Aşkabat Konferansı – 14 Ocak 2015

 

isediyani

 

 

 

 

     Sevgili hanımlar;

     Bundan sonra sizlerle birlikte periyodik olarak bu buluşmaları gerçekleştireceğiz. Bu ilk seminere gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.

     Kadın – erkek bütün kardeşlerimize yönelik düzenlediğimiz genel toplantı ve seminerler olmasına rağmen, ayrıca bir de sadece kadınlara yönelik olarak ekstradan bu seminerleri organize etmemizin elbette geçerli sebepleri var. Biliyorum ve farkındayım; sizler Türkmen toplumu içinde de ve bu kampta da rahat değilsiniz, sorunlarınızı rahat dile getiremiyor, haklarınızı arayamıyorsunuz. Bu sorunu birlikte aşacağız, bunu aşmak için bu vesileyle biraraya geliyoruz ve elbirliğiyle bu durumu düzelteceğiz.

     Sevgili hanımlar;

     Ben bir kardeşiniz olarak, dünyanın her yerinde olduğu gibi, burada da birçok sıkıntılar yaşadığınızı ve güçlüklerle karşılaştığınızı görüyor, buna üzülüyorum. Amacım sizlerin kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlamak, zûlüm, eziyet ve ayrımcılığa maruz kalmamanızdır.

     Sizleri kampın hizmetçileri, köleleri olmaktan kurtarıp, sizler kampın sultanları yapmak istiyorum. Bunda çok ciddiyim. Bunu ancak bir yolla başarabilirim: Siz de bana yardımcı olursanız, yüzümü kara çıkarmaz, size duyduğum güveni boşa çıkartmazsanız.

     Biliyorum, yapmaya çalıştığımız “devrim” zor, çok zor bir devrim, ama bunu gerçekleştireceğiz. Ben size güveniyorum. Siz de kendinize güvenirseniz, bunu başarabiliriz. Başaracağız.

     Kıymetli hanım kardeşlerim;

     Bu ilk konferansımızda, “kadın” sorunsalının teorik boyutunu konuşacağız. “Kadın hakları” ya da “kadının insan hakları” nedir, bu kavramlardan neyi anlamalıyız? “Kadın mücadelesi” çoğu kişinin zannettiği gibi bir cinsiyet mücadelesi midir, yoksa en temel insan hakları mücadelesinden midir? Bunlara kafa yoracağız.

     Özellikle 19. yüzyıldan itibaren önem kazanmaya başlayan “kadın hakları” kavramı, kadınların erkeklerle her alanda eşit olmasını, eşit bir biçime yasal, sosyal, ekonomik ve siyasal haklara sahip olmasını ifade ediyor.

     Burada şöyle bir soru sorulabilir: “İnsan hakları” diye bir kavram varken, ayrıca “kadın hakları” kavramı niçin var? Kadın, “insan” tanımına girmiyor mu ya da “insan hakları” ifadesi kadınları kapsamıyor mu? “Kadın hakları” diye ayrı bir tanımlama ve olgu var iken, “erkek hakları” şeklinde ayrı bir tanımlama ve olgu neden yok?

     Hayır, aslında ortada çarpık bir durum yok, anlaşılmayacak bir durum yok. Bunu da şu şekilde izah edebilirim:

     “İnsan hakları” kavramının, evet doğrudur, aslında kadın – erkek bütün bireyleri kapsaması gerekir. Çünkü “eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkı” diyebileceğimiz ve hakezâ doğarken sahip olduğumuz temel haklar, cinsiyete göre farklılık gösteremez. Bunlar, ister kadın olalım ister erkek, ömrümüz boyunca kesintisiz olarak sürer. Bunlar vazgeçilemezdirler ve hiçbir durumda da değiştirilemezler.

     Uygar dünyada, içinde bulunduğumuz medeniyet çağında, herkes dîn, mezhep, ırk, etnik köken, dil, sosyal sınıf, yaş ve cinsiyete bakılmaksızın yasalar önünde eşittir. Ancak yasaların çoğu kez gerektiği gibi uygulanmadığı ve haklarımızın yeterince korunmadığı da bir gerçek.

     Yasalar bazen kadınlar gibi erkeklerin haklarını da korumayabiliyor, çiğneyebiliyor. Ne var ki, erkeklerin hakları çiğnendiği zaman, bu, erkekler erkek olduğu için gerçekleşmez. Daha çok devletin veya toplumsal dokunun layıkıyla uygar ve demokratik olmaması nedeniyledir. Yani genel bir sorunun parçası olarak ezilmektedir erkek. Velâkin kadınlar ezildiğinde, kadınların hakları ihlal edildiğinde, bu durum çoğu zaman kadınlar sırf kadın olduğu için gerçekleşir.

     Örneğin Türkmenistan’da işçilik ucuzsa, işçiler az para kazanıyor ve aldıkları maaş ile anca zar zor geçimlerini temin edebiliyorlarsa, bu genel bir sorundur. Bundan erkek – kadın ayırt etmeksizin her emekçi olumsuz etkilenir. Dolayısıyla bu genel anlamda bir “insan hakları sorunu”dur ya da dar anlamda “işçi hakları sorunu”dur. Ancak siz sırf kadın olduğunuz için bu şirkette erkeklerden az maaş alıyorsanız, siz sırf kadın olduğunuz için bu kampta en pis işleri size yaptırıyorlarsa, siz sırf kadın olduğunuz için hizmetçi gibi görülüyorsanız, siz sırf kadın olduğunuz için sizler gibi işçi olan erkekler size emir veriyorsa, bu bir “kadın hakları sorunu”dur veya daha doğrusal tanımlamayla “kadının insan hakları sorunu”dur. Neden? Çünkü siz bu ayrımcılığa ve adaletsizliğe sırf cinsiyetinizden dolayı, yani sırf kadın olduğunuz için uğruyorsunuz da ondan.

     Peki kadın bu ayrımcılığı ve adaletsizliği dünyada yaşıyor mu? Yaşıyor. Almanya’da yaşıyor mu? Yaşıyor. Türkiye’de yaşıyor mu? Yaşıyor. Siz Türkmenistan’da yaşıyor musunuz? Yaşıyorsunuz. Aşkabat’ta yaşıyor musunuz? Yaşıyorsunuz. Bu kampta, bu şirketin bünyesinde yaşıyor musunuz? Yaşıyorsunuz.

     Kadın, bunu dünyanın her yerinde yaşıyor. Düşünün ki, dünyanın en medenî, en uygar, en demokratik ve en gelişmiş ülkelerinde bile yaşıyor. Almanya gibi bir ülkede bile aynı işyerinde çalışıp aynı işi yapan erkek ve kadın aynı maaşı alamıyor. Kadına daha düşük ücret veriliyor. Neden? Kadın olduğu için. O Almanya ki, ekonomisi dünyanın en gelişmiş ekonomisi, devleti dünyanın en sosyal devleti.

     Dolayısıyla böyle bir sorun var. Erkek de eziliyor evet, sömürülüyor, alınteri gaspediliyor, zûlme uğruyor; ancak erkek, kapitalist sömürü düzeninin sonucu olan genel bir sorunun parçası olarak eziliyor. Cinsiyetinden dolayı değil! Fakat kadın, hem genel sorunun bir parçası olarak eziliyor, erkek kardeşleriyle birlikte, hem de kadın olması münasebetiyle sırf cinsiyetinden dolayı ekstradan eziliyor.

     Dolayısıyla, ne zaman ki kadının ezildiği, kadınların adaletsizliğe ve ayrımcılığa maruz kaldığı dile getirildiğinde hemen karşı refleks gösterip “Tek kadın mı eziliyor? Sanki bu sistemde erkekler ezilmiyor mu?” diyen erkeklerin yaptığı şey, dürüstçe bir itiraz değildir. Aksine, aşağılık ve ahlâksızca bir tepkidir. Erkekler de bu sistemde eziliyor, doğrudur, ama erkekler erkek olduğu değil, genel bir sorunun parçası olarak eziliyor çünkü. Fakat kadın, kadın olduğu için de eziliyor.

     Genel bir sorunun parçası olarak ezilmek, adaletsizliğe ve ayrımcılığa uğramak farklı bir durumdur, sahip olduğu bir kimlikten dolayı (cinsiyet, ırk, dil, dîn veya mezhep) ayrıca özel olarak ezilmek, adaletsizliğe ve ayrımcılığa uğramak farklı bir durumdur.

     Örneğin bir toplum eğer cahil ise ve cahil olduğu için çocuklarını okula göndermiyorsa, çocuklarını okutmuyorsa, bu genel bir sosyolojik sorundur. Ama kız çocukları sırf kız olduğu için okula gönderilmiyorsa, “kızlar okumaz” deniliyorsa, bu kız çocuklarının sırf kız oldukları için yaşadıkları bir sorundur.

     Konunun daha iyi anlaşılması için, şöyle bir örnek vereyim: Türkiye’de adil bir yönetim yoktur, adaletsiz bir devlet var. Demokrasi, insan hakları yok. Rejim, halkın maddî ve manevî değerleriyle taban tabana zıt ilkeler üzerine inşâ edilmiş ve halka zûlmediyor. Devletin bu baskıcı, otoriter yapısı, toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkiliyor. Türkiye’de devlet, Türk, Kürt, Laz, Sünnî, Alevî demeden herkese zûlmediyor. Bu, Türkiye’nin genel bir sorunudur. Fakat örneğin Kürtler, bir de Kürt oldukları için ekstradan eziliyorlar, zûlüm görüyorlar. Örneğin “Kürt” kimliği inkâr ediliyor, Kürt çocuklarının anadilde eğitim hakları dahi yok, onbinlerce köyün ismi sırf Kürtçe olduğu için zorla değiştirilmiş ve onlara masa başında uyduruk isimler verilmiştir. Köy yakmalar, faili meçhul cinayetler, cezaevleri ve işkenceler hakezâ. Şimdi Kürtler bu zûlmü niye görüyor? Sırf Kürt oluğu için. Meselâ Türkler görmez aynı zûlmü, Türk inkâr edilmez, Türkçe yasaklanmaz, Türkçe köy isimleri haritada rahatça yer alabilir. Türkler bu zûlmü, ayrımcılığı ve adaletsizliği görmezken Kürtler niye görüyor? Kürt olduğu için. Bu da “Kürt sorunu” denen bir sorunu ortaya çıkardı. Tıpkı kadın – erkek mevzûsunda bahsettiğimiz, genel bir sorunun sonucu olan “insan hakları sorunu” ile sırf kadın olduğu için yaşanan mağduriyetin sonucu olan “kadın sorunu” veya “kadının insan hakları sorunu” gibi, buradaki örnekte de, Türkiye’nin antidemokratik ve baskıcı bir yönetime sahip olmasından dolayı toplumun tüm kesimlerinin yaşadığı mağduriyet “insan hakları sorunu” iken, Kürtler’in sırf Kürt olduğu için yaşadığı inkâr, asimilasyon ve mağduriyetler ise “Kürt sorunu” olarak tanımlanır.

     Kadın, sırf kadın olduğu için eziliyor. Bunun adı “kadın hakları sorunu”dur. Buna karşı verilen mücadele ya da düşünyapısal tanımlamayla Feminizm, bir “kadın hakları mücadelesi”dir. Ve haklı bir mücadeledir. Her inanç ve ideoloji gibi bunun da içi boşaltılmış, popüler kültürün ifsadıyla asıl mecrâsından saptırılmış olabilir. Ama bu, çıkış noktası olarak Feminizm’in, haklı bir tepkimenin ismi olduğu gerçeğini değiştirmez.

     Kadın, sırf kadın olduğu için eziliyor. Kadın, kadın olmanın tüm yan özellikleri nedeniyle de eziliyor. Kadın olduğu için, aynı işyerinde aynı işi yaptığı erkek işçilerden daha az ücret alıyor. Evli ise, hamile kaldığında çalışamayacağı düşünülerek işe alınmıyor. Başörtülü ise, başörtüsünden dolayı işe alınmıyor, Türkiye’de 28 Şubat sürecinde olduğu gibi başörtüsü yüzünden okuldan atılıyor.

     Kadının sırf kadın olduğu için ve kadın olmasının tüm tamamlayıcı özellikleri dolayısıyla gördüğü zûlme, yaşadığı ayrımcılık ve adaletsizliğe pekçok örnek vermek mümkün. İşte buna genel anlamda “kadın sorunu” diyoruz. Buna karşı kadının verdiği mücadeleyi ise “kadın hakları mücadelesi” olarak adlandırmak gerekiyor.

     Ve unutmayın: Haklı bir mücadeledir.

     “Kadın hakları mücadelesi”, erkeklere karşı verilen bir mücadele değildir, erkekegemen sisteme ve zihniyete karşı verilen bir mücadeledir.

     Bir tepkime ideolojisi olarak Feminizm’in çıkış noktası budur. Ama ne yazık ki popüler kapitalist kültürün etkisiyle yozlaştırılmış, içi boşaltılmıştır. Böylesine haklı ve asil bir mücadele, bugün ne yazık ki “erkek düşmanlığı”na, “evlilik düşmanlığı”na, “annelik düşmanlığı”na, daha komiği ise “mutfak düşmanlığı”na hatta “çiçek düşmanlığı”na indirgenmiştir.

     Kıymetli hanımlar;

     “Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesi”nde her insanın eşit olduğu ve özgür olduğu ısrarla vurgulanıyor. Her insanın haklarına ve ana özgürlüklerine hiçbir ayrım gözetmeksizin fırsat eşitliği alanında sahip olmuş olduğu ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın kabul edilemeyeceği açıkça belirtiliyor. Yani dünya üzerinde erkeklerin sahip olduğu her hak, kadınlar için de geçerlidir.

     Kadın – erkek eşitliği, anayasalarda ve kanunlarda eşitlik ilkesi, bütün uluslararası belgelerde ve anlaşmalarda esas alınmış olmakla beraber, bu “eşitlik” ne yazık ki teorik alanda kalmıştır. Bu nedenle “kadın hakları” konusunun ayrı bir konu olarak ele alınması zorunludur.

     Aslında, doğrusunu söylemek gerekirse, “kadın hakları” deyimi bile kadın – erkek eşitsizliğini ortaya koymaktadır. Çünkü asıl olması gereken, erkek veya kadın hakkı değil, insan haklarıdır.

     17 maddelik “Dünya Kadın Hakları Bildirgesi”, kadınların sahip olduğu / olması gereken hakları maddeler halinde sıralamıştır. Toplantıdan önce, bunların çıktılarını sizler için bilgisayardan çıkarttım. Burada sizlere önce tek tek okuyacağım, sonra da hepinize dağıtacağım:

     1) Kadın özgür doğar ve yaşamını erkeklerle eşit haklara sahip olarak sürdürür.

     2) Her siyasî topluluğun amacı, kadının ve erkeğin doğal ve daimî haklarını korumaktır. Bu haklar özgürlük, güvenlik, mülkiyet ve özellikle baskıya karşı koymaktır.

     3) Devletin egemenliği, kadınların ve erkeklerin birliği olan ulustan kaynaklanır.

     4) Özgürlük ve adalet, bireylere hakları olanı iade etmektir. Kadınlar doğuştan sahip oldukları haklarını kullanırken erkeklerin tiranlığıyla engellenmektedir. Bu engeller, doğanın ve aklın koyduğu yasalarla kaldırılmalıdır.

     5) Doğanın ve aklın koyduğu yasalar, topluma zarar verecek tüm davranışları ortadan kaldırır.

     6) Yasa, genel iradenin ifadesi olmalıdır. Bütün kadın ve erkek yurttaşlar bizzat ya da vekilleri aracılığıyla yasaların yapım sürecine katılmalıdır. Yasalar bütün yurttaşlara eşit uygulanmalıdır. Kadın ve erkek yurttaşlar, ayrım yapılmaksızın bütün mevkilere kabul edilmelidir.

     7) Kadınlar ayrıcalıklı haklara sahip değildir. Kadınlar erkeklerle birlikte aynı yasalara tabidir.

     8) Yasalar sadece zorunlu olan, açık ve kesin cezalar koyar. Kadınlar, suç teşkil eden eylemden önce ve yasalara başvurulmaksızın cezalandırılamaz.

     9) Yasaların suçlu bulduğu kadına, yasaların öngördüğü yaptırımlar uygulanmalıdır.

     10) Hiç kimse fikirlerinden ötürü mâhkum edilemez. Kadın idam sehpasına çıkma hakkına sahip olduğu gibi, konuşma kürsüsüne çıkma hakkına da sahiptir.

     11) Düşüncelerini ifade etmek, kadınların en önemli haklarından biridir. Bu özgürlük, babaların çocuklarıyla olan babalık bağlarını güvence altına alır. Her kadın, barbarca bir önyargı yüzünden gerçeği gizlemeye zorlandığında şunu söyleyebilir: “Ben, bana verdiğin çocuğun annesiyim.”

     12) Kadınların haklarının güvence altına alınması kadınlara ayrıcalık tanımamalı, herkesin yararına hizmet etmelidir.

     13) Devletin idarî giderleri için kadınlardan ve erkeklerden eşit katkı talep edilir. Kadınlar üzerlerine düşen bu ödevi yerine getirdikleri için meslek, iş ve mevkiîlerin paylaşımına da katılırlar.

     14) Kadın ve erkek yurttaşlar, bizzat ya da vekilleri aracılığıyla vergilerin zorunlu olup olmadığına karar verme hakkına sahiptir. Kadınlar, erkeklerle eşit vergi ödeme ilkesini ancak vergilerin toplanması ve kullanılması sürecine katkıda bulunmaları durumunda kabul ederler.

     15) Kamu harcamalarına erkeklerle birlikte katılan kadınlar, resmî makamlardan malî konularda bilgi alma hakkına sahiptir.

     16) Hakların güvence altına alınmadığı ve güçler ayrılığının kabul edilmediği bir toplumun anayasası yoktur. Ulusu oluşturan bireylerin çoğunluğunun yapımına katılmadığı yasa yoktur ve geçersizdir.   

     17) Birlikte ya da ayrı ayrı, mülkiyet kadının da erkeğin de hakkıdır. Bütün vatandaşlar bu dokunulmaz ve kutsal hakka sahiptir. Yasaların belirlediği kamusal bir zorunluluk bunu açıkça gerektirmediği müddetçe ve önceden belirlenmiş adil bir tazminat ödenmedikçe, hiç kimse ulusun aslî miras payından yoksun bırakılamaz.

     Sevgili hanımlar;

     Bir sonraki seminerimizde “kadın hakları mücadelesi”nin tarihsel gelişimini ve bugünkü seyrini ayrıntılı bir şekilde konuşacağız.

     İlginiz için teşekkür ederim.

İbrahim Sediyani

     AŞKABAT FEMİNİST CUMHURİYETİ KADIN SEMİNERLERİ

     (AŞKABAT / TÜRKMENİSTAN)

     14 OCAK 2015

 

389 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir