20 Yıl Öncesinin Mağdurları – 20 Yıl Sonrasının Zalimleri

 

Koray Düzgören

 

 

 

 

 

     Tabiî 20 yıl önce bilemezdik.

     28 Şubat l997 darbesi sürecinde horlanan, ezilen, askerî vesayetin hışmına uğrayan, itilip kakılan, üniversitesinden, işinden atılan, hatta hapse tıkılan ve iktidardan koparılan mağdurlarının, 20 yıl sonrasının en azılı zalimleri olacağını bilemezdik.

     Bunları önceden bilseydik, 28 Şubat sürecindeki haksızlıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara ve vicdansızlıklara göz mü yumacaktık?

     Yummayacaktık ve doğru bildiğimiz yolda bedeller ödemeyi de göze alarak yürümeye devam edecektik. Nitekim yürüdük, yürümeye devam ettik ve hâlâ da yürüyoruz.

     20 yıl önce destek verdiğimiz, haklarını savunduğumuz, mücadelelerine omuz verdiğimiz, ayrım gözetmeden, çifte kriter tanımadan demokratik mücadele ve insan hakları konusunda o zamanki samimiyetlerine inandığımız bu insanların şimdi sergiledikleri zalimlik ve vicdansızlık bütün insanî değerleri altüst edecek boyutlarda.

     Türkiye’de rüzgârlar çabuk döner, devirler çabuk değişir. Bugünün zalimleri ve vicdansızları yine mağdur olursa ne yaparız?

     Bu çok yakıcı bir sorudur.

     Ve bu sorunun artık hiç sorulmayacağını zannedip iktidar gücüne tapan, bu düzenin böylece sürüp gideceğini zanneden o eski mağdurlar – yeni zalimler ve vicdansızlara karşı biz ne yapacağız?

     20 yıl önce onların da haklarını savunmak, mağduriyetlerini engellemek ve uğradıkları adaletsizlikleri dile getirmek uğruna işinden atılan, hayatı altüst olan, hatta hapislere giren biz olduk. 20 yıl sonra bu mağdurların zalim iktidarında yine horlanan, işinden, yurdundan ailesinden koparılan, hayatı altüst olan ve hapislere tıkılan yine biziz.

     Bu nasıl bir iştir?

     28 Şubat’ın mağdurlarının önemli bir bölümü meğer dîn, iman, Allah laflarını ağızlarından düşürmeyen ikbal düşkünü, ikiyüzlü sahtekârlarmış.

     “28 Şubat bin yıl bitmez” demişti omuzu kalabalık 28 Şubat generallerinden biri. Fakat uzun sürmedi, birkaç yıl içinde bitti.

     Bitti, ama çok geçmeden AKP’nin 28 Şubat’ı başladı. Yani omuzu kalabalık general bir anlamda haklı çıktı. Şimdi o mağdurların 28 Şubat’ı devam ediyor.

     28 Şubat döneminde demokrat havalarda, mağdurların haklarını savunan şu Abdurrahman Dilipak’ın son dönem yazılarına bakın. O’nun gibiler o kadar çok ki. AKP iktidara gelir gelmez, vicdan, ahlâk, insanlık gibi kavramları bir tarafa bırakıp, zalimliğin kitabını yazmaya başladılar.

     Dilipak, medya alanından iyi bir örnektir bu rezilliği anlatmak için. Şimdi en kanlı, en vicdansız, en ayrıştırıcı ve insanlıkdışı lafları O’nun kaleminden okuyabilirsiniz. Yazılarında iktidarın insanlı dışı uygulamalarına ilişkin rahatsız edici bir imâya bile rastlayamazsınız. Hak, hukuk, vicdan, demokrasinin esamesi bile yoktur. 28 Şubat döneminde, İslamî kesimden demokrasi ve insan haklarını savunanlarla türban yasağı, dîn ve vicdan özgürlüğü, insan hakları, askerî vesayetin geriletilmesi, Kürt sorunu vb. konularda ortak platformlar kurmuştuk. Dilipak bu platformların en gözde konuşmacısıydı. Peki şimdi? İktidarın en gözde zalimlerinden biri haline geldi. Arada, 20 yıl önceki 28 Şubat’ı da düşünüp, “Ne güzel aldattık kerizleri” de diyor mu acaba?

     Geçenlerde HDP milletvekili Mithat Sancar, üniversite kesiminden eski mağdur – yeni zalimlere unutamayacakları bir ders verdi bu konuda.

     Sancar, TBMM Genel Kurulu’nda 28 Şubat sürecinde de üniversitelerden ihraçlar yaşandığını hatırlattı. Şu anda AKP saflarında siyaset yapanların bazılarının o dönemin mağdurları olduğuna dikkat çekti. “Siz mağdur olduğunuzda insan hakları diyorsunuz ama sevmedikleriniz haksızlığa uğradığında, onlara terörist diye bakıyorsunuz” ifadesini kullandı. 28 Şubat’ta üniversiteden atılan Beşir Atalay’a, Ahmet Gündoğdu’ya, Talip Küçükcan’a, Fatma Benli’ye dönüp, “Hiç utanmıyor musunuz? 28 Şubat’ın mağdurları olarak bir ses çıkarın etrafınızda olup biten zalimliklere” diye seslendi.

     Hiçbirinden ses çıkmadı. Bir kısmı yerlere, bir kısmı Meclis Genel Kurul salonunun tavanına baktılar. Çünkü onlara göre, insan hakları sadece işlerine yaradığı zaman var. Ama sevmedikleri, onlara muhalif olanlar haksızlığa uğradığında yok.

     Tabiî 20 yıl öncesinin 28 Şubat mağdurlarının tümünü de aynı kefeye koymamak lazım. Elbette o dönemin vicdanlı ve hakka, hukuka inanan mağdurları da var.

     İşte onlardan bir kısmı 28 Şubat’ın 20. yılında bir araya gelip “28 Şubat’ın 20. Yılında Nereden Nereye?” başlıklı bir bildiri hazırladılar. Bildiride, OHAL sürecinin de tıpkı 28 Şubat gibi demokrasiye vurulan bir darbe olduğu ve bu dönemdeki uygulamaların 28 Şubat’ı bile aratan bir baskı ortamı yarattığını belirttiler. “Bu anlamda 28 Şubat’ın devam ettiğini söyleyebiliriz” dediler.

     OHAL süreci içinse, “28 Şubat’ta zûlme uğrayanların şimdi en başta adaletsizliklere karşı sesini çıkarması gerekir” görüşünü vurguladılar.

     Bu vicdanlı sesin sahipleri şunlar:

     Adem Geveri, Ahmet Faruk Ünsal, Ahmet Kaya, Berrin Sönmez, Cihangir İslam, Ekrem Baran, Fatma Bostan Ünsal, Hüda Kaya, İbrahim Sediyani, Mehmet Bekâroğlu, Ömer Faruk Gergerlioğlu, R. İhsan Eliaçık, Yakup Aslan, Yasin Altıntaş, Zeki Kılıçarslan.

     Dönelim 20 yıl öncesinin mağdurundan 20 yıl sonrasının zalimine dönüşenlere: “Sizin de bir gün çarkınız kırılır, güvendiğiniz duvarlar devrilir.”

     Bize gelince: Biz yine aynı yerde duruyoruz.

     ARTI GERÇEK

     28 ŞUBAT 2017

 

583 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir