KHK ile ihrac edilenler buluştu: “Hakkımızı alacağız!”

 

isediyani

KHK ile görevden atılan memurların bir bölümü ilk kez biraraya geldi ve yaşadıkları mağduriyetler ile hak arama süreçlerinde karşılaştıkları sorunları anlattılar.

 

 

     Haklarında herhangi bir soruşturmaya gerek duyulmaksızın bir gece ansızın yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile görevlerinden edilen memurların bir bölümü İstanbul’da biraraya gelerek yaşadıkları haksızlıkların giderilmesi çağrısında bulundu. 

     Hak ve Adalet Platformu ve KHK Mağduru Memurlar Platformu’nun ortaklığında ve “KHK Mağduru Memurlar Adalet Arıyor” adıyla düzenlenen toplantıya KHK ile ihraç edilmiş 150 kadar memur katılırken, KHK ile ihraç edilen Prof. Dr. Nazır Cihangir İslam ve Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu da konuşmacı olarak yer aldı.

     KHK ile ihraç edilen memurların konuşma yaptığı toplantıda, haklarının geri verilmesi ve ötekileştirmenin son bulması çağrısı yapılırken, hak arama sürecinin hükümetin engelleyici politikaları nedeniyle 15 yıla yayılmasının beklendiği ifade edildi. 

     “BİR GECEDE TERÖRİST OLUYORSUNUZ”

     Konuşmacılardan Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, insanları hukuksuz bir şekilde işten atarak mağdur etmeye kimsenin hakkı olmadığını belirterek, “İnternetten ya da televizyondan duyuyorsunuz ki bir liste açıklanmış ve o listenin bir yerinde isminiz var. O andan itibaren terör örgütleri ile irtibatlı ya da bir terörist oluyorsunuz. Sizi yargılamadan birileri mâhkum ediyor. Bir hukuk devletinde olamayacak birşey bu. Birileri sizi yargılamadan mâhkum ediyor” dedi.

     “Ben de dahil, beni yargılayın diyoruz ama tüm mâhkemelerden red kararı çıkıyor. Hakkımızı mâhkemelerde aramamızın önüne geçiliyor. İdare mâhkemesi dâvâları başvurularımızı reddediyor. Anayasa Mâhkemesi ise yanıt olarak ‘OHAL Komisyonu görüşsün meseleyi, ben sonra bakarım’ diyor. 23 Ocak’ta yedi kişiden oluşacak bir komisyon kurulacağı açıklandı. Yedi kişi 250 bin dosyaya nasıl bakabilir? Bakamaz, sadece yüzüne bakar o dosyaların” şeklinde konuşan Gergerlioğlu, “İç hukuk yollarının olumsuz sonuçlanması ve AİHM’ye gidiş bizi bekleyen bir süreç. En az 15 yıllık bir süreç demektir 250 bin dosya. Buna hazır olunması lazım. Türkiye’nin duymak istemediği çok vahim bir durum bu. Hak arama sürecini 15 yıllık bir zaman dilimine yaymaya çalışmak cinayet değil de nedir? Hukuk devletinde böyle birşey olabilir mi? Ömrümüz iktifa edecek mi acaba?” diye sordu.

     “BOZDAĞ KHK MAĞDURLARI İLE DALGA GEÇİYOR”

     Gergerlioğlu, komisyonun kurulmamasını ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın komisyonun Temmuz’da kurulabileceği yönündeki ifadelerini ise “lakayt” olarak nitelendirdi ve ekledi: “Darbeciler yargılansın ve ceza alsın ama insanları yargılamadan ‘darbeci ve terörist’ diye hayatın dışına itiyorsa bir devlet, o zaman orada durun. Bizim buna itirazımız var. Sesimizi çok daha fazla yükseltmeye ihtiyacımız var. KHK’lıların mağduriyeti toplumda yeterince duyulmuyor, hissedilmiyor, umursanmıyor. Bu inanılmaz bir vicdansızlık durumudur. KHK’lıların yaşadıklarını yakından biliyorum. Sadece kendim için demiyorum. İnanılmaz dramlar yaşanıyor. Bir insanı devlet memurluğundan atıyorsunuz, ailesini de cezalandırıyorsunuz.”

     “MUHALİFLERİN KÖKÜ KAZINIYOR”

     KHK ile ihraç edilen Prof. Dr. Nazır Cihangir İslam da, hükûmetin muhaliflerin kökünü kazıyan bir kadro değişikliğine gittiğini, 12 Eylül Anayasası’nın tahkim edilmeye çalışıldığını söyledi. 

     Cihangir İslam sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizler utanılacak birşey yapmadık. O yüzden hain olmadığınızı kimseye ispat etmeye çalışmayın. Yakın çevrem bu konuda konuşursa, kıramayacağım insanlar varsa ortamı terk ediyorum. Biri bana ‘hain’ dediğinde suratının ortasına tükürüyorum, mendil de vermiyorum. O yüzden savunmaya geçmeyeceğiz. Önce soracağız, ‘Bize hangi suçu isnat ediyorsunuz ve mâhkemeleri neden kapalı tutuyorsunuz?’ Bu ülkede İstiklâl Mâhkemeleri dahil hiçbir dönemde uygulanmayan bir uygulama ile karşı karşıyayız. İstiklâl Mâhkemeleri ve gayr-ı hukukî mâhkemeler dahi kendilerini göstermelik bir hukukla perdelemeye çalışıyordu. Bugün o da yok. Direneceğiz bu hukuksuzluğa ve haklarımızı geri alacağız.”

     İşkence ve taciz konusunda çok sayıda ihbar aldığını ifade eden Prof. İslam, başbakan ve bakanları göreve dâvet ettiğini, bu işkence ve taciz vak’alarınının ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerektiğini kaydetti.

     “Nezarette tek başına doğum yapan kadınlardan bahsediliyor. Bu insanlığın utanç duyacağı bir noktadır. Erkekler, ‘Eşini, kızını buraya getiririz’’ diye taciz ediliyor. 28 Şubat bizim lanetlediğimiz bir dönem ama o zaman bile böyle zalimlikler yapılmadı. O dönemin sorumluları başörtülü kızları dövdü, otobüslere bindirdi ve zor duruma soktu ama hiçbirini karakola çekip bu tehditte bulunmadı, taciz etmedi” diyen İslam, “Devletin devlet olmasını istiyoruz. Tutuklamalar yargısız infaza dönüştü. Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Nazlı Ilıcak, Mümtaz’er Türköne ve diğer gazeteciler neden cezaevinde hâlâ bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

     “ENGELLİYİM, NEDEN İHRAÇ EDİLDİM BİLMİYORUM”

     KHK ile ihraç edilenlerden Jandarma Astsubay Ahmet Erk Arslan, ailesindeki tek memurun kendisi olduğunu, Diyarbakır’da çatışmalar sırasında yaralandıktan sonra hayatını engelli olarak sürdürdüğünü söyledi. Arslan şöyle konuştu: “Hiçbir şekilde darbe girişimine katılmadım. Darbe gecesi de raporluydum. Yeni tayin yerim olan Ankara’da göreve başladım. 22 Kasım 2016’da ihraç edildim. Neden ihraç edildim bilmiyorum. Millet bizim mâsum olduğumuzu biliyor. Yanlıştan dönülmesini istiyorum.”

     “İLK BİR AY GÜLME KRİZİNE GİRDİM”

     Bir diğer KHK mağdurlarından Nazım Ardıç ise neden ihrac edildiğini bilmediğini söyledi. Emekli sandığında hukuk müşaviriyken sendikalı olduğu için ihrac edildiğini düşündüğünü belirten Ardıç, “Basit hayatı olan insanlardık. Engelli bir bireyim. İlk ihraç olduğum süreçte bir travma yaşadım. Gülme krizlerine girdim ilk başlarda. 1 ay içe kapanma sürecim oldu. Çevrenizden bir destek, dayanışma bekliyorsunuz. Ancak 102 kişinin çalıştığı birimden tek bir arkadaşım bile aramadı beni. En büyük hâyâl kırıklığım budur. Bu süreç sonunda kafamda birşeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Emeklilik müracaatında bulundum. Önce aylığımı bağladılar sonra iptal ettiler. Birçok engelli arkadaşım da aynı sıkıntıyı yaşıyor” diye konuştu.

     “AÇLIĞA MÂHKUM EDİLİYORSUNUZ”

     İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştığı 19 yıllık işinden atılan Sezgin Yurdakul ise sorgu odasında kendisine yöneltilen soruların ardından görevden alındığını kaydetti. Yurdakul, “Sorgu odasında gittiğim okul, sosyal medya hesap şifrelerime kadar pekçok şey talep edildi. Kızımın gittiği yasal olan, MEB tabelalı okul, TMSF tarafından açılan yasal bir bankada hesabım nedeniyle işten çıkarıldım. İki ay boyunca çok zor günler geçirdim. Tazminat vermiyorlar, işsizlik maaşı vermiyorlar. Açlığa mâhkum ediliyorsunuz. İşten atılma sebebimi duyanlar bana iş vermiyor. Hem ekonomik hem de psikolojik anlamda hayatımın en zor günlerini geçiriyorum” sözleriyle yaşadığı sorunları aktardı.

     “BENİM İÇİN EVET – HAYIR ÖNEMLİ DEĞİL”

     Yurdakul’un ardından kürsüye, KHK ile ihraç edilen görme engelli öğretmen Cemil Tuğran çıktı. Tuğran, referandumda EVET veya HAYIR çıkmasından ziyade işini istediğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Hayatım boyunca onurum, haysiyetim ve vatan sevgisiyle yaşadım. Öğrencilerimin kendilerini gerçekleştirmeleri adına, iyi bir yurttaş olmaları için çabaladım. Yaşam hakkı ve hürriyeti elinden alınanlardan sadece biriyim. Terörist olmakla suçlanıyoruz. Bugüne kadar herhangi bir örgütle tek bir bağlantım olmadı. Başım dik, anlım açık. Bu ötekileştirmelere kesinlikle hakkımı helâl etmiyorum. Doğumla başlayan karanlık dünyamda okudum ve öğretmen oldum. Bugün işte bu mazlumların dünyası karartılıyor. Artık çeşitli yerlerde iş ilanlarına bakarken engelliler için sayfalar dolusu iş bulabiliyorum. Birçok holdingle, şirketle görüştüm ama bunu yaparken de kendi durumumu anlattım. Maalesef 1 Eylül ihracımdan beri işsizim. Burada en son dile getirmek istediğim şey suçlu ve suçsuzlar ayırt edilsin. Ben bugün önce adaleti, uzlaşıyı, işimi ve ekmeğimi istiyorum.”

     “YARINLARIMIZ DAHA KÖTÜ OLABİLİR”

     Kürsüye son olarak ihraç edilen KESK üyesi öğretmen Muhammet Sevinç Tekin çıktı. Tekin, ihraç edilenlere seslenerek, “Gelin zûlme bütün farklılıklarımızla birlikte direnelim” çağrısında bulundu. Tekin kendi acısından bahsetmeyeceğini, birlikte bunun reçetesini nasıl yazabileceklerini söyleyeceğini belirterek şunları dile getirdi: “Şu ana kadar dinlediğim konuşmalardan ortaya çıkan sonuç şudur: Bu ülke ne onun ne benim ne de başka birinindir. Bu ülke hepimizin yaşadığı ortak bir gemidir. En büyük ortak noktamız da budur. İnsan olan herkes evvelâ haksızlığa karşı bütün farklılıklarını bir kenara bırakarak ortak iyiye odaklanmalıdır. Ben acı hikâyemden bahsetmeyeceğim. Bizler KESK’i temsilen buradayız. Türkiye’de direnen onurlu halklar olarak buna karşı durmazsak, topyekûn bir zafer kazanmazsak, yarınlarımız daha kötü olabilir. Bütün farklıklarımızı bir kenara bırakıp örgütlü hareket etmemiz gerekiyor. Artık uyanma vaktidir. Zûlme karşı ses vermek vaktidir. Biz KESK olarak bütün farklılıklarımızla birlikte 3 aydır direniyoruz. Alanlarda arkadaşlarımız açlık grevinde. Bu ülkede yapılan zûlüm hep siyaset içindir. Madem siyaset için toplumun bütün kesimlerine zûlüm var, gelin topyekün direnelim. Ancak direnenler zafere ulaşır.”

     YENİ ASYA GAZETESİ, GAZETE DUVAR, ARTI GERÇEK

     11 NİSAN 2017

 

410 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir