Kürdistan / Malatyalı M. Bedrî

     Vatanı Parçalamak İstiyen Kişiler / Bedrî

     Balkan Konferansı’nın Muhtemel Sonuçları / İsmail Hersekî

     Kürtler Yine Muhtaçtır / Bediuzzeman Said-i Nursî

     Milletin Korunması / Topçu Yüzbaşı Ali Vasfî

     Bosna – Hersek

     Şark ve Kürdistan / Bedirhan

     Bosna – Hersek’teki Katolikler’in Müslümanlar Üzerindeki Baskıları

     Bosna – Hersek’te

     Girit Mes’elesi

     Kosova Mebusları.” (56)

     Gazetenin yazarı Bediuzzeman Said-i Nûrsî, gazetenin ilk sayısında kaleme aldığı yazıda II. Abdulhamîd’e şöyle sesleniyordu:

     “Şu medeniyet dünyasında ve bu ilerleme ve yarış çağında diğer arkadaşları gibi Kürtler’in de ilerlemeye ayak uydurabilmesi için hükûmetin yardımı ile Kürdistan’ın kasaba ve köylerindeki mekteplerin kurulmuş olması memnunîyetle görülmekte ise de bu mekteplerden Türkçe’yi az da olsa öğrenmiş olan çocuklar ancak yararlanabilmektedir.

     Türkçe’yi bilmeyen Kürt çocukları ise, medreselerde okutulan ilimleri terakki etmenin biricik kaynağı olarak bilmektedirler. Yeni açılan bu mekteplerdeki öğretmenlerin Kürtçe bilmemeleri dolayısıyla bu çocukları eğitim ve öğretimden mahrum bırakmaktadır. Bu ise vâhşete, karışıklığa, dolayısıyla Batı’nın gürültü ve patırtı çıkarmasına sebep oluyor. Aynı zamanda halkın devamlı olarak vâhşet ve taklitte yerinde sayması, sürekli olarak vehim ve şüphelerin etkisi altında kalmalarına sebep oluyor.

     Eskiden her yönden Kürtler’den geri olanlar bugün onların hâlâ yerinde saymalarından dolayı çeşitli şekillerde istifade etmektedirler. Bu ise, biraz olsun hamîyet duygusu taşıyanları düşündürür. Bu nokta, Kürtler için gelecekte korkunç bir darbe hazırlıyor gibi ileri görüşlü olan kimseleri yaralamıştır. Bunun çaresi, örnek olacak şekilde bu konuda teşvîk ve rağbete öncülük yapması için Kürdistan’ın farklı yerlerinde yeni medreselerin açılması ve bir kısım medreselerin de canlandırılması, Kürdistan’ın maddî ve manevî olarak geleceğinin garanti edilmesi açısından önemlidir.” (57)

     Kürdistan Gazetesi

     1908 yılında İstanbul’da yayın hayatına başlamıştır. İlk Kürt gazetesi olan ve Kahire’de yayınlanan “Kürdistan” gazetesi ile ilişkisi olmayıp, sadece ismi aynıdır. Fakat aynı aile, Bedirhan ailesi tarafından çıkartılmıştır. Daha sonraki yıllarda da bu isimle pekçok gazete ve dergi yayınlanmıştır. Farklı yıllar içinde İran, Türkiye, Azerbaycan ve Lübnan’da da bu isimle gazete ve dergi çıkmıştır.

     1908 yılında İstanbul’da çıkmaya başlayan “Kürdistan” gazetesi, Bedirhan ailesinden Ali Emin Bedirhan’ın oğlu ve hapiste bulunan Süreyye Bedirhan tarafından, hapisten çıktıktan sonra çıkartıldı. Yaklaşık bir yıllık ömrü olan bu gazete, 13 Nisan 1909 tarihinde yayın hayatına son verdi. (58)

     Amidi Sevdâ Gazetesi

     1909 yılında İstanbul’da yayınlanan “Amidi Sevdâ” gazetesi (Amid; Amida; Amida Reş = Diyarbakır’ın eski isimleri), Türkçe olarak 6 sayı çıkarmış; bazı Kürtçe yazılara da yer vermiştir. 15 günde bir yayınlanan ve Ali Emirî tarafından çıkarılan gazetenin sahibi Mehmed Şükrî Diyarbekrî’dir. (59)

     İlk sayısında, dış kapağında şu ibare göze çarpıyordu: “Diyarbekir – El Cezire: Mesopotamie.” (60)

     Gazetenin ismi olan “Amidi Sevdâ”, aslında “anlamlı”, daha doğrusu “iki anlamlı”dır. Fakat bunu farkedebilmek için biraz dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor: Bilindiği üzere Diyarbakır’ın eski çağlardaki ismi “Amida Reş” (= Kara Amid, Siyâh Amid) idi. Bugün bizim “aşk, sevgi” anlamında kullandığımız “sevdâ” kelimesi ise Arapça’da “siyâh, kara” anlamına gelen “esved” sözcüğünden türemiştir. Yani “sevdâ” kelimesi hem “aşk, sevgi” anlamında kullanılmakta, hem de “siyâh, kara” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla gazetenin ismi olan “Amidi Sevda”, hem Diyarbakır’ın eski çağlardaki ismi olan “Kara Amid, Siyâh Amid” ismine tekabül etmekte, hem de aynı zamanda “Diyarbakır Aşkı, Diyarbakır Sevgisi” anlamına da gelmektedir.

     Rojî Kurd Dergisi

     Kürt Talebe Cemiyeti (Hêvî) üyelerinin çabalarıyla yayınlanan ilk dergi olan “Rojî Kurd” (= Kürt Güneşi) dergisi, 6 Haziran 1913 tarihinde İstanbul’da yayın hayatına başladı ve sadece 4 sayı çıktı. Aylık yayınlanan derginin her sayısı 32 sayfadan oluşuyordu. Gazetenin yönetim yeri, “Hêvî” cemiyetinin bulunduğu daire, dağıtım yeri ise Şafak Kütüphanesi idi. Derginin birinci sayısı 14 Receb 1331 (= miladî 6 Haziran 1913) tarihinde, ikinci sayısı 14 Şaban 1331 (= miladî 6 Temmuz 1913) tarihinde, üçüncü sayısı 11 Ramazan 1331 (= miladî 1 Ağustos 1913) tarihinde, son sayısı da 10 Şevval 1331 (= miladî 30 Ağustos 1913) tarihinde yayınlandı. (61)

     Kurmanc Kürtçesi, Soranî Kürtçesi ve Osmanlı Türkçesi olmak üzere üç dilde yayın yapan “Rojî Kurd” dergisinin imtiyaz sahibi ve sorumlu yazıişleri müdürü Süleymaniyeli Abdulkerîm idi. Harbiye Okulu’nda okuyan Süleymaniyeli Abdulkerîm, daha sonra “topçu yüzbaşı” olmuştur. (62)

Rojî Kûrd Gazetesi

Rojî Kûrd Gazetesi

     Dergi, Kürt diline ve Kürt tarihine büyük önem veriyor ve özellikle Kürt tarihi ile ilgili makaleler ve araştırmalar yayınlıyordu. “İstanbul’da çıkan ilk Kürtçe dergi” olan “Rojî Kurd” dergisinin ilk sayısının kapağında Selahaddîn Eyyubî (1138 – 93)’nin fotoğrafı yer almıştır. (63)

     Derginin ilk sayısında, derginin amacı şöyle açıklanıyordu:

     “Şüphesiz yine en basit tabir ile, içinde bulunduğumuz zamana ve istikbâle layık bir ilerleme gayesi, siyasî ihtiraslardan bağımsız ilmî ve içtimaî bir yol. Başka hiçbir şey. İşte bugün Kürt gençliği Kürtlük’e ve âleme karşı, bu gayenin yüklediği bir mes’uliyet altındadır. Bu gençlik, bu vazifeyi layıkıyle ifâ etmek, Kürtlük’e her taraftan vurulan hakaret tokadını, ilim ve irfan ile reddetmek için ant içmiştir. Şimdi artık ‘Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’ diyebiliriz.” (64)

     Derginin birinci sayısında Kerküklü Necmeddîn’in iki makalesi, Abdullâh Cevdet, Harputlu H. B., Mithad ve Süleymaniyeli Mesud gibi yazarların birer makaleleri dikkat çekiyor.

     “Rojî Kurd”un ilk sayısı için iki makale birden kaleme alan Kerküklü Necmeddîn, ilk yazısında Kürtler’in İdris-i Bitlisî ile başlayarak Osmanlı’ya ve Hilâfet’e yaptıkları hizmetleri anlatıyor ve Müslüman Kürt halkının Hilâfet’e sadakatlerini dile getiriyor. (65)

     Tarihî bilgiler aktardığı ilk yazısının aksine ikinci yazısında sosyolojik bir makale kaleme alan Kerküklü Necmeddîn, bu yazısında da Kürt halkının toplumsal yaşamını ve sosyolojik karakteristiğini anlatarak Kürt insanının, içinde bulunulan “medenîleşme çağı”nda bu hususta ne kadar kabiliyetli olduğunu ispatlamaya çalışıyor. (66)

    Bir talebe ve gençlik dergisi olan “Rojî Kurd”daki ilk yazısında doğal olarak gençliğe hitâb eden bir yazı kaleme alan derginin başyazarı Abdullâh Cevdet, Kürt gençlerine şöyle sesleniyor: “İster kalemi olsun ister ameliyesi, dünyada hiçbir büyük cesaret yoktur ki daha büyük cesaret ve yürek yardımıyla meydana gelmiş olmasın. Kürt gençlerine bu prensibi şiddetle arzederim. Millîyetlerin oluştuğu ve öne çıktığı bir devirdeyiz. Belirli ve seçkin bir şahsiyete sahip olmayan bir ferdin hiçbir toplumsal değeri olmadığı gibi, şahsiyetine sahip olmayan bir milletin de esamesi okunamaz ve konuşan hayvan suretinden başka birşey olamaz.” (67)

     Harputlu H. B. ise dünya siyasetini analiz eden bir makale kaleme alarak, Avrupa’da geçmiş asırlardan bu yana Hristiyanlık mezhebleri arasında meydana gelen savaşlar ve kanlı ihtilâlleri, bunların doğurduğu faciâları, sefaletleri ve Avrupa’nın bu husustaki çaresizliğini anlatıp Haçlı Avrupası ile İslam dünyası arasında bir mukayese yapıyor. (68)

     Derginin ilk sayısında ayrıca Kürtçe şiir ve hikâyelere de yer veriliyor.

     Derginin ikinci sayısının kapağında ise İran Şâhı Mûhâmmed Tuşmal Kerimxan Zend (1704 – 79)’in resmi var. Tarih bilinçleri oldukça gelişkin oldukları anlaşılan dergi editörlerinin ikinci sayının kapağına resmini bastıkları Mûhâmmed Tuşmal Kerimxan Zend, İran’ın Şiraz kentinde doğmuştur ve bugün de Şiraz’da devâsâ bir heykeli vardır, ancak Fars değil Kürt’tür. (69) Lekistan Kürtleri’ndendir. (70)

     Bir Kürt ailenin çocuğu olan Kerimxan Zend, 1750 tarihinde Afganistan Zend Hanedanı’nı kuran kişidir. (71) Aynı zamanda 1760 – 79 yılları arasında İran’ın Şâhı idi. (72) Fakat hem Afganistan Şâhı hem de İran Şâhı olmasına rağmen – sevmediği için – hayatı boyunca “Şâh” sıfatını kullanmamış, ölene kadar “Wekîl’er- Reâyâ” (= Reaya’nın Vekili) ünvânını kullanmıştır. (73)

Kerimxan Zend

Kerimxan Zend

    Büyük bir komutan ve gıpta edilecek dehâya sahip bir lider olan Kerimxand Zend, Ön ve Orta Asya İslam topraklarının “dış saldırılara” (Rusya ve Hindistan’dan) karşı korunmasında üstün fedâkarlıklar gösteren ve bu uğurda cihad eden bir komutandı. Korku nedir bilmeyen, her türlü güce karşı cenk etmekten çekinmeyen cesur bir liderdi. Kerimxan Zend’in hükümranlığı döneminde Haçlı güçleri İslam topraklarına saldırmaya kolay kolay cesaret edemezlerdi. O’nun varlığı bile İslam düşmanlarının kalplerine korku salıyordu.

     İran ve Afganistan tarihine en büyük damgayı vurmuş şahsiyettir, Kerimxan Zend. Tıpkı Selahaddîn Eyyubî gibi bir şahsiyettir. Nasıl ki Selahaddîn Eyyubî İslam topraklarını Batı’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyettir; Kerimxan Zend de İslam topraklarını Doğu’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyettir. Dolayısıyla, binbeşyüz yıllık kutlu İslam tarihi boyunca, İslam topraklarını hem Batı’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyet olan Selahaddîn Eyyubî, hem de Doğu’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyet olan Kerimxan Zend, her ikisi de Kürt’türler. İslam toprakları Batı’nın işgalinde değilse bunu bir Kürd’e, aynı şekilde Doğu’nun işgalinde değilse bunu da bir Kürd’e borçluyuz. (74)

     18. yy. sonlarında Kürt hükümdar Mûhâmmed Tuşmal Kerimxan Zend ile Hasan Xan hükümdarlığındaki Qacar Hanlığı arasında yaşanan uzun ömürlü ve şiddetli savaşları Qacarlar kaybederler. Zendler Qacarlar’ı bozguna uğratır. Kerimxan Zend, Qacar Şâhı Mûhâmmed Hasan Xan’ı öldürür ve oğlu Prens Ağa Mûhâmmed Xan’ı da esir alıp hapseder. Ancak Kerim Xan Zend, Qacar tehlikesini ortadan kaldırmış olmasına rağmen hükümranlığının merkezini yine de (doğum yeri olan) Şiraz’a taşıtır. 1779 tarihinde Kerimxan Zend vefât eder. Ancak ne yazık ki, Kerimxan Zend’in vefâtından sonra, O’nun yerini doldurabilecek, O’nun gibi güçlü ve karizmatik bir lider bulunamaz. (75)

Kerimxan Zend’in doğum yeri olan İran’ın Şiraz kentinde bulunan dev heykeli

Kerimxan Zend’in doğum yeri olan İran’ın Şiraz kentinde bulunan dev heykeli

     “Rojî Kurd” dergisinin ikinci sayısında Babanzâde İsmail Hakkı, Abdullâh Cevdet, M. Salib Bedirhan, Harputlu H. B. ve Bulgaristanlı Doğan’ın kaleme aldığı makaleler göze çarpıyor. İlginç olan, Bulgaristanlı Doğan’ın genç Kürt aydınlarına hitab ederek Kürt milletine karşı görev ve sorumluluklarını hatırlatan yazısı. (76)

     Derginin başyazısında Babanzâde İsmail Hakkı, kaleme aldığı makalede İslam ailesinin en önemli unsurlarından birini de Kürt millîyetinin oluşturduğunu belirtiyor. (77)

     M. Salip Bedirhan, yazısında Hêvî (Kürt Talebe Cemiyeti)’nin ve cemiyetin yayın organı olan “Rojî Kûrd” dergisinin misyonundan söz ederken (78), Harputlu H. B. de yazısında Hêvî cemiyetinin önemini anlatıyor. (79)

     “Rojî Kûrd” dergisinin üçüncü sayısında ise kapakta 1877 tarihinde kardeşi Bedirhan Osman Paşa ile birlikte Osmanlı idaresine karşı ayaklanan Hüseyin Kenan Bedirhan Paşa’nın resmi var. Derginin bu sayısında Babanzâde İsmail Hakkı, M. Salih Bedirhan, M. ve X. gibi yazarların yazıları bulunuyor. Ayrıca bu sayıda Selahaddîn Eyyûbî’nin hayatı geniş bir biçimde anlatılıyor. (80)

Selahaddîn Eyyubî

Selahaddîn Eyyubî

     Derginin başyazısında Babanzâde İsmail Hakkı, Kürt milletinin yükselme ve ilerleme şartlarına değinerek şu noktalara vurgu yapıyor: “Şimdiye kadar kapkaranlık bir bilgisizlik içinde bulunan Kürt kavminin varılacak yere doğru yürümesi ve değişik beşer kavimleri arasında kendisine düşen kutsal görevi yerine getirmesi için kuraklık, arızalı ve tehlikeli çukurlar, uçurumlar, taşlar ve tuzaklarla geçilmesi zor bir hale gelen gidiş ve yükseliş yol ve geçitleri kuvvetli bir ışık ile kendisine aydınlatmak lazımdır.” (81)

     M. Salih Bedirhan ise kaleme aldığı yazıda, okumanın ve eğitimin önemine değiniyor. (82)

     X. imzasıyla yazılan yazıda ise “nifak”ın Kürtler’in ezelî bir derdi olduğu anlatılıyor. Kürt halkını asırlar boyu bir hastalık gibi kemiren, onun manevîyâtını bu derece zorlayan, yürümekten ve yükselmekten alıkoyan şeyin nifak olduğuna işaret ediliyor. (82)

     Kürtçe şiir ve hikâyeler de yine bu sayıda dergiyi güzelleştiriyor.

     “Rojî Kurd” dergisinin dördüncü sayısının kapağında ise Erzurum şehrimizin güzel bir resmi var. Derginin bu son sayısında Lütfî Fikrî, Ebû Rewşen, M. Bedirhan ve Madenli Y. C. gibi yazarların makalerine yer veriliyor. (83)

    Deginin başyazısında Lütfî Fikrî, Kürt millîyetçiliğinin serencamını masaya yatırdığı makalesinde şu tespitlerde bulunuyor: “Kürt millîyeti muhtelif ırklardan ve memleketten, sıra itibariyle Araplar’dan ve Arnavutlar’dan sonra varlığını his ve idrak etmeye başlamış bir unsurdur. O’nun muhiti Anadolu’nun nisbeten merkezî şehirlerden uzak kısmında bulunması, ekseriyetle yolsuz, trensiz yerlerin sâkini olması itibariyle bu husustaki gecikmesi izah edilebilir.” (84)

     Derginin bu sayısında “kadın konusu”nun da işlendiği göze çarpıyor. Madenli Y. C. tarafından kaleme alınan makalede “Kürtler’de kadın sorunu” ele alınıyor ve Kürt toplumunda kadının yeri sorgulanıyor. Yazıda Kürt erkeklerinin cahil, Kürt kadınlarının ise hem cahil hem de – erkeklerin kurbanı oldukları için – zavallı olduklarına işaret edilerek çıkış ve çözüm yolları üzerinde kafa yoruluyor. (85)

      Son sayıda yine Kürtçe şiir ve hikâyeler unutulmamış, tabiî ki.

     Gazetenin Türk kesiminden nasıl tepki aldığına dair bir anekdotu gazetenin başyazarı Dr. Abdullah Cevdet şöyle aktarıyor: “Rojî Kurd mecmuâsını yazı masamda gören bir muhterem ve muazzam dostum birdenbire ‘Nedir bu mecmuâ?’ diye sordu. Ben ‘Kürdolojiya organı’ dedim. Arkadaşım mecmuâyı açtı; gözü Kürtçe bir makaleye tesadüf edince, ‘Madem ki Türkçe değil Kürtçe’dir, o halde tefrika (= ayrılık, bölücülük) gazetesi demektir’ diyerek masanın üzerine bıraktı. Bu bir hadisedir ki bence dikkat edilmeye çok layıktır.” (86)

     Nitekim “Rojî Kurd”un kimi yazarları dergideki yazılarından dolayı tutuklandılar. Bunlardan biri de M. Salih Bedirhan idi ki, O’nun tutuklandığına dair haber, dönemin Türk ve Ermenî gazetelerinde yer aldı. (87)

     Dergi 4. sayıdan sonra kapatıldı ve böylece ancak iki buçuk ay yaşayabildi.

     Yêkbun Gazetesi

     Kürt Talebe Cemiyeti (Hêvî) üyelerinin çabalarıyla yayınlanan ikinci dergi olan ve “Rojî Kurd” (= Kürt Güneşi) dergisi ile aynı dönemde yayınlanan “Yêkbun” (= Birlik) gazetesi, Eylül 1913 tarihinde İstanbul’da yayın hayatına başlıyor, Kürtçe ve Türkçe yayın yapıyordu. (88)

     Üç günde bir yayınlanan “Yêkbun” gazetesi, siyasetten uzak durmaya çalışan bir gazeteydi ve sorumlu müdürlüğünü İbrahim Kürdî yapıyordu. Gazetenin künyesinde şunlar yazıyordu:

     “Haftada iki defa intişar eder.

     Siyasete karışmaz.

     Mes’ûl müdürü: İbrahim Kürdî

     Gazetenin amacı: Osmanlı ve İslam camiâsında Kürtler’i tanıtmak, kadir ve kıymetlerini daha da yükseltmektir.” (89)

     Derginin ilk sayısında M. Salih Bedirhan tarafından kaleme alınan yazıda “Yêkbun”un misyonu şöyle tarif ediliyor: “Yaşamaya ve yükselmeye azmetmiş olan Kürtler, bugün saadete ve izzetli bir hayata ulaşma ışıklarından birini hayâlinin dölyatağında yaşatmış olan Yêkbun’u çıkarmaya cesaret ediyorlar. Hayata hasret olan bu hayâl, bu hizmet ve fedâkârlıkla izzetli bir hayat için amade olan gönüllerde cesareti ve umudu diriltiyor. Yêkbun azmini Kürtler’den alıyor; sermayesi sadece kıvancı ve övünçtür.” (90)

     “Yêkbun” gazetesinin ikinci sayısında M. Salih Bedirhan, F. N., M. H. ve M. S. Azîzî gibi yazarların makaleleri göze çarpıyor. Gazete bu sayıdaki başyazısında, “Diğer halklardan hiçbir yönden eksik olmadığımız halde bugüne dek gücümüzü ve iktidarımızı yaşamda gösteremedik” deniyor. (91)

     Gazetenin üçüncü sayısında aynı yazarlar var. Müncî Kürdî tarafından kaleme alınan başyazıda, “Kürtler’in okuma yazma oranı % 40 veya % 50’ye çıkarılmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için rahat yaşamdan elinizi eteğinizi çekin. Kürdistan’ın yüksek dağlarına dönün ve milletin evlatlarına rehberlik ve öğretmenlik yapın” çağrısı yapılıyor. Ayrıca okuma yazma oranı düşük olan Kürtler için Kürtçe’yi rahat kullanabilmeleri için rahat bir alfabe yapılması gerektiği savunuluyor. Aynı yazıda Kürt gençliğine, “Siyaset hırsına kapılınmamalıdır. Gençler en büyük şerefi millî hizmette bulmalıdırlar” öğüdü de yapılıyor. (92)

     Hetawê Kurd Dergisi

     “Rojî Kurd” dergisinin kapatılması üzerine yayına başlayan ve bir nevî “Rojî Kurd’un isim değiştirerek Hetawê Kurd olarak yayınına devam etmesi” anlamına gelen “Hetawê Kurd” (= Kürt Işığı) dergisi, 5 Ekim 1913 tarihinde İstanbul’da yayın hayatına başlamış, resmî olarak Abdulâzîz Baban tarafından ve Van’ın Mûks (Bahçesaray) ilçesinden olan Mûkslu Hamza idaresinde yayınlanmıştır. (93)

     “Hetawê Kurd” dergisinin de tıpkı “Rojî Kurd” gibi yönetim yeri, “Hêvî” cemiyetinin bulunduğu daire, dağıtım yeri ise Şafak Kütüphanesi idi. Her biri 32 sayfa olan ilk üç sayısının üzerinde “Şimdilik ayda bir neşrolunur” ibaresi yazılıydı. Fakat dergi dördüncü sayıdan itibaren sayfa sayısını 32’den 16’ya düşürmeye ve fakat aylık sayısını da 1’den 2’ye çıkarmaya karar vermiş, dördüncü sayıdan itibaren derginin üzerine “Şimdilik 15 günde bir neşrolunur” ibaresi yazılmıştır. (94)

     Dergi “abonelik sistemi” de uyguluyordu. Aboneleri vardı ve bunlara dergiyi posta yoluyla gönderiyorlardı. (95)

     Derginin yazar kadrosu şu isimlerden oluşuyor: Mûkslu Hamza, Abdulâzîz Baban, Babanzâde Ahmed Rıfat, Babanzâde İsmail Hakkı, Dr. Abdullâh Cevdet, Ahmed Muhsin, Bitlisli Şahab Malver, Mûhâmmed Mihrî, Diyarbekirli Fikrî Necdet, Harputlu H. B., Süleymaniyeli İsmail Hakkı, Kerküklü Necmeddîn Hüseyin, Kerküklü Rasih, Kerküklüzâde Kerîm, Sedat Berzencî, Tahir Fuad, Manisa’da Kürt Kızı Kevser, Cizreli Molla Ahmed, Siirtli Molla Halîl Efendi, Mesud, Mewlânâzâde Rıfat, Mardinli Mehmed Nurî, Halîl Modanî, Bavê Naco, Mustafa Şevkî, Süleyman Asaf, Süleymaniyeli Zafer, Şeyh Hamza, Zahavîzâde E. M., İbrahim Heraluş ve Zeko. (96)

(Soldan sağa) Ekrem Cemilpaşa, Mûkslu Hamza ve Kadri Cemilpaşa. (Oturan) Kerküklü Necmeddîn

(Soldan sağa) Ekrem Cemilpaşa, Mûkslu Hamza ve Kadri Cemilpaşa. (Oturan) Kerküklü Necmeddîn

     Dergide “Kürdistan Mektupları” adlı bir sayfa var bu sayfada her sayıda Kürdistan’ın bir şehri tanıtılıyor. Bu sayfayı yazar kadrosu değil, okuyucular hazırlıyor; her okuyucu hendi yöresini tanıtan bir yazı kaleme alıp dergiye gönderiyor ve dergi de bunları periyodik olarak yayınlıyor. Derginin birinci sayısında “Kürdistan Mektupları” sayfalarında Meledî (Malatya) şehri, ikinci sayıda Fırat Nehri kıyıları, üçüncü sayıda Mezire (Elâzığ) şehri ve Harput tanıtılıyor. Onuncu sayıda tanıtılan yer ise, Têrkan aşireti mensubu Cındo’nun kaleminden Gırê Sor (Siverek). (97)

     “Hetawê Kurd” dergisi, I. Dünya Savaşı ve 1914 yılındaki Seferberlik İlanı’yla birlikte yayınına son veriyor. Kürt gençliğinin millî, tarihî, sosyal ve kültürel bilinçlerinin gelişmesinde çok büyük katkıları olan derginin yazarları ve gönüldaşları, işgalci Rus, İngiliz ve Fransız güçlerine karşı vatanı korumak için askerlik hizmetine başlıyor. (98)

     Bugüne dek kalemleriyle yazdıklarını, “kanlarıyla ispatlama” zamanıdır, şimdi.

     Bunların en başında da, derginin genel yayın yönetmeni Mûkslu Hamza geliyor.

     Döneminin en ilginç ve güzel şahsiyetlerinden biridir, Mûkslu Hamza. Derginin genel yayın yönetmenliğini yaptığı aynı zaman diliminde başka neler yaptığına baktığımızda O’nun renkli kişiliğini daha yakından tanımış oluyoruz.

     İstanbul’da Dar’ul- Fünûn’da (= İstanbul Üniversitesi) Lisan Fakültesi “Fars Dili” Bölümü’ne girer; burayı bitirdikten sonra da “vaiz” yetiştirmek üzere 6 Şubat 1914’te açılmış olan Medrese’tul- Vâizîn’e girerek burayı da bitirir ve 1918’e kadar Üsküdar’ın Ömerli mahallesinde ilkokul öğretmenliği yapar. (99)

     Daha sonra evlenip Adalet Hanım’la hayatını birleştiren Mûkslu Hamza’nın bir kızı olur. Adını “Menije” koyar; kaderin cilvesine bakın ki Menije ismindeki bu kızcağız, ismine çok benzeyen “Menenjit” hastalığına tutularak 20’li yaşlarda hayata gözlerini kapar. (100)

     Mûkslu Hamza’nın ilk eğitimini aldığı yer, memleketi Mûks (Bahçesaray)’ta bulunan Mir Hasan Velî Medresesi. Buradan icazet alarak mezun olduktan sonra medresenin resmî yöneticiliğini de yapıyor. Asıl eğitimini ise Van’daki Xorxor Medresesi’nde alıyor. (101)

     Mûkslü Hamza’nın Xorxor Medresesi’ndeki talebelik dönemi, tam da Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî’nn bu  medresede ders verdiği döneme denk geliyor. Böyle olunca, gençliğinde Mûkslu Hamza’nın eğitim ve öğrenimine en fazla katkısı olan, kendisini yetiştirip yönlendiren kişi, Bediuzzeman Said-i Nursî oluyor. Mûkslu Hamza medresede Said-i Nursî’nin talebesi; ve buradaki tanışıklıkları İstanbul’da da devam ediyor. (102)

     İstanbul’da Dar’ul- Fünûn’da (= İstanbul Üniversitesi) Lisan Fakültesi “Fars Dili” Bölümü’nde öğrenci olduğu dönemde Mûkslu Hamza, Kürt Talebe Cemiyeti (Hêvî)’nin aktif bir üyesidir. Hatta bu ünlü cemiyeti bizzat kuran kişi olduğunu söyleyen araştırmacılar da vardır.  (103)

     Banga Heqq Dergisi

     Cemaleddîn Baban tarafından 1914 yılında çıkartılan “Banga Heqq” (= Hakk’ın Çağrısı) dergisi İstanbul’da değil, bugünkü Irak’ın başkenti Bağdad’da yayınlanmıştır. (104)

     Kürtçe ve Türkçe olarak yayın yapan dergi, Bağdad’daki El- Edeb Matbaası’nda basılıyordu. Her sayısı 24 sayfa yayınlanan dergi, toplam beş sayı çıktı. (105)

     I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine yayın hayatına son verdi. (106)

     Jîn Dergisi

     I. Dünya Savaşı’ndan sonra Kürtler’in çıkardığı ilk dergi olan ve İstanbul’da yayınlanan “Jîn” (= Hayat, Yaşam) dergisi, 1918 yılının sonbaharında yayın hayatına başladı. Haftalık olarak çıkan dergi, Kûrmanc Kürtçesi, Soranî Kürtçesi ve Osmanlı Türkçesi olmak üzere üç dilde yayın yapıyordu. (107)

     Toplam 25 sayı yayınlanan derginin ilk yirmi sayısı Mûkslu Hamza’nın, son beş sayısı Memduh Selim Bey’in yönetiminde çıktı. (108)

     Yukarıda da detaylıca bahsini ettiğimiz ve Bediuzzeman Said-i Nursî’nin talebesi olan Mûkslu Hamza, Bitlis Ayaklanması’ndan önce bölgeye giderek faaliyet gösterdiğini, aşiret liderleri arasında dayanışmayı sağlamaya çalışarak ayaklanmanın organize edilmesini sağlayan kişilerden biri olduğunu “Jîn” dergisinde bizzat kendisi kaleme alıyor ve alenî bir şekilde duyuruyor. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin aktif bir üyesi olarak cemiyetin çıkardığı “Jîn” dergisinde genel yayın yönetmenliğini ve sorumlu yazıişleri müdürlüğünü yapıyor. Dergide Kürtçe yazılar kaleme alıyor. (109)

     Gazetenin künyesinin altında şu ibareler göze çarpıyor:

     “Haftalık Gazete

     Dîn, edebiyat, içtimaîyat ve iktisadîyattan bahseder.

     Türkçe – Kürtçe mecmuâdır.

     Yılık abone bedeli 130 kuruştur.” (110)

     Derginin yazar kadrosu şu isimlerden oluşuyor: Mûkslu Hamza, Memduh Selim Bey, Siverekli Hilmî, Süleymaniyeli Tevfîk, Halîl Hayalî, Abdurrahman Rahmî, Kemal Fevzî, Azîz Yalmukî, Lawê Reşîd, İhsan Nurî, Kamuran Ali Bedirhan, Qadîzâde Mustafa Şevkî, Hıznî Dersimî, Mina Cezirî, Qadîzâde Latif Zaxoî, Şefîk Arvasî, Kürdîzâde Kemal Bey, Dr. Abdullâh Cevdet (111), Bediuzzeman Said-i Nursî (112), Bitlisli Yüzbaşı Emin, Süleymaniyeli Mevlüd, Süleymaniyeli Babanzâde Nurî ve Süleymaniyeli Reşîd Bey. (113)

Jîn Dergisi

Jîn Dergisi

     “Jîn” Dünya Savaşı’nın hemen bitiminde yayınlanmaya başladığında, diğer halklar gibi Kürt halkı da savaş sonrası sıkıntılarla mücadele etmekteydi. Savaş sonrası dağılan, yerlerini yurtlarını terk eden Kürt ailelerin mevcut durumları ve yaşadıkları çileler, dergide sürekli gündeme getiriliyordu. Savaştan hemen sonra yayınlanmaya başlayan “Jîn”in ilk sayısı, savaş psikolojisini görmek ve anlamak açısından oldukça önemli. (114)

     Derginin ilk sayısında Siverekli Hilmî tarafından kaleme alınan “Kürt Gençliğine Hitab” başlıklı yazıda, derginin çıkış amacı şöyle dile getiriliyor: “Yüzyıllardan beri ihmal edilen Kürt halkının tarihsel yaşamına, millî haklarına, edebiyat ve sosyolojisine ilişkin yayın yapmak.” (115)

     20. yy’ın başında yayınlanan bir dergideki “Yüzyıllardan beri ihmal edilen Kürt halkının tarihsel yaşamı, millî hakları” ifadesi üzerinde ciddîyetle düşünmek gerekiyor. Ayrıca bu dergiyi çıkaran ve bu yazıları kaleme alan Kürt aydınlarının ulusalcı – seküler çizgide değil, İslamî çizgide ve “İslamcı” düşüncede kişiler olduklarını da akılda tutarak, iki kere düşünmek gerekiyor.

     Toplam üç hikâyenin yayınlandığı dergide, Kemal Fevzî’nin “Altın Kaküllü Çocuk” adlı hikâyesi dikkat çekici. Her yönüyle masal ve mitoloji arasında gidip gelen bu hikâyeyi derleyen Kemal Fevzî, daha sonra bunu Türkçe’ye çevirip hikâyeleştirerek yeniden kaleme almış. Kemal Fevzî bu hikâyeyi yayınlamadan önce, masallarla ilgili yaptığı çalışmaları aktarıyor ve “Kürt masalları” hakkında üç sayfalık bir yazı kaleme alarak Kürtler ile diğer kavimlerin mitolojilerinde ortak noktalar olduğuna vurgu yapıyor. Özellikle Kürt ve Yunan halklarının masalları arasındaki kuvvetli bağ üzerinde duran Kemal Fevzî, “Yunan masallarındaki titanlar ne ise Kürt masallarındaki yedi başlı dev de odur” tesbitinde bulunuyor. (116)

Bitlisli Kemal Fevzî

Bitlisli Kemal Fevzî

     “Jîn” dergisinin dördüncü sayısında Abdurrahîm Rahmî’nin makalesi, okuyucular tarafından en çok ilgi gösterilen yazıdır. Aynı sayıda Mustafa Şevkî ise “Yêkitî” (= Birlik) adlı yazısında, mazlum ve henüz uyanmaya başlayan Kürt halkına birlik çağrısı yaparak şöyle sesleniyor: “Çünkü vakit dardır ve düşman da gafletimizden yararlanmaktadır. Kurtuluşa ve iflâh olmaya koşun. Pişmanlığın yararı olmayacaktır.” (117)

     Kürtler arasında ayrılık ve tefrikanın ortadan kalkması ve Kürt milletinin birliğinin sağlanması düşüncesi, derginin hemen her sayısında düzenli olarak işlenir. Hatta öyle ki, derginin ilerleyen sayılarında bu konu, derginin bizzat kendi yazarları arasında karşılıklı tartışmalara dahi dönüşür. Fakat bu, kavga etmek şeklinde değil, karşılıklı fikir teatisi şeklindedir, tabiî ki. Örneğin derginin beşinci sayısında yine Abdurrahîm Rahmî, Kürt milletine seslenerek “Ey nifak içindeki millet! Sana vahdet gerek” çağrısında bulunurken, altıncı sayıda Kürdîzâde Kemal Bey, “Kürt Milletine: Bugünkü Vazifelerimiz” başlıklı yazısında, “Umut, amaç, arzu, Kürt gençliğini biraraya toplamak, cahillik belasını Şark’ten def etmektir” temennisinde bulunuyor. (118)

     “Jîn” dergisinin sekizinci ve dokuzuncu sayılarında, savaştan dolayı göç eden veya yerlerinden zorla sürgün ettirilen Kürt ailelerin dergiye gönderdikleri mektuplar yayınlanıyor. Abdurrahîm Rahmî konuyla ilgili bir yazı kaleme alıyor ve yazısında şöyle soruyor: “Hangi milletten olursa olsun, acaba 120 haneli bir köyden 10 kişinin kaldığını Kürt milletinden başka bir milletin felâketli serüveninde görmek mümkün müdür? Bunlara ne oldu? Niçin yok oldular?” (119)

     Derginin ondördüncü sayısında ise yürek burkan, okuyan her vicdanlı insanın yüreğini parçalayan bir yazı var. Şair Kemal Fevzî, savaştan dolayı göç eden veya yerlerinden zorla sürgün ettirilen Kürt ailelerin durumunu çok çarpıcı bir şekilde dile getiriyor. Yazının can alıcı bölümü şöyle: “İstanbul’un beyaz yalılarında içki dağıtan kızlar kadeh sunarlarken, Kafkaslar’ın karlı ve buzlu eteklerinde memeleri üstünde yavrusu uyuklayan anneler, anne kucağında meme emen yavrular açlıktan yokluğa yuvarlanıyorlardı. Fırtınalar koynunda serilen sahipsiz, öksüz çocuklar, başları ucunda ağlayarak bir ziyaretçi dahi bulmadan, solgun bakışlarda öbür dünyaya süzülüp gidiyorlardı. Yorgunluktan, yoksulluktan birer iskelete dönmüş dinç yaşlılar, yaşamın son soluğunu tüketiyor ve süren ömürlerini bir lokma uğruna yok ediyorlardı. Karlı yollarda birer kurban sürüsü gibi ölüme sürüklenen insan kümeleri ölümü hasretle arıyor, karlarda açılan soğuk mezarlara canlarını teslim ediyorlardı.” (120)

     Hem Osmanlı basın tarihinin, hem Kürt basın tarihinin ve hem de İstanbul basın tarihinin en farklı ve renkli yayın organlarından biri olan “Jîn” dergisinin de akıbeti diğer Kürt gazete ve dergilerinin akıbetinden farklı olmadı. Hakikaten tıpkı ismi (jîn = hayat) gibi toplumsal ve kültürel sorunlara pratik çözümler getiren ve “hayata dokunan” bir dergi olan “Jîn” , 25. (son) sayısını çıkardığı 2 Ekim 1919’dan sonra hükûmetin baskıları sonucu kapandı. (121)

     Gazî Gazetesi

     1919 yılında Diyarbekir’de yayınlanan “Gazî” (= Haykırış) gazetesi, Kürdistan Cemiyeti tarafından çıkarılan bir gazeteydi. Sadece birkaç sayı yayınlandıktan sonra Kürdistan Cemiyeti’nin kapatılması ile o da küçük bir matbaada yayınına amatörce devam etmiştir. Yayınına tam olarak ne zaman son verdiği bilinmiyor. (122)

     Gazetenin yazar kadrosu şu isimlerden oluşuyordu: Av. Şehîd Hacı Mûhâmmed Efendi, Şehîd Cemil Paşazade Cevdet, Liceli Pertew Bey, Mirikâtibîzâde Cemil Bey ve Hênîzâde Reşad. (123)

     Banga Kurdistan Gazetesi

     2 Ağustos 1922 tarihinde Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrinde yayın hayatına başlayan “Banga Kurdistan” (= Kürdistan’ın Çağrısı) adlı gazete, haftalık olarak çıkıyor ve Kürtçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dilde yayın yapıyordu. Gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarı Mîrliwa Mustafa Yalmukî Paşa idi. Ağırlıklı olarak Kürtçe olmasına rağmen Farsça ve Türkçe sayfalara da yer veren gazetenin Türkçe editörü Refîk Hilmî, Farsça editörleri de Ali Kemal ve M. Nurî idiler. Kırtasiye giderleri, İstanbul’da faaliyet gösteren Kürdistan Cemiyeti tarafından karşılanıyordu. Gazete, bugünkü Irak’ın başkenti Bağdad’daki Dar’ul- İslam Matbaası’nda basılıyordu. (124)

      İlk onüç sayısı 6 sayfa olarak basılan gazetenin ebatları 34 cm × 21 cm olup ondördüncü sayıdan sonra sayfa sayısı 4’e indirilerek ebatı 50 cm × 38 cm olarak büyütülmüştür. (125)

     Gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarı Mîrliwa Hacı Mustafa Yalmukî Paşa, ilk sayıda gazetenin amacı ve misyonunu şöyle açıklıyor: “Bu gazete tüm Kürtler içindir. Yiğit Kürtler’i uyandırma ve ataları hakkında bilgilendirmek içindir. Kürtler herşeyden mahrum, dünyadan habersizler. Bunun sebebi cahilliktir. Zaman savaş ve silâh zamanı değil. Zaman ilim ve eğitim zamanıdır. Ey Kürtler; gelin Banga Kurdistan’ı dinleyin. Banga Kurdistan vatanı ve vatan evlâtlarını uyandırmak içindir.” (126)

     Gazetenin ilk sayısında yapılan bayram tebriği ve bayramlaşma çağrısından, Kurban Bayramı’nın hemen arefesinde çıktığını anlıyoruz. Gazetede tüm Kürtler’in Kurban Bayramı tebrîk edilmekte ve Kürtler “bayramlaşmak” için Mîrliwa Hacı Mustafa Yalmukî Paşa’nın evinin önünde toplanmaya çağrılmaktadır. (127)

     Gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarı olan Süleymaniyeli Mîrliwa Hacı Mustafa Yalmukî Paşa’dan “cemiyetleri” incelediğimiz bölümde de bahsetmiştik, hatırlarsanız. Mîrliwa Hacı Mustafa Yalmukî Paşa, İstanbul’da kurulan ve “tarihteki ilk Kürt kadın derneği” olan Kürt Teali Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti)’ni kuran ve İstanbul Sultan Ahmed Camiî’nde okuttuğu mevlîdle mücadelesini başlatan Dr. Encam Yalmukî Hanım’ın babasıdır.

Mîrliwa Mustafa Yalmukî Paşa

Mîrliwa Mustafa Yalmukî Paşa

     “Banga Kurdistan” gazetesinin Türkçe bölümü editörü Refîk Hilmî, “Kürdistan’ın Geri Kalma Nedenleri” başlıklı makalesinde, Kürtler’i her türlü ğarez ve şaibeden uzak bir görüş ve düşünceyle fikir yürütmeye ve tefekkür etmeye dâvet ederek, Kürdistan’ın geri kalma nedenlerinin araştırılmasını istiyor. Kürtler’in pekçok yönden diğer milletlere kıyasla geri bırakıldığını belirten Refîk Hilmî, şu değerlendirmeyi yapıyor: “O halde inkârı mümkün olmayan geri kalmışlığımızın nedenlerini iyicene araştıracak olursak, doğal olarak gözümüze en başta eğitimsizlik çarpacaktır. Evet, bugün hâlâ Ortaçağ’dan çıkmış vâhşî milletler hariç tutmak şartıyla, oturdukları bölgede eğitim ve san’atlar açısından Kürt milleti kadar geri kalmış bir millet düşünülemez.” (128)

     Gazetede yine “İslam tarihi” ve “Kürt tarihi” hakkında yazıların olduğu görülüyor. Farsça sayfalarında yer alan yazılar ise İran Kürtleri’ne yönelik kaleme alınan yazılar, haliyle. (129)

     Toplam olarak kaç sayı yayınlandığı bilinmeyen gazete, 1926 yılına kadar yayın hayatını sürdürüyor. (130)

     Mârifet ve İttihâd-ı Ekrad Gazetesi

     Bediuzzeman Said-i Nursî tarafından çıkarılmak istenen gazetedir. Üstâd Bediuzzeman’ın en büyük projelerinden biridir.

     Zekâsı ve haşin tabiâtıyla, cesaretiyle ele avuca sığmayan Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî,  İstanbul şehrinde “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” (= Mârifet / Eğitim ve Kürtler’in Birliği) adıyla Kürtçe – Türkçe bir gazete çıkarmak için 1498 numaralı bir arizâ (= dilekçe) ile teşebbüste bulunuyor. Bu arada “Volkan” gazetesi sahibi Derviş Vahdetî ve arkadaşlarının kurduğu İttihad-ı Mûhâmmedî Cemiyeti’ne giriyor, “Volkan” gazetesinde makaleleri yayınlanıyor. Bunun dışında “Şurâ-yı Ümmet”, “Şark ve Kürdistan”, “Kürd Teâvun ve Terakki Gazetesi”, “İkdâm”, “Serbestî” ve “Sebil’ur- Reşâd” gibi gazetelerde de makaleler kaleme alıyor. (131)

     İslam ve Kürt tarihi üzerine yaptığı değerli çalışmalarıyla bilinen sevgili Müfid Yüksel, Bediüzzeman’ın “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” (= Mârifet ve Kürtler’in Birliği) adıyla haftalık olarak çıkarmak istediği Kürtçe – Türkçe gazete ile ilgili “Başbakanlık Osmanlı Arşivi”ndeki belgeleri gazetelerde yayınlamıştı. (132)

     Müfid Yüksel’in belirttiğine göre, ayrıca Amasya mebusu Fazıl Arif Efendi  ve Nafiz Bey ile Dar’un- Nasr (Tokat) mebusu Tahsin Bey’e ve Kâmil Efendi’ye de müsveddesi mucibince tezkire yazılmış.

     Haftalık ve Kürtçe olarak yayınlanan “Mârifet ve İttihad-i Ekrad” gazetesi, Said-i Kürdî’nin doğrudan kendisinin yayınladığı bir gazete. 2008 yılında Osmanlı arşivlerinde yapılan bir çalışmada Said-i Kürdi el- Nursî’nin projesi olan bu gazete gün yüzüne çıkmıştır. (133)

Bediuzzaman Said-i Nursî’nin çıkarmak istediği “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” adlı Kürtçe – Osmanlıca gazete ile ilgili “Başbakanlık Osmanlı Arşivi”ndeki belge (ön yüzü)

Bediuzzaman Said-i Nursî’nin çıkarmak istediği “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” adlı Kürtçe – Osmanlıca gazete ile ilgili “Başbakanlık Osmanlı Arşivi”ndeki belge (ön yüzü)

Bediuzzaman Said-i Nursî’nin çıkarmak istediği “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” adlı Kürtçe – Osmanlıca gazete ile ilgili “Başbakanlık Osmanlı Arşivi”ndeki belge (arka yüzü)

Bediuzzaman Said-i Nursî’nin çıkarmak istediği “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” adlı Kürtçe – Osmanlıca gazete ile ilgili “Başbakanlık Osmanlı Arşivi”ndeki belge (arka yüzü)

    

     Üstâd Bediuzzeman Said-i Nursî, o günlerde bir yandan “Mârifet ve İttihad-ı Ekrad” (= Mârifet ve Kürtler’in Birliği) adlı bir gazete çıkarmak için Osmanlı idaresine dilekçeler yazıp başvuruda bulunuyor, bir yandan da halihazırda yayınlanmakta olan çeşitli İslamî ve Kürdî gazete ve dergilerde makaleler kaleme alıyor.

     Said-i Nursî, yazdığı bir yazıda şunları söylüyor:

     “Ey umum Ekrad (= Ey bütün Kürtler)! Gözünüzü açınız, sabah geldi. Ve müteyakkız (= uyanık) olunuz. Sizin ihtilâf ve vâhşetinizden efkâr-ı fasîde (= kötü fikirler) sahibi istifade etmesin. Bu şanlı olan ittihad-ı millet-i Ekrad’ı (= Kürt milletinin birliğini) fena bir hastalığa hedef etmesinler.

     Eskiden beri her bir vechile Ekrad’ın (= Kürtler’in) madûnunda (= gerisinde) bulunanlar, bugün onların hâl-i tevakkufta  olmalarından (= duraklama halinde olmalarından) istifade ediyorlar. Bu ise ehl-i hami­yeti (= gayret sahibi kimseleri) düşündürüyor. Ve bu vaziyet, Kürtler için müstakbelde bir darbe-i müdhîşe (= dehşetli bir darbeye) hazırlıyor gibi ehl-i basireti (= basiretli, ileri görüşlü insanları) dağdar  etmiştir (= yüreğini yakmıştır).

     Kuvvetinizi toplayıp namus-u millîyenizi muhafazâ etmenizin tek yolu, millîyet bilincine sahip olmanızdır. Bu bilinçle millîyetinizden oluşan ortak değerleriniz için bir havuz yapın ve maddî manevî millî gelirlerinizi bu millîyet havuzunda toplayın. Havuzun suyunun boşa akmasına eğitim ile mani olup İslamî faziletlerle de bu havuza akacak yeni su yolları açın.

     Kürt halkı! Millîyet fikrini rehber edinin, eğitim ve insanîyeti elinize alın. Bu yüzden millîyet fikri her ferdi bir millet kadar kıymettar yapar. Milleti için himmet eden ve çalışan kişi, tek başına bir millettir. Kimin himmeti yalnız kendi nefsine ve şahsına ise, o insan değildir. Bu yüzden insan fıtraten medenîdir. Hemcinsi ve ırkdaşı için düşünmeye mecburdur. Toplum hayatı sayesinde kendi şahsî yaşamı sürer. Millîyet fikri ile, bir milletin ferdleri bir aile gibi biribirine şirindir. Onların her ferdini bir insan kadar değil, bir millet kadar büyük eder.

     Ey Kürt halkı! Her yerden hücûm eden medenîyete karşı, siz vâhşetinizi koruyamazsınız. Bu vâhşet söylemimden dolayı darılmayın. Bunu başta kendim için söylüyorum. Hem de suç hükûmetindir. İstediğim şey, Kürtlük haysiyet ve namusunu korumaktır. Hürriyet ve adaleti isteyip ona hizmette, Arnavutlar gibi yiğit ve kahraman olun.” (134)

     Evet…

     20. yy’ın en büyük İslam âlimlerinden biri olan Üstâd Bediuzzeman Said-i Kurdî (rh. a.), âzîz Kürt milletine böyle nasihat ediyordu.

     Üstâd’ın bu nasihatlerine sanırım en çok da günümüzde ihtiyaç var.

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

     (1) : Cornelia Schneider, Mainzer Drucker – Drucken in Mainz, s. 208, Mainz Belediyesi Yayınları, Mainz 2000

     (2) : Osmanlı İmparatorluğu Kronolojisi, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, 18 Mart 2008

     (3) : Amir Hassanpour, Kürdistan’da Millîyetçilik ve Dil, s. 81, Avesta Yayınları, İstanbul 2005

     (4) : age

     (5) : M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasî Düşünür Olarak Dr. Abdullâh Cevdet ve Dönemi, s. 111, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1981

     (6) : age

     (7) : Mehmet Malmisanıj, Yüzyılımızın Başında Kürt Millîyetçiliği ve Dr. Abdullâh Cevdet, s. 42, Jîna Nû Yayınları, Stockholm 1986 

     (8) : age

     (9) : M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasî Düşünür Olarak Dr. Abdullâh Cevdet ve Dönemi, s. 111, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1981

     (10) : Ekrem Cemilpaşa, Muhtasar Hayatım: Kemalizm’e Karşı Kürt Aydınının Mücadelesinden Bir Yaprak, s. 33, Beybun Yayınları, Ankara 1992

     (11) : Celîlê Celîl, Kürt Aydınlanması, s. 93, Avesta Yayınları, İstanbul 2000

     (12) : age

     (13) : age

     (14) : age

     (15) : age, s. 94

     (16) : age

     (17) : age

     (18) : Pars Tuğlacı, Çağdaş Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 1658, İstanbul 1958

     (19) : İbrahim Sediyani, Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 7, Haksöz, 30 Ocak 2010

     (20) : agm

     (21) : agm

     (22) : Müslüm Yücel, Kürt Basın Tarihi, s. 41, Aram Yayınları, İstanbul 1998

     (23) : İbrahim Sediyani, Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 7, Haksöz, 30 Ocak 2010

     (24) : Celîlê Celîl, Kürt Aydınlanması, s. 26, Avesta Yayınları, İstanbul 2000

     (25) : age

     (26) : age, s. 27

     (27) : age

     (28) : age

     (29) : age

     (30) : Kürdistan Gazetesi, Sayı 3, Kahire 1898; aktaran age, s. 27

     (31) : Müslüm Yücel, Kürt Basın Tarihi, s. 40, Aram Yayınları, İstanbul 1998

     (32) : Celîlê Celîl, Kürt Aydınlanması, s. 28, Avesta Yayınları, İstanbul 2000

     (33) : age

     (34) : age, s. 29

     (35) : Müslüm Yücel, Kürt Basın Tarihi, s. 40, Aram Yayınları, İstanbul 1998

     (36) : age

     (37) : Amir Hassanpour, Kürdistan’da Millîyetçilik ve Dil, s. 348, Avesta Yayınları, İstanbul 2005

     (38) : H. Bengin, Acaba Kürdistan Gazetesi (1898 – 1902) İttihat ve Terakki’nin Yayın Organı mıydı?, Kurdistan Nû, 15 Temmuz 2008

     (39) : İbrahim Sediyani, Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 7, Haksöz, 30 Ocak 2010

     (40) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Teâvun ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, s. 55, Avesta Yayınları, İstanbul 1999

     (41) : Amir Hassanpour, Kürdistan’da Millîyetçilik ve Dil, s. 256, Avesta Yayınları, İstanbul 2005

     (42) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Teâvun ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, s. 65, Avesta Yayınları, İstanbul 1999

     (43) : age, s. 56 

     (44) : age, s. 57

     (45) : Doç. Dr. Cevdet Akbay, Sediyani ile Masa-yı Esma Sohbetleri – 7, Ufkumuz, 10 Eylül 2011 

     (46) : agr

     (47) : Rohat Alakom, Eski İstanbul Kürtleri (1453 – 1925), s.106, Avesta Yayınları, İstanbul 1998

     (48) : Naci Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler, s. 42, Beybûn Yayınları, Stockholm 1992

     (49) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Teâvun ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, s. 65, Avesta Yayınları, İstanbul 1999

     (50) : Derya Deniz, Kürt Basını, Mizgîn Dergisi, Sayı 20

     (51) : agm

     (52) : Şark ve Kürdistan Gazetesi Yayında, Kürdistan Time, 24 Ekim 2007

     (53) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 24, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (54) : age

     (55) : Kemal İnanç Işıklar, Bir Şizofrenin Tahlili: Said-i Nursî Dosyası – 3, Hakimiyet-i Millîye, 2 Ocak 2011

     (56) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 26 – 27, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (57) : Bediuzzeman Said-i Kurdî, Kürtler Yine Muhtaçtır, Şark ve Kürdistan Gazetesi, Sayı 1, Aralık 1908 

     (58) : Özcan Kaplan, Şehirli Kürtler ve Köylü Kürtler, NavKûrd, 23 Aralık 2007

     (59) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 45, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (60) : age, s. 457

     (61) : Celîlê Celîl, Kürt Aydınlanması, s. 75, Avesta Yayınları, İstanbul 2000

     (62) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti: İlk Legal Kürt Öğrenci Derneği, s. 138, Avesta Yayınları, İstanbul 2002

     (63) : Ayşe Hür, Küllerinden Doğan Kürt Basını, Taraf Gazetesi, 10 Nisan 2011

     (64) : Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 1, 6 Haziran 1913

     (65) : Kerküklü Necmeddîn, Kürt Talebe Cemiyeti ve Kürtler’in Makam-ı Hilâfete Hizmetleri, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 1, 6 Haziran 1913

     (66) : Kerküklü Necmeddîn, Ahvâl-i İctimayemiz, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 1, 6 Haziran 1913

     (67) : Dr. Abdullâh Cevdet, Bir Hitâb, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 1, 6 Haziran 1913

     (68) : Harputlu H. B., Garb ve Şark Dünyasında Millîyet Cereyanları, Sayı 1, 6 Haziran 1913

     (69) : Prof. Mihrdad R. İzedî, The Kurds: A Concise Handbook, s. 12, Taylor & Francis, New York 1992

     (70) : William Marsden & Stephen Album, Numismata Orientalia Illustrata, s. 158, Attic Books, Ontario 1977 

     (71) : John R. Perry, Karim Khan Zand, s. 54, Oneworld Publications, Londra 2006

     (72) : Hamid Dabaşî, Shiism: A Religion of Protest, s. 164, Harvard University Press, Cambridge 2011

     (73) : Loqman Meho & Kelly L. Maglaughlin, Kurdish Culture and Society: An Annotated Bibliography, s. 308, Greenwood Publishing Group, Westport Connecticut 2001

     (74) : İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 22, Ufkumuz, 7 Haziran 2012

     (75) : agm

     (76) : Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 2, 6 Temmuz 1913

     (77) : Babanzâde İsmail Hakkı, Kürtlük ve Müslümanlık, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 2, 6 Temmuz 1913

     (78) : M. Salip Bedirhan, Hülyâ Gerçek Oldu, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 2, 6 Temmuz 1913

     (79) : Babanzâde İsmail Hakkı, Hêvî, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 2, 6 Temmuz 1913

     (80) : Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 3, 1 Ağustos 1913

     (81) : Babanzâde İsmail Hakkı, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 3, 1 Ağustos 1913

     (82) : M. Salih Bedirhan, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 3, 1 Ağustos 1913

     (83) : X., Dertlerimiz ve Nifakımız, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 3, 1 Ağustos 1913

     (84) : Lütfî Fikrî, Kürt Millîyeti, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 4, 30 Ağustos 1913

     (85) : Madenli Y. C., Kürtler’de Kadın Mes’elesi, Roj-i Kûrd Dergisi, Sayı 4, 30 Ağustos 1913

     (86) : Ayşe Hür, Küllerinden Doğan Kürt Basını, Taraf Gazetesi, 10 Nisan 2011

     (87) : Ayhan Meretowar & C. Amedî & S. Azad Aslan, Rojî Kûrd, s. 14, War Yayınları, İstanbul 2002

     (88) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 63, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (89) : Musa Anter, Yêkbun: 1914’te Çıkan Dergi, Doğu Dergisi, Sayı 1, İstanbul 1969

     (90) : M. Salih Bedirhan, Yêkbun Gazetesi, Sayı 1, Eylül 1913

     (91) : Yêkbun Gazetesi, Sayı 2, 19 Eylül 1913

     (92) : Müncî Kürdî, Yêkbun Gazetesi, Sayı 3, 30 Eylül 1913

     (93) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 61, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (94) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti: İlk Legal Kürt Öğrenci Derneği, s. 150, Avesta Yayınları, İstanbul 2002

     (95) : age, s. 152

     (96) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 67, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (97) : age

     (98) : Şeyma Yıldız, Tarihte Kürt Basını, Mızgîn, 12 Nisan 2007

     (99) : M. Bayrak, Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri, s. 105, Öz – GeYayınları, Ankara 1993

     (100) :  Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said-i Nursî, Cilt 1, s. 106, Nesil Yayınları, İstanbul 2004

     (101) :  Piştkûl, Medresa Mîr Hesen Welî, Nûbihar Dergisi, Yıl 6, Sayı 63 – 64, Haziran – Temmuz 1998

     (102) :  Bediüzzaman Said-i Nursî, Nurlar Silsilesinden İçtimaî Dersler, s. 12, Zehra Yayıncılık, İstanbul 2004

     (103) : İsmail Göldaş,  Kürdistan Teâli Cemiyeti, s. 64, Doz Yayınları, İstanbul 1991

     (104) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.100, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (105) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti: İlk Legal Kürt Öğrenci Derneği, s. 154, Avesta Yayınları, İstanbul 2002

     (106) : age

     (107) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 69, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (108) : age

     (109) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 70, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (110) : Ayşe Hür, Küllerinden Doğan Kürt Basını, Taraf Gazetesi, 10 Nisan 2011

     (111) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 69, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (112) : Nihat Gültekin, Mem û Zîn ve Hemzeyê Mûksî, Yeni Özgür Politika Gazetesi, 31 Mart 2012

     (113) : Mehmet Malmisanıj, Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti: İlk Legal Kürt Öğrenci Derneği, s. 303, Avesta Yayınları, İstanbul 2002

     (114) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 70, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (115) : age, s. 68 – 69

     (116) : age, s. 69

     (117) : age, s. 71

     (118) : Müslüm Yücel, Kürt Basın Tarihi, s. 64, Aram Yayınları, İstanbul 1998

     (119) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 71 – 72, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (120) : Müslüm Yücel, Kürt Basın Tarihi, s. 65 – 66, Aram Yayınları, İstanbul 1998

     (121) : Ayşe Hür, Küllerinden Doğan Kürt Basını, Taraf Gazetesi, 10 Nisan 2011

     (122) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 55, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (123) : Mehmet Malmisanıj & Mahmud Levendî, Lı Kûrdistan a Bakur û Tûrkiyê Rojnamegerîya Kûrdî (1908 – 1992), s. 288, Öz – Ge Yayınları, Ankara 1992

     (124) : Cemal Haznedar, Bangî Kurdistan, Bîr Dergisi, Sayı 1, Diyarbakır 20005

     (125) : agm

     (126) : agm

     (127) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 57, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (128) : Cemal Haznedar, Bangî Kurdistan, Bîr Dergisi, Sayı 1, Diyarbakır 20005

     (129) : Fetullah Kaya, Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeynep Kaban Kadıoğlu, Osmanlı Döneminde Kürt Basını, s. 57, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Bilim Dalı, İstanbul 2008

     (130) : age

     (131) : Müfid Yüksel, Tarihî Gerçekleriyle Bediüzzaman, Yeni Şafak Gazetesi, 31 Mart 2012

     (132) : Bediuzzaman Said-i Nursî ile Alakalı Başbakanlık Osmanlı Arşivi – Archive Documents on B. Said Nursi, DH. MKT 2730 / 76 – 14 / M / 1327 Bâb-ı Âlî Nezâret-i Celîle-i Dâhiliye İdâre-i Matbuât, Aded: 1498

     (133) : Kemal İnanç Işıklar, Bir Şizofrenin Tahlili: Said-i Nursî Dosyası – 3, Hakimiyet-i Millîye, 2 Ocak 2011

     (134) : Bediüzzaman Said-i Nursî el- Kürdî, İctimaî Dersler, Hatime bölümü, s. 60 / İctimaî Dersler, s. 570

     (*): İbrahim Sediyani’nin Şura Yayınları arasında çıkan 2 ciltlik ve 748 sayfalık “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı kitabından iktibas edilmiştir. (SEDİYANİ HABER)

 

808 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir