Mart 2017 İnstagram Paylaşımları

 

isediyani

Kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşan yazar İbrahim Sediyani’nin İnstagram’da Mart ayında paylaştığı fotoğraflar…

 

     Kendisine ait kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşıp altına düşündüren sözler yazan yazar İbrahim Sediyani’nin bu yılın Mart ayında İnstagram’da paylaştığı fotoğrafları sitemiz takipçilerinin ilgisine sunuyoruz.

     İşte Sediyani’nin Mart ayı boyunca paylaştığı birbirinden ilginç ve güzel doğa, hayvan, insan, toplum, çocuk ve kadın, aile, kırsal yaşam ve san’ât fotoğrafları ve onların altına yazdığı düşündüren, anlamlı ve güzel sözler…

     * * *

Barzanî hareketinin tüm dünyada saygı ve sevgi görmesinin başlıca iki sebebi vardır. Bunların dışındaki tüm özellikler, talî faktörlerdir. Asıl sebep, bu iki özelliktir:

1 – İdeolojik değil, millî bir hareket olması

2 – Erdem ve güzel ahlâk

Barzanî hareketi ideolojik değil, millî bir harekettir. Yani amaç, Kürt halkına belli bir ideolojiyi dayatmak, bir dünya görüşünü ve yaşam biçimini benimsetmek değildir. Bunun mücadelesini vermiyor. Verdiği mücadele Kürt halkının hürriyeti ve Kürdistan vatanının istiklâli mücadelesidir. Bu, bu hareketin hem Kürtler’in geneli tarafından hem de diğer milletler tarafından hürmet ve teveccühe mazhar olmasının ana sebebidir.

Böyle olduğu için, yeryüzündeki hemen hemen tüm halklardan ve toplumlardan saygı ve gönül desteği görüyor. Zira Bağdat’a karşı fikir mücadelesi vermiyor. Dînci bir mücadele vermiyor, mezhepçi bir mücadele vermiyor, ideolojik bir mücadele vermiyor. Verdiği mücadele, toprak mücadelesidir. Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veriyor. Bu yüzden de, sadece Kürtler’den değil, dünyadaki diğer toplumlar tarafından da saygı görüyor. Hatta, düşmanlarından bile.

Azadlık (özgürlük) ve karajsızlık (bağımsızlık) mücadelesi, yeryüzündeki tüm halklar tarafından saygı görür, desteklenir. Dîni veya ideolojisi ne olursa olsun, fıtratı bozulmamış ve rûhu kirlenmemiş her insan, dünyanın herhangi bir yerindeki özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine gönül desteğinde bulunur. Çünkü özgür ve bağımsız olmanın fıtrî bir mes’ele olduğunu bilir, her insan gibi her toplumun da buna hakkı olduğuna inanır.

Sayın Barzanî ve azîz Pêşmerge, şayet “İslamcı” olsaydı veya “Sosyalist” olsaydı, dünyanın saygı ve sevgisini asla kazanamazlardı. Eğer bu hareket, Sayın Barzanî ve azîz Pêşmerge, hangi dînden, mezhepten ve ırktan olursa olsun bütün dünya milletleri nezdinde bu kadar saygı görüyor ve bu denli büyük bir sempatiye mazhar oluyorlarsa, bunun sebebi, sadece ve sadece “Kürt” olmayı seçtikleri içindir.

(İbrahim Sediyani, “Barzanî Hareketine Niçin Dünya Saygı Gösteriyor?”, 25 Ağustos 2016)

Kar, yoğurt, toz şeker, bal veya pekmez. Hiç denediniz mi?

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.

Baş olmak, yetenek işidir. Başbaşa olmak, cesaret işi.

Bir soruna da sen çözüm bul; yapamıyorsan bir çözüme destek ver. Bir kitap oku; bir makaleyi tartış. Bir şiiri paylaş. Bir arkadaşına mektup yaz; bir dostunu ara, konuş. Bir etkinliğe katıl; bir konuyu insanlarla müzakere et. Danış. Tanış. Yeni insanlarla tanış. Onlara güzel şeyler söyle.

Birşey söyle…

Bir kitap oku; bir cümlenin altını çiz. Bir makale oku; bir cümleyi al ve gidip duvara yaz. Bir şiir ezberle; bir türkü çağır. Bir gösteriye katıl, slogan at; üşü, ıslan, joplan. Bir konferansa katıl, dinle; soru sor. Bir resim yap; bir çiçek çiz, bir ağaç çiz, bir ev yap. Bir aleti kullanmayı öğren. Bir sır tut, sakla; saklı bir gerçeği ortaya çıkar. Kimsenin dillendirmediği bir şeyi ilk defa sen söyle, ilk sen dile getir.

Birşey söyle…

Dipdiri atıl hayata, canlı ol. Bir sabah da güne her zamankinden farklı başla. Bir kahvaltıyı açıkhavada yap. Bir hayvana yiyecek ver. Bir çocuğu sev. Bir çiçekle konuş. Bir nehirle dertleş. Hiç kullanmadığın bir yolu başka insanlar ve araçlar için temizle. Bir fidan dik; bir ağaca yaslan. Uçan kuşlarla konuş.

Birşey söyle…

Duyduğun en güzel sözleri bir deftere yaz. İlk kez gittiğin bir yere her zaman gidiyormuş gibi rahatça git. Her gün gördüğün bir insanı görünce ilk kez görüyormuş gibi sevin. Muhabbet göster, sarıl. Birinden bir şey öğren. Ve başkasına öğret.

Birşey söyle…

Bir olayın içinde de sen ol. Bir şeye itiraz et, “Ben bu fikre katılmıyorum” de. Bir şeyi kabul et, destekle. Düşündüklerini söyle, hissettiklerini paylaş. Bir hayâl kur; bir dilek tut; bir dûâ oku. Bir dûâya “Amin” de. Bir dileğini gerçekleştirmeye çalış; bir insana iyilik yap. Bir iyiliği çoğalt; bir kötülüğü def etmeye çalış. Bir göle taş at; bir nehrin akıntısını seyret. Gördüğün her şeyi insanlara söyle, yaşadıklarını kaleme al.

Birşey söyle…

İnsana kimlik kazandıran, kullandığı kelimelerdir. İnsanı var eden, sözleridir. Var olmak istiyorsan, sözlerin olmalı. Senin de sözlerin olsun. Hayata bakışını ortaya koy. Ölü müsün yoksa diri mi? Yaşıyorsan, sözlerin nerde? Hani sözcüklerin?

Birşey söyle…

(İbrahim Sediyani, “Sözlerim Var Sevgiye Dair”)

Allah birine tam 150 yıl, birine sadece 1 gün ömür vermiş. Ama ikisine de buyurmuş ki, “Kardeşçe yaşayın.”

Batman Çayı’nda yakalandı bu balık…

“Allah’ın murad ettiği toplum, anaerkil toplumdur. Dînlerin murad ettiği toplum ise, ataerkil toplum.”

(İbrahim Sediyani)

1919 yılında İstanbul’da kurulan ve tarihteki ilk Kürt kadın cemiyeti olan Kürt Teali Nisvan Cemiyeti üyesi Kürt kadınları

(Kaynak: İbrahim Sediyani, Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı, cilt 1, sayfa 127, Şura Yayınları, İstanbul 2014)

1919 yılında İstanbul’da kurulan ve tarihteki ilk Kürt kadın cemiyeti olan Kürt Teali Nisvan Cemiyeti Başkanı Dr. Encam Yalmukî

(Kaynak: İbrahim Sediyani, Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı, cilt 1, sayfa 125, Şura Yayınları, İstanbul 2014)

Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Hypatia içsin
bir fincanını Hannah Arendt
Şu aşk var ya kalbimdeki,
Allah’tan gelme,
Cennet’ten indi oracığa,
henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde…
Aşk, Allah’ın 100. sıfatıdır
kadındır, yeryüzündeki halifesi
doğuran, çoğaltan, bereketlendiren, üreten herşey dişidir çünkü
Asiye emzirmezse,
Tanrı kime gönderecekti Kutsal Kitap?
Meryem doğurmazsa,
nasıl dirilecektik biz öldükten sonra?
Hacer olmazsa,
Tanrı’ya nasıl komşu olacaktık şâhdamarımızdan daha yakın?
Hatice örtmeseydi Muhammed’in üstünü,
hiç iner miydi Müdessir?
Fatımâ’nın evi olmasa,
ilmin kapısı olabilir miydi Ali?
Zeynep olmazsa,
bir mektep doğar mıydı Kerbelâ kıyamından?
melek soylum
sevdiceğim
hani diyorsun ya, kavuşmak
hani çağırıyorsun ya beni
İbrahim varmazsa Merve’ye,
hiç olur mu Hacc?
kahve yeşili
hani Qazî Muhammed’in bir talebesi vardı
üstü başı pasaklıydı
tembeldi, haylazdı
diğer öğrenciler sınıfta pürdikkat dinlerken Qazî’nin dersini
o tırnaklarıyla önündeki sıraya haritalar çizerdi
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
(İbrahim Sediyani, “Kahve Yeşili”)
 
 
Baykuş yavrusu
 
 
Bazılarının kendini ispat etmeye ihtiyacı yoktur.
 
 
Aşkabat Feminist Cumhuriyeti
 
(30 Aralık 2014 – 28 Şubat 2015)
 
 
“Allah’ım;
 
Ey Yüce Tanrı’m;
 
Sana sonsuz şükürler olsun ki, bana şu fanî hayatımda birçok güzellikler yaşamayı nasip ettin, pekçok mutluluklar tattırdın.
 
Beni üretken bir insan kıldın, yaratıcı bir kişilik verdin. Kitaplar yazmayı, Seyahatname kaleme almayı, çizgi film karakteri yaratmayı nasip ettin.
 
Pekçok sevenim var. Beni o insanların sevgisine layık eyle. Ayağımı sabit kıl, riyâ ve şımarıklığı benden uzak tut.
 
Ancak ey güzel Râbb’im;
 
Hayatımın en büyük eserini, en büyük başarımı, bana bu ülkede, Türkmenistan’da nasip ettin. Bana, “anaerkil bir devlet kurmayı” nasip ettin.
 
Sana ne kadar şükretsem, azdır.
 
Ey kimsesizlerin kimsesi olan adil ve merhametli Tanrı’m;
 
Kadınların hep ezildiğini, mazlum olduklarını görüyorum. Erkek egemen dünyada, kadınların gördüğü ayrımcılık, baskı ve adaletsizlik, benim çok zoruma gidiyor.
 
Aşkabat’ta hayâlimdeki devlet modelini hayata geçirdim. Anaerkil bir yönetim inşâ ettim.
 
Hemcinslerim bundan hoşnut olmadılar ama, güçsüzden ve haklıdan yana olan Sen’in bundan hoşnut olduğunu biliyorum. Sen’in benden ve yaptıklarımdan razı olduğunu yakînen biliyorum.
 
Benim de tek gayem budur zaten: Sen’in rızanı kazanmak.
 
Sen benden ve yaptıklarımdan razı olduktan sonra, tüm dünya bana düşman olsa da umurumda değildir.
 
Sana söz veriyorum, Tanrı’m: Bundan sonraki hayatımda da, son nefesimi verinceye dek, her zaman için zalimlere karşı mazlumların, ezenlere karşı ezilenlerin, güçlülere karşı güçsüzlerin, haksızlara karşı haklıların yanında yer alacağım.
 
İyyâke na’budu we iyyâke nesteîn.”
 
(İbrahim Sediyani, “Aşkabat Feminist Cumhuriyeti”)
 
 
Nehirlere ve bir de şehirlere adadığım kelimelerimi
– dedim ya, “çağa tanıklığım” –
bir heybeye doldurup yanıma alarak Mirac’a çıktım
ordan dünyanın üzerine boşalttım heybemi
alfabemdeki harfleri yeryüzüne serptim yukarıdan
kimi okyanusa düştüler, kaybolup gittiler suyun derinliklerinde
kimi dağlara düştü harflerim, kimi şehir merkezlerine
kimi yıllarca köy köy dolaşıp isimler aradılar, asimilasyonun haritadan sildiği
kimi akşam serinliğinde Hira Dağı’nda oturup Mekke’yi seyrettiler
Kâbe’nin etrafında Kapitalizm’in sıra sıra dizili putlarını
kimi enkaz altındaki Muzafferâbâd’a düştüler depremde tamamen yıkılan
o karda kışta, Himalaya eteklerindeki Balakot köyünde
dört yaşındaki Semra’nın minik avuçlarına düştüler, ısıtmak için
yorgan oldular, battaniye oldular, nevresim oldular, sımsıcak yataklar oldular
kimi su gibi aziz oldular Schaffhausen önlerinde
kimi Goethe gibi aşka dair sanat oldular Mariánské Lázně’de
kimi çocukları sevindirmek için yol alırken açık denizlerde
Akdeniz’in ortasında kelepçelenip Negev Çölü’nde hapishaneye atıldılar
kimi karış karış gezerken Balkan topraklarını Evliyâ Çelebi gibi
yeniden yapılan camilerin duvarlarına şiir oldular
kimi İsfahan’da gül olup kokusu sinerken Nakş-ı Cihan Meydanı’na
Kerem’e yoldaş olup Aslı’yı aradılar yıllar boyunca
kimi Garissa’da bir fincan kahve oldular gözlerin gibi hatırı olan
mülteci kamplarında yatıp kalktılar Dadaab kurağında
kimi Naf Nehri’ni geçmeye çalıştılar Rohingya ülkesinde
bir yanı su, bir yanı ateş olan bir kavimle tanıştılar
bir Cennet’in üzerinde bir Cehennem’i yaşayan
Teknaf’tan Kaksa Bajar’a ağıt oldular, Chittagong’dan Dakka’ya çığlık
kimi harflerim yaşamın başladığı topraklara düştüler
hürriyet ve istiklâl şiârı oldular Kürdistan vatanında
bir pêşmergenin ailesine cepheden yazdığı mektup oldular
kimi yağmur gibi bereket taşıyıp düştüler Türkmenistan steplerine
feminist bir devlet kurdular Aşkabat çıkışında
Aşk-âbâd çıkışında…
Kimi harflerimi de avuçlarımda sakladım
onlar sana özeldi
melek soylum
kulaklarına fısıldayacaktım onları
kollarıma sardıktan sonra, dudaklarından öpmeden önce.
 
(İbrahim Sediyani, “Kahve Yeşili” şiirinden)
 
 
Bugün doğum günüm…
 
Yıllar önce tam burada, Gelincik (Sêdiyan) mezrâsını sulayan Peri Çayı (Çemê Zînê) kıyısında hayata gözlerimi açmışım.
 
 
Wey looooooooo looo, wey looooooooo loooo wey loooooo
Wezê daketim kel û kaşxanan
Wezê daketim serê birc û van dîwaran
Wezê bi serkela dilê xwe de mijûl bûm
Ji xeman û kulan û derdan birînim
Aaax de were looooooo looo lo wey looooo.
 
Dîsa bombe û barane
Her derê girtî mij û dûmane
Dîsa nalinala birîndarane
Dengê dayika tê li ser lorikê wane
Bavik bi keder xwe davêjine ser zarokane
Lê zarok mane bênefes bêruh û bêcane
Aaax birîndarim wey loooooo lo lo wey lo.
 
Hey lêêê lêêêêêêêêêêêê wey lêêê lêêêêêêêêêêêê
Fermane ûyyyyyy hawaaaaaaar hawaaaaaaar dîsa li me fermane
Li jor tê te girigir û humuhuma bavirok û têyyarane
Her der xistiye nava agir û mij û dûmane
Li jêr tê te qêriqêra zarokan hawara dayik û bavane
Dîsa dîrok xwe nûh vedike wekî carek ji carane
Wekî Diyarbekir, wekî Palo û Gênc û Agirî Dersîm
Wekî Mehâbâd û wekî Berzane
Îro dîsa li deşta Sulêymaniyê, li kêleka Hendirê li bajarê Helebçê
Fermana me Kurdane fermaaaaane fermaaaaaane fermaaaaaaane fermaaaaaane
Dîsa hatin qelandin zarok û zêç tev dayik û bavane
Ax hawaaaaar li me fermane li min ayyyyyyy
Ax birîndarê we me li min oyyyyyyy
 
Erê hey lêêê lêêêêêêêê here hey looo loooooooo
Hawar Kurdno hûnê bikin bilezînin
Hûnê kaxiz û pênûsekê bibînin binivsînin
Dunya alemê pê bihesînin
Serok û rêberên Kurda li hevbînin
Bila yêk bi yêk bin ji halê me Kurdan re tiştekî ji dunyayê re binivsînin
Bila xelq û alema pê bihesînin
Da ku çarekê ji halê me Kurdanre bibînin
Me ji bin vê bindestiyê derînin hawaaaaaaaaaar hawaaaaaaaaaar hawaaaaaaaaaar
Heyfa Kurdistan ku îro dişewitînin
Agir li serê me Kurdan dibarînin ax de aaaaaay ay
Lo lo ax de li min birîndarê we meeeeee.
 
(Şivan Perwer’in “Halepçe” ağıdından)
 
 
Uyusun da büyüsün nenni, doğru yolda yürüsün nenni…
 
 
Bıcı bıcı yapıp abdest almıştı ki, melekler ona secde etmeye başlamıştı.
 
 
Çanakkale şehîdlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz…
 
 
Sordum, “Referandum’da tercihin EVET mi HAYIR mı olacak?” diye. Hareket bu!
 
 
Bu çiçeğin ismi, bebek orkidesi. Çiçeğin salkımları tıpkı kundaktaki bir bebek.
 
 
Bahar bayramı kutlu olsun. Nevruz, erdemli bir toplumun ve aydınlık bir ülkenin başlangıcı olsun.
 
 
Büyüklere senede bir gün, çocuklara her gün Nevruz.
 
 
O kadar büyüktü ki sevgisi, küçücük kalbine sığmadığı için saklayamıyordu.
 
 
Ben de sizinle oynayabilir miyim?
 
 
Benim hayâllerim, sizin isminizden daha büyüktür.
 
 
Berberî evi… Berberî evleri yerden yukarıya doğru değil, yerden aşağıya doğru uzanır.
 
 
Kardelen gibi sev. Cesur, fedakâr ve büyük bir tutkuyla.
 
 
Nehirler de, tıpkı insanlar, hayvanlar ve bitkiler gibi canlıdırlar.
 
Bir coğrafyada yaşam, nehirler aktıkça vardır. Nehirlerin akmadığı bir coğrafyada yaşam da olmaz.
 
Nehirlerimiz, sadece akan sular değildir bizler için. Nehirler, “beyaz beyaz” konuşmasına, “yeşil yeşil” akışına, “mavi mavi” bakışına âşık olduğumuz sevgililerimizdir bizim.
 
Şarkılarımızda, şiirlerimizde ilhâmımızı nehirlerden alırız; kimseye anlatamadığımız dertlerimizi nehirlerle paylaşırız.
 
Sevgidir nehirler, şiirdir, öyküdür, halkımızın yaşam öyküsüdür. Bizim doludizgin yaşamımızın tâ kendisidir.
 
Bizler “insan” denen canlı türü olarak, doğanın efendileri değil, doğanın bir parçasıyız. Her şeyin bizim hizmetimize sunulduğu kibrinden vazgeçip, bizzat hizmetçi olduğumuz bilincine varmalı ve doğaya, coğrafyamıza hizmet etmek için çabalamalıyız.
 
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yaşam kaynağı, nehirlerdir. Nehirler, coğrafyamızın damarlarında akan kandır.
 
Nehirler bizim kardeşlerimizdir.
 
Kardeşlerimize sahip çıkalım. Kardeşlerimize saygılı olalım. Kardeşlerimizi koruyalım.
 
(İbrahim Sediyani, “Nehirler Kardeşlerimizdir”, 27.03.2017)
 
 
Çocukların canı kuşbaşı çekmiş…
 
 
Bingöllü Kürt kızı Ahsen Zeynep Kaya, YGS’de Türkiye birincisi oldu.
 
Türkiye’de gerçekleştirilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sonuçları açıklandı. Bingöl (Çêwlîk) ilimizden Ahsen Zeynep Kaya, büyük bir başarıya imza atarak “Türkiye birincisi” oldu. Kürt kızı Ahsen Zeynep’in bu başarısı, ilk kez bu başarının elde edildiği Bingöl’e büyük gurur yaşattı.
 
YGS – 1, YGS – 2, YGS – 5 ve YGS – 6’da 500 tam puan yaparak 4 puan türünde Türkiye birincisi olmaya hak kazanan, özel bir okulda okuyan Ahsen Zeynep kızımız, başarısının mutluluğunu yaşıyor.
 
Sonuçların açıklanmasıyla ÖSYM Başkanı Ömer Demir, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl Valisi Yavuz Selim Köşger ve Bingöl İl Millî Eğitim Müdürü Kadri Engin telefonla Ahsen Zeynep’i arayarak kızımızı bu başarısından dolayı tebrik ettiler. Bingöl İl Millî Eğitim Şube Müdürü Ömer Abdulaziz Döger, öğrenim gördüğü okulun kurucu müdürü Nizamettin Etdöger ve okul müdürü Abdulsabur Şığva da Kaya ailesini ziyaret ederek Ahsen Zeynep kızımızın mutluluğunu paylaştılar.
 
Medyaya yaptığı açıklamada, sınav sonuçlarının açıklanmasını heyecan ve merakla beklediğini, arkadaşları ve öğretmenlerinin kendisinden birincilik beklediğini ancak kendisinin temkinli olduğunu söyleyen Ahsen Zeynep, “Okulda sonuçları uzunca bir süre bekledim. En az 300 kez ÖSYM sayfasını yeniledim. Akşama kadar bekledik. Kuzenimle etüt yaparken sınav sonuçlarının açıklandığını bağırarak söylediler, inanamadım. Birinci olduğumu görünce hem şaşırdım hem mutlu oldum hem de şoka girdim. Sonra öğretmenlerime koşup sonucu gösterdim” diyerek duygularını dile getirdi.
 
Ahsen Zeynep’in babası Mehmet Emin Kaya, Bingöl’de esnaflık yapıyor. 3 çocuk babası olan Mehmet Emin Kaya, kızına dersleri konusunda hiçbir zaman baskı yapmadığını, kızının başarısını öğrendiğinde ilk olarak öğretmenlerini arayıp teşekkür ettiğini belirterek, “İlkokuldan liseye kadar emeği olan tüm öğretmenlerine çok teşekkür ediyorum. Bütün öğretmenleri beni aradı. Ahsen beni mutlu etti, Allah da onu mutlu etsin. Bu başarı Ahsen’in ve okulunundur, çünkü ben pek katkı sunamadım” dedi.
 
 
Sistem buysa başkan benim.
 

Bağışlayan ve Yüce Allah’ın adıyla…
 
Ey Kürt milleti;
 
Değerli kardeşlerim;
 
Zûlüm ve baskı gören halkım;
 
Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Allah aşkına artık biribirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin, zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın.
 
Sizlere nasihatim, vasiyetim odur ki; çocuklarınızı okutun. Eğitim dışında, bizim diğer halklardan hiçbir eksiğimiz yoktur. Halklar kervanından kopmamak için okuyun, okumak düşmana karşı en etkili silahtır.
 
Size bir diğer vasiyetim de şudur: Halkın mutluluğunu, iyiliğini isteyin. Halk sizin yardımcınız olursa, eminim ki siz de Allah’ın yardımıyla başarıya ulaşırsınız. “Sen niye başarıya ulaşamadın?” diyebilirsiniz. Cevap olarak diyorum ki: “Vallahi ben başarılı oldum. Ben vatanım ve milletim uğruna malımı, canımı veriyorum. Bundan daha büyük bir başarı, nimet olur mu?” İnanın ki ben her zaman Allah’ın, O’nun Resulü (saw), vatanın ve milletin huzuruna yüzakıyla çıkacak bir ölümü istedim. Bu, benim için bir zaferdir.
 
Sevdiklerim;
 
Kürdistan tüm Kürtler’in evidir. Her evde, ev sakinlerine bildikleri iş verilir. Artık ötekilerin kıskanma hakkı yoktur. Kürdistan da böylesi bir evdir. Eğer siz birinin bu evde çalışabileceğini biliyorsanız, bırakın çalışsın. Onun işine taş koymak olmaz artık. Sizden birinin omuzlarında büyük sorumluluklar olmasından, yerine getireceği, sorumluluk duyacağı bilinenlerin payına büyük işler düşmesinden ve onun da bu işleri yapmasından üzüntü duymak olmaz. Emin ol ki Kürt kardeşin kindar düşmandan daha iyidir.
 
Ey Kürt milleti;
 
Biribirinizi tutmadığınız müddetçe başarılı olamazsınız. Biribirinize zûlüm etmeyin. Çünkü Allah zalimleri çok erken yok eder. Zûlüm ortadan kalkacak, bu Allah’ın sözüdür. Allah zalimden intikam alır.
 
(Pêşava Qazî Muhammed, 31 Mart 1947, idam edilmeden önceki vasiyeti)
 
     INSTAGRAM
 
     31 MART 2017
 
531 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir