Dînlerin Erdemli Temsilcileri Daha Cesur Olmalı

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

“Tanrım, beni yavaşlat. Aklımı sakinleştir ki kalbim dinlensin.”

(Hitit dûâsı, M. Ö. 2000)

     İnsanlık tarihinin büyük bir evresine damga vuran dînler, geçmişteki kadar olmasa da, günümüzde hâlâ insan ve toplum davranışlarını, hatta devlet politikalarını yönlendiren en önemli itici güç durumunda.

     Ancak dînlerin şöyle bir özelliği var: İnsanları ve insan topluluklarını iyiliklere de yöneltebilir, kötülüklere de. Bu, yeryüzündeki hemen hemen bütün dînlerin ortak özelliğidir.

     Dînler ve Kutsal Kitaplar incelendiğinde, ilk başta çelişik gibi görünen ve birbirini yadsıyan, hatta inananlarının da kafasını karıştıran hükümlerin olduğu görülecektir. İster semavî dînler olsun ister diğer dînler, hepsinde de bu duruma tanıklık etmek mümkün.

     Bunun sebebi şudur: Kutsal Kitaplar’daki âyetler ve hükümler ya da dîn bilginlerinin fetvâ ve içtihatları, kendi döneminin şartları içinde ve belli bir hadiseye, vakıâya binaen verilmiş hükümler veya yapılmış içtihadlar iken, ileriki yüzyıllarda sonradan gelen nesiller bu şartları hiç dikkate almaksızın, motamot kendi zamanına ve şartlarına uyarlayabiliyor. Bu da onarılması hakikaten güç olan içtimaî sıkıntılara sebebiyet veriyor.

     Dînlerdeki hükümler ya da dîn bilginlerinin içtihatları, kendi döneminin şartları içinde ve belli bir hadiseye, vakıâya binaen verilmiş hükümler veya yapılmış içtihadlar olduğu için, aynı kutsal metinlerin içinde hem “barış”ı teşvik eden hükümleri hem de “savaş”ı teşvik eden hükümleri bulmak mümkün. Aynı Kutsal Kitab’ın bir yerinde tüm insanları kardeş bilmem ve hangi inanca ve ırka mensup olursa olsun herkesi sevmem ve onlarla dost olmam öğütlenirken, başka bir yerinde onlar benim dînime girmeyene kadar asla dostluk kurmamam ve hatta onlarla savaşmam, nerede bulursam öldürmem istenir. Aynı kutsal metnin bir yerinde erkeklerin kadınlardan üstün olduğunu öğrenirken, başka bir yerinde de kadınların daha üstün olduğunu öğrenirim. Aynı peygamberin bir hadisinde veya aynı dîn bilgininin bir içtihadında yönetici durumundaki kişiler için “adil” olmanın “imânlı” olmaktan daha önemli olduğu söylenirken, yine aynı peygamberin başka bir hadisinde veya aynı dîn bilgininin başka bir içtihadında yöneticiler için “imânlı” olmanın “adil” olmaktan daha önemli olduğu söylenir. Peygamberler ile aynı zaman ve mekânda bulunmamış ve onlarla sohbet etmemiş olan bizim gibi gafiller için oldukça kafa karıştırıcı olan bu durum, dîn öğretisinin hemen her mevzûdaki hükümlerinde göze çarpar.

     İslam, Hristiyanlık, Musevîlik, Budizm, Hinduizm; hemen hemen tüm dînlerde ve onların kutsal metinlerinde bu durumla karşılaşmak mümkün.

     Örneğin ben bir Müslüman olarak, şayet aydın, uygar, erdemli ve barışçı bir insan isem, ortaya koyduğum medenî tavrıma ve erdemli davranışlarıma âyet ve hadislerden (ister sahih hadisler olsun ister uydurma hadisler) onlarca delil ve dayanak bulabilirim. Ve fakat aynı şekilde, şayet ben bağnaz, fanatik, gerici ve yobaz bir Müslüman isem, ortaya koyduğum bağnaz tavrıma ve fanatik davranışlarıma aynı kaynaklardan hem de onlarca delil ve dayanağı gene bulabilirim. Anlatmak istediğim şey, bu.

     Burada iş, o kaynaklardan beslenen insanlara düşüyor. Erdemli insan, dînden alması gerekeni alır. Bağnaz insan ise, dînden işine geleni alır.

     * * *

     Ne yazık ki tarihin hemen her döneminde, dînin bağnaz temsilcileri dînin erdemli temsilcilerinden daha baskın çıktıkları için, hem insan topluluklarını bunlar biçimlendirmiş ve yönlendirmiş, hem de sonraki nesillere miras olarak o dînin resmî tarihini de bunlar yazmışlardır.

     İnsanlık tarihinin son 4000 yılının dîn kaynaklı savaşlarla ve acılarla dolu olması, insanlığın bilim ve uygarlık seviyesine çok geç ulaşması ve hâlâ dahi istenilen seviyede ulaşamamış olması, işte bu yüzden.

     ABD’li yazar Ruth Hurmence Green’in, “Bir zamanlar dünyayı dîn yönetiyordu. Şimdi o çağlara ‘karanlık çağlar’ deniyor” derken, yüzde yüz doğru bir tespitte bulunduğu nasıl inkâr edilebilir?

     Gerek Hristiyan dünyasında ve gerekse İslam dünyasında 1000 yıldan daha uzun süren ve halen de süregelen mezhep savaşları, dîn tandanslı iktidar kavgaları, Haçlı Seferleri, günümüzde yaşanan dîn ve mezhep kaynaklı savaşlar ve boğazlaşmalar, Yahudî soykırımı, Siyonizm ve onun Filistin topraklarında onyıllardır uyguladığı vahşet, Budist Myanmar devletinin ve onun örgütlediği Budist Raxineler’in onyıllardır Arakan’da Müslüman Rohingya halkına uyguladığı soykırım, son altmış yıl içinde iki devleti üç kez savaştıran Keşmir sorunu, Bosna’daki etnik temizlik, Suriye iç savaşı, dünyayı bir korku odasına çeviren ve hiçbir ahlakî değer ve acıma duygusu taşımayan cihatçı Selefî örgütler, doğrudan veya dolayı olarak dîn ve mezhep kaynaklı felâketler olarak zikredilebilir.

     Ancak dînin bağnaz yorumunun dînin erdemli yorumundan daha baskın çıkmış olması (her dîn için geçerli bu), dînin erdemli temsilcilerinin hiç olmadığı anlamına da gelmez. Onlar her dönemde var idiler ve bugün de varlar (her dîn için geçerli bu da).

     Gerek erdemli Yahudîler’den, gerek erdemli Hristiyanlar’dan, gerek erdemli Müslümanlar’dan ve gerekse erdemli Budistler’den bunun canlı örneklerini vermek mümkün.

     Yahudî İsrail Devleti onyıllardır Filistin halkına bu zûlüm ve baskıları yaparken, İsrail’in bu zûlümlerine ve katliâmlarına karşı çıkıp Filistin halkının yanında olan pekçok Yahudî vardır. Örneğin 2008 – 09 Dökme Kurşun Katliâmı’nda İsrail’in sergilediği vahşet, dünyadaki pekçok Yahudî kuruluşu tarafından tel’in edilmiş, hatta ABD’nin New York kentinde Yahudîler İsrail’i protesto eden büyük bir gösteri düzenlemişlerdir.

     Apartheid rejimi uygulayan ırkçı – faşist Myanmar rejimi, “Budizm” adına Rohingya Müslümanlar’a insanlık tarihinin en utanç verici zûlümlerini yaşatıp onları soykırıma uğratırken, mazlum Müslüman Rohingya halkının yanında yer alıp ırkçı Myanmar devletinin bu zûlümlerine karşı çıktıkları için bugün 300 kadar Budist rahip, Myanmar hapishanelerinde yatmaktadır. Budist Myanmar devletinin bu 300 civarı Budist rahibi cezaevine tıkmasının sebebi, Müslüman Rohingya halkını savunmaları.

     Kendisini “İslam Devleti” (IŞİD) olarak adlandıran cihatçı terör örgütü Suriye ve Irak topraklarında her türlü barbarlığı ve korkunç zûlümleri işlemekten geri kalmazken, “İslam” adına her türlü insanlıkdışı cürümleri işlerken, bu barbarlar gürûhuna karşı savaşanlar da yine Müslümanlar’dır, özellikle de cephede bile namazlarını edâ eden Pêşmerge ordusudur. Yine IŞİD’in sırf Müslüman değiller diye mazlum Ézidî halkına uyguladığı vâhşet ve soykırım, en başta milyonlarca Müslüman’ın kalbinde derin bir yaraya sebebiyet vermiştir.

     Son olarak, Hristiyan Batı’da yeniden hortlat(maya çalış)ılan Müslüman düşmanlığı ve “İslamofobia”ya karşı en şiddetli duruş ve itirazı da yine Hristiyanlar ortaya koyuyorlar. ABD’nin yeni başkanı Trump’un biçimlendirdiği yeni yönetimin Müslümanlar’ı dışlayan, hatta tüm Müslümanlar’ı “düşman” kategorisine sokan son icraatlarına karşı ABD’deki Hristiyanlar’ın, Yahudîler’in ve ateistlerin “Hepimiz Müslüman’ız” pankartlarıyla yürümelerinin, Müslümanlar gibi giyinip meydanlara akın ederek Trump yönetimini protesto etmelerinin üzerinden daha iki hafta bile geçmedi.

     Bütün bu örnekler, dînlerin erdemli temsilcilerinin sesinin dînlerin bağnaz temsilcilerinin sesinden daha gür çıkması halinde dünyanın daha da güzelleşeceğini ve daha yaşanılır bir dünya olabileceğini bize gösteriyor.

     * * *

     Son birkaç ay içerisinde farklı dîn temsilcilerinin veya dîn bilginlerinin erdemli çıkışlarına tanıklık ediyor dünya. Bu son derece müspet ve olması gereken, ancak bu seslerin daha gür çıkması lazım.

     Trump yönetiminin Müslümanlar’ı dışlayan, bütün Müslümanlar’ı “şüpheli” durumuna sokan, tehdit hatta düşman olarak gören uygulamalarına karşı ABD’de yaşayan Hristiyanlar, Musevîler ve ateistler itiraz seslerini yükseltiyorlar. Trump yönetimini protesto edip Müslümanlar’ı savunan bu Hristiyan, Yahudî ve ateistler, “Hepimiz Müslüman’ız” sloganı atıyorlar. Hristiyanlık, Musevîlik gibi dînlere mensup veya hiçbir dînî inancı olmayan binlerce gösterici, “Eskiden Hristiyan idim, şimdi Müslüman’ım”, “Eskiden ateist idim, şimdi Müslüman’ım” pankartlarıyla yürüyorlar.

     Bunun adı “erdem”dir işte, kardeşlerim, “erdem”.

     “Erdem”, muhafazakâr insanların asla ve asla anlayamayacağı bir üstün vasıftır. Her zaman için diyorum: Muhafazakârların tamamı (ister Müslüman olsun ister Hristiyan ister Yahudî), aynı dîndendirler.

     Siz hiç Batı’da Müslümanlar’ı savunan bir dîndar Hristiyan veya dîndar Yahudî gördünüz mü? Hayır. İşte sen ey dîndar Müslüman kardeşim, sen de aynen onlar gibisin!

     ABD’deki göstericilere, Müslümanlar’la dayanışma içine giren erdemli Hristiyanlar’a ve Yahudîler’e anlamlı bir karşılık geldi, geçtiğimiz günlerde. Bir Kürt imamdan, İslam âliminden.

     Kürdistan’ın başkenti Erbil (Hewlêr)’deki Selahaddîn Üniversitesi İslam Bilimleri Enstitüsü Öğretim Görevlisi ve Bahtiyarî Camiî İmamı Osman Halebceyî, ABD’deki yeni yönetimin Müslümanlar’a yönelik ırkçı politikalarına karşı çıkarak Müslümanlar’la dayanışma örneği sergileyen erdemli Hristiyanlar’ı, Yahudîler’i ve ateistleri selamladı. İmam Halepceyî, erdemli ABD vatandaşlarına minnettarlığını ifade etmek amacıyla, Cuma hutbesini okuduğu sırada sarığını çıkararak teşekkür etti.

     İmam Osman Halebceyî, Erbil’deki Bahtiyarî Camiî’nde verdiği Cuma hutbesinde cemaate şunları söyledi:

     “Batı toplumu şu anda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları ırkçı ve nefret söylemlerine destek verirken, diğerleri sert bir şekilde karşı çıkıyor.

     Hollywood yıldızları bile Müslümanlar’a arka çıkıyor. Hollywood yıldızları havaalanlarını camiye çevirip Müslümanlar’ın namaz kılmasına imkân sağlıyor.

     Bazı kiliseler kapılarını açıp, Muhammedî ezanı okutturuyor ve Müslümanlar orada namaz kılıyor.

     Finlandiya’nın bir beldesinde 40 bin vatandaş yaşıyor, orada Hristiyanlar ve Yahudîler yaşıyor. Irak ve Suriye’den oraya akın eden mülteciler yüzünden oranın nüfûsu 60 bin oldu. Şu anda orada 60 bin kişi yaşıyor. Yani 20 bin Müslüman, Hristiyanlar’ın ve Yahudîler’in sırtında bir yük gibi taşınıyor. Orada Hristiyanlar’a ait 5 kilise bulunuyor, bir sinagog ise Yahudîler’e aittir. Hristiyanlar ve Yahudîler bir gün toplanıp demişler ki; ‘Bizim sayımız 60 bin ve 6 mâbedimiz var. Müslümanlar 20 bin kişi oldukları halde hiçbir mâbedleri yok. Onlara bir kilise armağan edip, kendi ibadetlerini orada yapmalarına imkân sağlayalım.’ Böylece kendilerinin özgür iradesi ile ve cesur bir şekilde, Müslümanlar’a bir cami armağan etmiş oldular. Onlar Irak ve Suriyeli Müslümanlar’a bir kiliseyi hediye olarak takdim ettiler. Ancak maalesef, Müslümanlar Cuma günü ‘Kim imam olsun’ diye birbirine girdi. Tekme tokat birbirini yaraladılar. Sonunda oranın polisi gelip, kavga eden Müslümanlar’ı birbirinden ayırdı.

     Biz Müslümanlar olarak, onlara teşekkür etmemiz lazım. Onlar birini saygı ile andığı zaman şapkasını çıkarıyor. Ben de onların bu güzel davranışına karşı, başımda olan Peygamber sarığını çıkartıyorum. Biz bu güzel davranışı saygı ile anıyoruz.

     Bir Hollywood yıldızı ABD’nin bir havaalanında Müslümanlar’ın kıyafetini giyip, Trump’ın çirkin ve ucube kararına meydan okuyor.

     Trump, ABD’deki tüm Müslümanlar’ın kendini Müslüman olarak ilan etme kararı çıkartmış; neden? Çünkü onları fişlemek istiyor. Onları takip etmek istiyor. Buna karşılık Hollywood yıldızı ile beraber birçok kişi Trump’a tepki gösterip şunları dile getirdi: “Biz hepimiz ABD’liyiz. Tüm farklılıklarımıza rağmen biz hepimiz ABD’liyiz. Tüm etnik, dînî ve dîndışı düşüncelerimize rağmen aynı ülkenin vatandaşlarıyız. Biz aramıza tefrika koyup bin parçaya bölündürmemize izin vermeyeceğiz. Eğer böyle bir kararda ısrar ederseniz, biz hepimiz Müslüman olarak kendimizi ilan edeceğiz.’

     Allah-û Ekber.”

     İmam Halebceyî’nin bu duyarlılığı ve erdemli tavrının bütün Müslüman dîn bilginlerine örneklik teşkil etmesini temenni ediyorum.

     Bir diğer güzel davranış da, geçtiğimiz günlerde bizzat Vatikan’dan geldi. Papa Francis yaptığı açıklamada, Apartheid uygulayan ırkçı Myanmar yönetiminin Rohingya Müslümanlar’a yaptığı uygulamaların “vahşet” olduğunu söyledi.

     Birleşmiş Milletler (BM)’in geçtiğimiz hafta Myanmar yönetiminin ülkenin kuzeyindeki köyleri ele geçirip toplu işkence ve ölümler uyguladığına dair raporuna değinen Papa, şunları söyledi:

     “Rohingya Müslümanlar yıllardır acı çekiyor. Dînî inançlarını ve kültürlerini yaşamak istedikleri için işkenceye uğradılar ve öldürüldüler.

     Rohingya kardeşlerimiz için dûâ edelim.

     Rohingyalar’ı yerlerinden zorla göç ettiriyorlar. Onları Myanmar’dan çıkarıp başka yerlere götürüyorlar.

     Onlar iyi ve barışsever insanlar.

     Rohingyalar Hristiyan değil ama bizim kardeşlerimiz.”

     Papa’nın bu insanî duyarlılığı ve Rohingyalar için “Hristiyan değiller ama bizim kardeşlerimizdirler” sözüne karşılık, mazlum Rohingya halkı adına da biz şapka çıkarıyoruz.

     * * *

     Dînlerin erdemli temsilcileri, daha cesur olmalı.

     Bu sadece her dîn için değil, her ideoloji için de geçerli. Her mezhep için, her fırka için, hatta her siyasî parti için de.

     Zira erdemliler bağnazlardan daha cesur olmadığı müddetçe dünyada fanatizm, kör boğazlaşma, ifsad ve savaşlar bitmeyecektir.

     Ne kadar çok fanatik olursan seni o kadar “imânlı” kabul eden dînler ve karşındakinden ne kadar çok nefret edersen seni o kadar “bilinçli” kabul eden ideolojiler buna ne kadar müsaade eder emin değilim ama, bunu yapmak zorundayız. Yapmak, başarmak mecburiyetindeyiz.

     Sevgili dîndar kardeşim;

     Muhterem dîndar Müslümanlar, dîndar Hristiyanlar, dîndar Yahudîler, dîndar Budistler, dîndar Hindular;

     Hanif olmadıktan sonra, hangi dîne bağlandığının pek bir önemi yoktur. Önemli olan erdemdir, erdemli olmaktır. Bağnazın ve yobazın imânından beşer âlemine bir fayda gelmez. Beşere faydası olmayan şeyin de Tanrı indinde bir kıymeti yoktur.

     Dînin yenilgisi, muhafazakârlık ile özdeşleştiği için oldu. Dînin yenilgisi uygarlaşma veya çağdaşlaşma sebebiyle olmadı. Dîn ile muhafazakârlık özdeşleştirildiği için, dîn kaybetti.

     Allah tarafından gönderilen bütün peygamberler, bir tek şeye karşı mücadele ettiler: Muhafazakârlık… Ve o peygamberlere karşı çıkıp mesajını kabul etmeyen bütün müşrik topluluklar da, muhafazakâr oldukları için müşrik kaldılar. Oysa şimdi görüyorsun ki, bütün dînlerde “dîndar olmak” ile “muhafazakâr olmak” aynı şey görülür. Sence de ortada bir terslik yok mu?

     Bir dîn – isterse tektanrılı bir semavî dîn olsun – eğer “devrimci” vasfını yitirmiş ve artık “muhafazakâr”laşmışsa, o dîn artık bir pagan kültüründen başka birşey değildir. Semavî dîn değildir artık o, pagan kültürüdür.

     Tanrı, insanlar zalim devletlerin zûlmü altında inlerken, sömürü ve adaletsizlik kol gezerken, insanlar sokaklarda aç ve perişan dolaşırken, güçlüler güçsüzleri ezerken, siz onları hikâyelerle ve ibadetlerle uyutasınız diye dîn ve kitap göndermemiştir. Böyle bir Tanrı olamaz. Varsa bile, iyi bir Tanrı değildir o. Öyle bir Tanrı, kesin olarak diyebilirim ki, insan ırkına düşmandır.

     Sevgili dîndar kardeşim;

     “Bağnaz dîncilik” ile “erdemli dîndarlık” arasında her dînin müntesipleri tercihini yapmalı.

     Bağnazlığa, fanatizme, yobazlığa ve gericiliğe karşı erdemin, aydınlığın, uygarlığın ve ilericiliğin bayrağını yükseltmek, her dîndar insanın en başından yapması gereken “hayırlı âmel” olmalı.

     Yaratıcı’ya ve onun sonsuz râhmetine gerçekten inanan dîndar insanlara yakışan davranış, zalime karşı mazlumun, ezene karşı ezilenin, güçlüye karşı zayıfın, haksıza karşı haklının yanında yer almaktır.

     Bunları yapamıyorsanız, ahirette ne camileriniz sizi kurtaracaktır, ne kiliseleriniz, ne de sinagoglarınız.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     10 ŞUBAT 2017

 

1560 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

3 Cevap Dînlerin Erdemli Temsilcileri Daha Cesur Olmalı

  1. Memet Kılıç dedi ki:

    “Burada iş, o kaynaklardan beslenen insanlara düşüyor. Erdemli insan, dînden alması gerekeni alır. Bağnaz insan ise, dînden işine geleni alır”

  2. Said GEZER dedi ki:

    Sa.
    Eyvallah yazı güzel ve faydalı, inşaallah şuurlanırız.

    Saygılar.

  3. Gülayşe dedi ki:

    Ellerinize, kalbinize sağlık, İbrahim bey. İşin özünü ne kadar güzel anlatmışsınız.
    Acaba “erdemli ateist”i de buna ekleyebilir miyiz? Çünkü pek çok ateist, vicdanının sesini kollayarak da dinlerin “erdem” yanına uygun şekilde yaşamaya gayret ediyor. Her şey de zaten vicdanda, merhamette, sevgide kilitlenmiyor mu?

    Sevgi ve saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir