Mehmet Pamak’ın İtham ve Hakaretlerine Cevap

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     İlmî ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) Başkanı Sayın Mehmet Pamak, uzunca bir süredir yazılarımdan ve fikirlerimden rahatsız olmakta, yazılarıma yazdığı uzun, uzuuuuuun, upuzun yorumlarla hakkımda çeşitli ithamlarda bulunmakta, beni tekfir edip Cehennem ateşinde yanmakla korkutmakta ve bana ardı ardına gönderdiği mail ve mesajlarla aynı şeyleri devam ettirmekte, çocukça bir edayla “küstüm”, “darıldım”, “bir daha seninle konuşmayacağım”, “artık ben senin abin değilim”, “sana ne oldu böyle, niye bu kadar değiştin?”, “ne olur eski günlerine dön, eskisi gibi ol” demektedir.

     Yaşına hürmeten ve kendisine duyduğum saygıdan ötürü yorumlarına cevap yazmadığım gibi, hiçbir mailine de yanıt vermedim. Ancak ben, kırıcı olmamak endişesiyle ve tamamıyla kendisini üzmemek, kalbini kırmamak için suskun ve tepkisiz kalırken, o bu tepkisizliği “kendisini ciddiye almadığıma ve cevap vermeye dahi tenezzül etmediğime” yormuş. Halbuki hiçbir insana karşı böyle bir yaklaşım içinde bulunmam, bundan edep ve hâyâ ederim. Benim maillerine cevap yazmamam, tamamen “kalbini kırmama” endişesi duyduğum içindi.

     Yalnız bir yerde geri dönüş yapma mecburiyetinde hissettim kendimi. Yazdığı bir mailini “Bir zamanlar abin olan Mehmet Pamak” diyerek bitirmişti. Bunun üzerine ben de maile karşılık vererek, “Şimdi abim değil misin?” diye sormuştum. Tek cümle. Ancak ardı ardına yazdığı uzun maillere hiç cevap vermedikten sonra bir de buna tek cümlelik bir karşılık vermem, kendisini daha bir çileden çıkardı ve şunları yazdı:

     “Selam vermişim almaya gerek bile duymamışsın. Onca satır yazmışım, bir satırla ve selamsız ‘Şimdi abim değil misin?’ demiş bırakmışsın. Kesinlikle sen benim kardeşim olan İbrahim olamazsın. Mail adresini başkası mı ele geçirdi? Yoksa sen başka bir kimliğe mi büründün? Zaten birkaç yıldır yazan da sen değilsin. O ilkesiz ölçüsüz yazıları benim duyarlı kardeşim, İbrahim’im yazmış olamaz. Ne dersin?”

     Bunun üzerine ben de kendisine şunları yazdım:

     “Aleykum selam. 

     İşten yorgun bir şekilde eve döndüm ve pek birşey yazacak takatim yok. Hem yorgunum hem de (…) 

     Normalde hakaret içerikli mesajlara hiç cevap vermiyorum. Sadece ‘Bir zamanlar abin olan Mehmet Pamak’ ifadesi dikkatimi çektiği için, sorma ihtiyacı hissettim.

     Allah adına konuşanlar kendilerini ‘Allah’ın elçisi’ zannedip öyle konuştukları için, yazdığın mesajın her satırında bana hakaret ettiğinin farkında değilsin. Sadece tekfir etmekle yetinsen, gene iyi. Bununla da kalmıyor, ayrıca hakaretler de sıralıyorsun. 

     Bu kadar hakaret, bu kadar aşağılama, tekfir etme; bütün bunları kendine veya İslamî ahlaka yakıştırabiliyorsan, söylenecek şey yok. 

     Hayırlar diliyorum.”

     O ise hakaret etmediğini söyleyerek, şunları yazdı:

     “(…) Buna rağmen sana dünya ve ahirette hayrına olacak istikamette gitmeni tavsiye edip Rabbim’den de sana bunu nasip etmesini dûâ ederek ilişkimi tamamen bitiriyorum. Selametle kal İbrahim.”

     Mehmet Ağabey’in yorumlarını ve maillerini cevapsız bırakmıştım. Belki de iyi birşey değildi yaptığım ama iyiniyetle böyle davrandım. Yaşına hürmeten, kendisini kırmamak, üzmemek için susmuştum.

     Bir de Mehmet Ağabey kusura bakmasın, hatta hiç kimse kusura bakmasın ama, karşınızdaki kişi sizinle konuşurken / tartışırken 50 tane âyet peşpeşe sıralıyorsa, insanın onunla tartışacak mecali pek kalmıyor. Çünkü tartışsan, direk Allah’la tartışmış oluyorsun. Karşı çıksan, Allah’a karşı çıkmış oluyorsun.

     Ben konuştuğum / yazdığım zaman, bir insan olarak kendi duygu ve düşüncelerimi ifade ediyorum. Söylediklerimin doğru veya yanlış olması ayrı bir konu, ancak bir beşer olarak, Allah’ın bana bahşettiği cüzî irademle dünyaya ve olaylara bakışımı, anlayabildiğim ve idrak edebildiğim kadarıyla dile döküyorum. “Allah’ın halifesi” sıfatıyla konuşmuyorum, “Müslüman” sıfatıyla da “Kürt” sıfatıyla da konuşmuyorum. Ne bir milletin veya ümmetin temsilcisi olarak, ne bir devletin veya siyasî partinin temsilcisi olarak, ne de bir dînin veya mezhebin temsilcisi olarak konuşuyorum. Hele hele Yaratıcı’nın temsilcisi olarak hiç konuşmuyorum. İnsanım ve insan olarak konuşuyorum, birey olarak. Dolayısıyla karşımdaki insanlardan da bunu beklerim. Allah’ın âyetlerini sopa gibi kullanıp kafama vurarak konuşulmasından hoşlanmam. Aynı şey, devletin kanunlarını sopa gibi kullananlar için de geçerli.

     Dînlerin ve inançların sevgi ve kardeşliğe hizmet et(mesi gerek)tiğine inanıyorum. Nefret ve düşmanlığa hizmet eden bir dîn anlayışının sıkıntılı olduğuna ve toplumlara ızdıraptan başka birşey vermediğine inanıyorum.

     Sayın Mehmet Pamak, yazdığım iki yazıda söylediklerim yüzünden beni tekfir etmiş, şu iki insanî davranışım yüzünden bana hakaret edip, çok rahat bir şekilde “Seninle aramızdaki kardeşliği bitiriyorum” diyebilmiştir:

     1 – IŞİD (İslam Devleti) adlı barbarlar sürüsüne karşı vatanı için ve halkının namusu için, kadınların namus ve ırzlarını korumak için savaşan Pêşmerge komutanı Dr. Sait Çürükkaya’nın şehâdeti vesilesiyle kaleme aldığım “Kürdistan’ın 3. Said’i” başlıklı yazımda, râhmetli Sait Çürükkaya için “şehîd” nitelemesinde bulunmam.

     2 – Mavi Marmara gemisinin en yaşlı yolcusu ve benim de hapishane arkadaşım olan 94 yaşındaki Vatikan papazı Hilarion Capucci’nin vefâtı vesilesiyle kaleme aldığım “Hilarion Capucci ‘Erdem’ Demekti” başlıklı yazımda, râhmetli Hilarion Capucci için “Kendisine Allah’tan râhmet diliyorum. Mekânı Cennet olsun” dileklerinde bulunmam.

     Bu yazıda, Sayın Mehmet Pamak’ın ithamlarına cevap vereceğim. Bunu yaparken de, kendisiyle biraz hasbihâl edeceğim.

     Uyarı ve nasihatlerimi dikkate alır veya almaz, bu kendisinin bileceği iş. Ben üzerime düşen sorumluluğu yerine getireyim de…

     * * *

     Sayın Mehmet Pamak;

     Mail yoluyla bana ardı ardına gönderdiğiniz hakaret dolu ve tekfir eden mesajlarınıza cevap yazmayacağım. Çünkü prensip gereği, hakaret içerikli mesajlara cevap yazmıyorum.

     Ancak siteye yazdığınız Kutub-i Sitte kalınlığındaki yorumlarınıza binaen birkaç kelam etmem gerekiyor. Madem ki site editörleri bu yorumları onaylayıp yayınlamışlar, tepkisiz kalmam yakışık almaz.

     ■ “Sediyani, genç bir kıza âşık olan 16 yaşlarındaki yeni yetme bir delikanlının aşk hikâyesi gibi bir papaza sevgi dolu yazı yazmış. Tabiî, Vatikan’da papazlık yapan bir misyoner, dîninin propagandası için, saf Müslümanlar’ı bile kandıracak bir – iki görüntü ile kendi dîninin propagandasını iyi yapmış.”

     Sayın Pamak;

     Râhmetli Hilarion Capucci, 4 günlük Mavi Marmara yolculuğunun ve 4 günlük İsrail esaretinin hiçbir ânında ve hiçbir kimseye, bir kez bile olsun Hristiyanlık propagandası yapmamıştır.

     Hayatını mazlum halklarla ve gariban insanlarla dayanışmaya adamış bu yaşlı insana ölümünden sadece bir gün sonra “müşrik”, “pislik”, “Cehennemlik” gibi sözlerle hakaret ettiğiniz yetmiyormuş gibi, bir de kendisine iftira atıyorsunuz! İslam dîninde bir kişiye iftira atmanın, hem de ölümünden bir gün sonra iftira atmanın hükmü nedir? “Zan” ile hüküm vermek, dînimizde meşrû mudur?

     Ben o insanla 4 gün boyunca aynı gemide yolculuk yaptım. O’nunla beraber kurşunlara ve bombalara hedef oldum, O’nunla beraber işkence gördüm, O’nunla beraber kelepçelendim. Ben O’nunla aynı hapishaneye atıldım, O’nunla aynı koğuşta yattım. Kendisiyle hem gemide hem cezaevinde, hem toplu hem birebir sohbetlerimiz de oldu. Bir kere dahi olsun bize Hristiyanlık propagandası yapmadı, bunu aklından dahi geçirmedi.

     Mavi Marmara gemisinde 587 yolcu vardı. Bunların 378’i Türkiyeli’ydi. Birçoğunu inanıyorum ki siz de yakından tanıyorsunuzdur. Bu 378 kişinin tamamına gidip tek tek sorabilirsiniz. Bir tanesi bile çıkıp da size, “Capucci gemide bize Hristiyanlık propagandası yaptı” demeyecektir. Diyemez! Çünkü Capucci yapmadı öyle birşey.

     Velev ki, yapmış olsa bile, bunda ne kötülük var? Bir insanın, inandığı dîni başkalarına tebliğ etme hakkı yok mu?

     Bir imam gidip de 500 tane Hristiyan’ın olduğu bir gemide İslamiyet’i tebliğ etse, bu sizin hoşunuza gider, değil mi? Öyleyse aynı hakkı papaza da tanımalısınız.

     Siz nasıl ki kendi dîninizi “Allah’ın hak dîni” ve “tek kurtuluş yolu” olarak görüyorsunuz, O da kendi dînini “Allah’ın hak dîni” ve “tek kurtuluş yolu” olarak görüyor. Siz nasıl ki sadece Müslümanlar’ın Cennet’e gideceğine inanıyor ve bütün Hristiyanlar’ın sonsuza kadar Cehennem’de cayır cayır yanacağına inanıyorsunuz, belki O da sadece Hristiyanlar’ın Cennet’e gideceğine inanıyor ve bütün Müslümanlar’ın sonsuza kadar Cehennem’de cayır cayır yanacağına inanıyordur. Böyle inandığı için ve bizi de çok sevdiği için, Cehennem’de yanmayalım diye bize “hakkı” tavsiye etmiştir. Olamaz mı?

     Dünyada sizin gibi inanan 1, 5 milyar insan var ama unutmayın ki, O’nun gibi inanan tam 2, 5 milyar insan var. Siz ve sizin gibi inananlar, inandığınız şeye 1500 yıldır böyle inanıyorsunuz ama unutmayın ki, O ve O’nun gibi inananlar ise inandıkları şeye tam 2000 yıldır böyle inanıyorlar.

     ■ “Ne olmuş; ‘erdemli’, ‘faziletli’, ‘büyük şahsiyet’ gibi vasıflarla hemen övgü dolu sözler söyleniveriyor. Bir tevhîd ehli mü’min kardeşini övmekte cimri, bir papazı övmekte çok cömert.”

     Bu sözlerinizden, sizi övmemi istediğinizi anlıyorum.

     Sayın Pamak;

     Benim için sorun değil, insanları övmekten imtina etmem. Biri beni övdüğünde nasıl ki hoşuma gidiyorsa, başkasını övdüğümde de onun hoşuna gideceğini bilirim ve bu yüzden de insanları övmekte çok cömert davranırım.

     Hilarion Capucci ve Sait Çürükkaya’yı nasıl övdüysem, sizi de aynı şekilde överim, sorun değil benim için. Yalnız siz, Capucci ve Çürükkaya’nın yaptıklarını yapabilir misiniz?

     Siz de Hilarion Capucci’nin veya Sait Çürükkaya’nın yaptıklarının aynısını yapın, sizi de öveyim Sayın Pamak! Hatta size söz veriyorum; onları ölümlerinden sonra övmüştüm ama sizi daha siz hayattayken öveceğim. Söz!

     Yeter ki siz de onların yaptığını yapın.

     Buyrun Mehmet abi; işte Gazze orada, işte Kürdistan orada. Buyurun. Ankara’daki vakfınızdan çıkın ve gidin Gazze’ye, gidin Kürdistan’a, siz de Capucci ve Çürükkaya’nın yaptığının aynısını yapın.

     Hilarion Capucci, 88 yaşında bir ihtiyar olmasına ve başkasının yardımı olmaksızın ayakta bile duramaz halde olmasına rağmen, İsrail’in tehditlerine aldırış etmeden ve o tehditlerden korkmadan Mavi Marmara gemisine binip Gazze’ye doğru yolculuk yaptı, ambargo altındaki mazlum Gazze halkı için zindanlarda yattı, çile çekti.

     Sait Çürükkaya, kendisine İslam Devleti diyen barbar ve tecavüzcü terörist örgütün Kürdistan’a saldırması üzerine, Almanya’daki rahat ve huzurlu yaşamını terkedip azîz Pêşmerge ordusuna katıldı. Vatanı için ve Kürt kadınlarının namusunu korumak için gönüllü olarak cephede düşmanla savaştı ve yiğitçe şehîd oldu.

     Bu iki davranış, bu iki insanın ortaya koyduğu salih âmeller, sizce de her türlü övgüyü hakketmiyor mu?

     Alt tarafı birer yazı yazmışım her biri için; o da ölümlerinden sonra. Çok şey mi? Bu iki insan için ve işledikleri salih âmeller için cilt cilt kitaplar bile yazılsa, hakları ödenebilir mi?

     Biz kimseyi “papaz” olduğu için veya “arkadaşım” olduğu için, kimseyi “Kürt” olduğu için sevmiyor ve övmüyoruz, Mehmet abi. Biz insanları yaptıkları güzel işlerden, ortaya koydukları erdemli davranışlarından dolayı seviyor ve övüyoruz.

     Yahu hepsini geçtim, Mehmet abi, bunları geçtim. Bu iki insan da benim yakın dostum, arkadaşlarım. Say ki arkadaşlarım ölmüş, ben de üzülmüşüm ve artlarından iki çift güzel söz söylemiş ve dûâ etmişim; ne var bunda? Bu kadarcık bir insanî davranışım seni niye bu kadar öfkelendiriyor? Neden bu kadar öfkeli, “öteki” gördüklerine karşı nefret dolusun?

     Sevgili Pamak;

     “Tevhîd ehli bir mü’mîn” olmanıza hiç ama hiçbir sözüm yok, Allah yâr ve yardımcınız olsun, fakat biz insanları âmellerine, yaptıklarına göre yargılıyoruz. Niyete göre yargılayacak olan ise Allah’tır.

     Elbette siz de benim yakın dostum, büyüğümsünüz ve aramızda belli bir hukukumuz var. (Veya var idi. Çünkü siz bitirdiğinizi ilan ediyorsunuz.)

     Sizin de ortaya koyduğunuz salih âmeller vardır ve bunları biz her daim takdir etmiş, övmüşüzdür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ırkçı – şovenist politikalarına karşı yıllar boyunca Kürtler’i ve Kürtçe’yi savundunuz, bu uğurda bedeller ödediniz ve çile çektiniz. Devletin zûlüm ve baskılarına, ırkçı dayatmalarına karşı mazlum Kürt halkını ve Kürdistan’ı savunduğunuz için hapislerde yattınız, cezaevlerinde kaldınız. Yani mazlum Kürt halkı için bedel ödemiş bir insansınız.

     Bunlar elbette ki küçümsenecek davranışlar değil. Hele ki yetiştiği ve büyüdüğü ortam bakımından sizin pozisyonunuzdaki bir insanın bu noktaya evrilmesi, bütün bunları yapması, benim nazarımda her türlü takdiri hak etmektedir.

     1930 yılındaki Zilan Katliâmı’ndan sonra Kürdistan’dan Trakya’ya sürgün (tehcir) edilmiş bir ailenin – bütün bu olanlardan nerdeyse ömrünün yarısına kadar haberi dahi olmayan – ferdi olarak, Çanakkale’de doğdunuz. Kürt olduğunuzu dahi bilmiyordunuz. Bütün bir çocukluk ve gençlik çağınızda, etrafınızda hep Türk millîyetçisi arkadaş çevresi vardı. Onlarla büyüdünüz ve size o fikirler şırınga edildi.

      Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) isimli partiyi 1983 yılında kuran kişisiniz ve ilk genel başkanısınız. O zamanlar partinin adı başkaydı.

     Asimile edilmiş bir Kürt olarak, ama aslında Kürt olduğunu dahi bilmeden, ömrünüzün yarısını Türk ırkçısı ve faşist bir ideolojinin peşinden heba ettiniz. O zihniyeti temsil eden cenahın zirvesindeydiniz, lideriydiniz.

     1986 yılına kadar böyle yaşadıktan sonra, o yılda sahih İslam’la tanıştınız. İslamî bilinçlenme ve derin tefekkürlerinizin ve sorgulamalarınızın neticesinde, gittiğiniz yolun yanlış olduğunu, ırkçılık olduğunu anladınız ve tevbe ettiniz.

     Tevbe ettikten sonra, kaleme aldığınız makale ve kitaplarda, verdiğiniz konferanslarda hep Kürtler’i savundunuz, hatta Kürdistan’ı savundunuz. Ve bunun için devletin hışmına uğradınız, hapis yattınız, zûlüm gördünüz.

     MHP’nin ve Ülkücü hareketin lideriyken tevbe edip bütün bu geçmişini “cahiliye dönemi” olarak nitelemek, yazı ve konuşmalarında göğsünü gere gere “Kürdistan” demek, “Türkistan, Arabistan nasıl ilahî bir hak ise, Kürdistan da öyledir” demek, “Kürt çocuklarına her sabah ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dedirtmek faşizmdir, ırkçılıktır” demek, “Kürtçe 2. resmî dil olmalıdır” demek, az bir olay değildir hakikaten.

     Düşünün ki Devlet Bahçeli yarın çıkıp bunları yapsın!? Yer yerinden oynar, değil mi? İşte sizin yaptığınız tam olarak buydu.

     Ben bunu her zaman için takdir etmişimdir ve hatta hayranlıkla karşılamışımdır. Ayrıca bunu çeşitli ortamlarda söz ve yazı ile ifade etmekten de imtina etmemişimdir. Şimdi bu yazıda olduğu gibi.

     Dediğim gibi Sevgili Pamak, insanların “papaz” olması veya “tevhîd ehli bir mü’mîn” olması, o kişiyle Allah arasında bir konudur. Biz insanları yaptıklarıyla, insanlık için ortaya koydukları erdemli tavır ve davranışlarıyla değerlendiriyor, sevgimizi bu ölçüye göre sunuyoruz.

     ■ “Sediyani, Asr-ı Saadet’te yaşasaydı, Ebu Talib hayranı olurdu. Veya Varaka bin Newfel hayranı. Haniflerin dostu olurdu. Ama Peygamber dostluğunu kaybederdi. Peygamberimiz’i seven, O’nun dostu olan hiç kimse, bir müşriği, bir Hristiyan’ı, bir papazı sevmiyordu, sevemezdi.”

     İlginç cümleler bunlar. Çok ilginç hem de.

     “Sediyani, Asr-ı Saadet’te yaşasaydı, Ebu Talib hayranı olurdu”; yüzde yüz doğru bir tespit. Bu isabetli değerlendirmenizden dolayı sizi yalnızca tebrik etmekle kalmıyor, ayrıca bana böyle büyük bir şerefi bahşettiğiniz için size can-ı gönülden teşekkür ediyorum. Ebu Talib hayranı olmak bir şereftir benim için. Ve ne mutlu bana ki, böyle bir şerefe nail görülüyorum. Gerçi siz bunu – güyâ – beni aşağılamak amacıyla yazmışsınız ama ben bilakis bunu bir övgü olarak kabul ediyorum.

     Benim bu hayranlık için illa o devirde yaşamam gerekmiyor, Sayın Pamak. Ben içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda da Ebu Talib hayranıyım zaten.

     1 milyarlık Sünnî dünyası gibi Ebu Süfyan hayranı olacağıma, Ebu Talib hayranı olmayı bin kat daha fazla tercih ederim.

     Sayın Pamak;

     Ebu Talib’i sevmeyi bu derece büyük bir “felâket” olarak lanse ettiğinize göre ve bunu bir tür “zillet” kabul ettiğinize göre, Ebu Talib’den çok nefret ediyor olmalısınız.

     Sebep?

     Anne babasını kaybedip yetim bir çocuk olduğunda yanına alıp Muhammed’e babalık yaptığı, peygamberlik geldikten sonra da Hz. Muhammed’i müşriklerin her türlü saldırı ve tehdidine karşı koruduğu için mi?

     Ebu Talib kimdir, biliyor musun? Ebu Talib’in kim olduğunu bilmediğin için nefret ediyorsan kötü, kim olduğunu bildiğin halde nefret ediyorsan daha kötü. İnşallah sen cahil birisindir, Sayın Pamak. Çünkü dediğim gibi, eğer cahil değilsen, cahil olmadığın halde Ebu Talib’e buğzediyorsan, bu çok daha kötü.

      Abdullah oğlu Muhammed, henüz annesinin karnındayken babasını kaybetmişti. 571 yılında Mekke’de doğdu. 6 yaşındayken annesi Âmine Hanım’ı da kaybetti. Yetim kaldı, anne babasız kaldı. Çocuğun velayetini, amcası Ebu Talib üzerine aldı.

     Amcası Ebu Talib, küçük yeğeni Muhammed’i evine aldı, ona hem annelik hem babalık yaptı. Büyüttü, besledi, eğitimini de verdi.

     Ebu Talib öylesine şefkatli bir babaydı ki, öz çocuklarıyla yeğeni Muhammed arasında hiçbir ayrım yapmıyordu. Hatta “emanet” olarak gördüğü için, Muhammed’i kendi çocuklarından bile daha titiz ve hassas bir şefkatle kucaklıyordu.

     Muhammed’i büyüten, besleyen ve eğitimini de veren Ebu Talib, 25 yaşında bir delikanlı olduğunda Muhammed’i Hatice Hanım ile evlendirdi, aile sahibi yaptı. Muhammed’in amcası Ebu Talib ve Hatice’nin amcaoğlu (ama yaşlı olduğu için “amca” derdi ona) râhib Varaka bin Newfel, hani şu senin beğenmediğin ve buğzettiğin Ebu Talib ve Varaka bin Newfel var ya, onlar yaptı bunu. Muhammed ile Hatice’nin düğününü yaptılar, evlendirdiler, aile sahibi ettiler.

     Muhammed 40 yaşına geldiğinde, Allah Tebareke ve Teâlâ O’na ilk vahiyleri göndermeye başladı.

     Peygamber olup İslam’ı tebliğ etmeye başladıktan sonra, Mekke müşriklerinin saldırılarına maruz kaldılar. Müşrikler mü’mînlere her türlü baskı ve şiddeti uyguluyor, Müslümanlar’a akıl almaz zûlümler yapıyorlardı.

     Peki, Muhammed Peygamber’i müşriklerin her türlü saldırı ve tehditlerine karşı koruyan kimdi? Canını ve hayatını Muhammed’e siper edip Muhammed’i koruyan kimdi? Ebu Talib.

     Şimdi… Senin inancına ve iddiâna göre, şayet ben bu Ebu Talib’i seversem, Peygamber (saw) bana kızar, küser ve benimle dostluğunu bitirir, öyle mi?

     Mehmet Pamak; iyi misin kardeşim? Sağlığın sıhhatin yerinde mi?

     Amacım gerçekten sana hakaret etmek değil. Büyüğümsün, sana hakaret etmek her şeyden önce aile terbiyeme uygun değil. Fakat bu satırları yazarken inan ki kendimi çok zor tutuyorum: Senin akıl sağlığın yerinde mi?

     Sen hasta mısın be adam, hasta mısın?

     Ebu Talib’i seversem Peygamber’in dostluğunu kaybederim, öyle mi? Hasta mısın?

     Ne söylediğinin farkında mısın? Senin inandığın peygamber böyle biri mi yani? Kendi kendisinin düşmanı mı? “Psikopat ve rûh hastası bir peygamber” profili çizdiğinin farkında mısın?

     O Ebu Talib ki; Hz. Muhammed (saw)’in amcası ve dünürüdür, Hz. Ali (as)’nin babasıdır, Hz. Fatımâ Zehra (sa)’nın kayınbabasıdır, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in dedesidir.

     Yaşadığın Ankara’da eminim ki pekçok cami ve Qur’ân kursu vardır. Bu Qur’ân kurslarında çocuklar okumaktadır. Herhangi bir Qur’ân kursuna git ve oradaki küçük çocuklara de ki, “Ebu Talib’i severseniz Peygamber’in sevgisini kaybedersiniz, dostluğunu kaybedersiniz”; inan bana o çocuklar bile sana gülerler!

     Ebu Talib (ra) vefât ettiğinde, Hz. Muhammed (saw) günlerce yas tuttu. Ebu Talib’in öldüğü 619 yılını Müslümanlar (Sahabeler) “Hüzün Yılı” ilân ettiler. Bunları biliyor muydun?

     Senin mantığına göre, Peygamber’in bütün sahabeleriyle dostluğunu bitirmesi gerekiyordu. Çünkü sahabeler Ebu Talib’i o kadar seviyorlardı ki, Ebu Talib’in vefat ettiği yılı “Hüzün Yılı” ilân ettiler. Senin inandığın Peygamber nasıl oldu da onlara küsmedi, darılmadı? Hayret!

     Ebu Talib olmasaydı, müşrikler Hz. Muhammed’i daha Mekke’deyken öldürürlerdi. Hicret diye birşey hiç yaşanmazdı belki de. Zira Ebu Talib olmasaydı, İslam daha Mekke’deyken tarih sahnesinden silinirdi ve kimsenin de böyle bir dînden haberi dahi olmazdı.

     Hz. Hatice (sa)’nin amcazâdesi ve Hristiyan bir râhib olan Varaka bin Newfel vefât ettiğinde, İslam peygamberi Hz. Muhammed günlerce yas tuttu, gecelerce gözyaşı döktü, sabahlara kadar ağladı. Vahiy bile kesildi yahu, anlıyor musun, vahiy bile kesildi! Varaka ölünce Muhammed üzüntüden günlerce kendine gelemedi, Allah 40 gün boyunca vahiy göndermedi. Bunları biliyor muydun?

     Şimdi ben bu iki insanı seversem, Peygamber bana küsecek ve dostluğunu bitirecek, öyle mi?

     Bu dîn nasıl bir dîndir, Mehmet Efendi? Bana şırınga etmeye çalıştığın bu dîn kimin dînidir? Çünkü Qur’ân-ı Kerîm’deki ve Peygamber Efendimiz’in hayatındaki dîne pek benzemiyor.

     Bu dîn, açık konuşayım, kurucularının Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye ve oğlu Yezid olduğu Emevî İslamı’na benziyor.

     Bana bu dîni anlatma, Sayın Pamak, lütfen bana bu dîni bir daha tebliğ etme. Çünkü Hristiyan olurum, Yahudî olurum, Hindu olurum, Budist olurum, Şintoist olurum, hatta Ateist olurum, ama Emevî İslamı’nı asla ve asla kabul etmem! Bu yaşıma kadar bu dîne imân etmedim ve bundan sonra da etmem.

     Hayatı boyunca Hz. Muhammed’i ve Sahabeler’i koruyan, müşriklerin her türlü saldırısına karşı kendini Peygamber’e siper eden Ebu Talib “müşrik”, “pislik”, “Cehennemlik”, fakat sırf kendi götünü kurtarmak için Müslüman olduğunu söyleyen Ebu Süfyan “Hazret-i”, “radiallahu anh”, öyle mi? Ben bu dîni, bu Saray İslamı’nı kabul etmedim ve etmeyeceğim, Mehmet Efendi, boşuna kendini yorma!

     Sizin bu Ebu Talib düşmanlığınızın altında yatan gerçek saik, 1500 yıldır kalbinizden söküp atamadığınız Ehl-i Beyt düşmanlığıdır, başka birşey değil. Peygamber’in ailesine karşı içinizdeki nefret ve düşmanlığı 1500 yıldır söküp atamadınız siz.

     Kerbelâ’dan başlayarak onlarca katliâm ve yüzlerce vahşete imza attığınız halde, yine de hıncınızı alamamışsınız.

     Sizin inandığınız ve savunduğunuz bu dînin kurucuları olan Emevîler, Kerbelâ’da Hz. Muhammed’in ailesini katlettikten sonra, “Bedir’de öldürülen akrabalarımızın intikamını aldık” demişlerdi. Almışsınız işte intikamınızı, daha hâlâ neyin dâvâsını güdüyorsunuz? Bitmedi mi Peygamber’e ve ailesine karşı kin ve nefretiniz?

     Ebu Süfyan’larınızı, Muaviye’lerinizi, Yezid’lerinizi, Buharî’lerinizi ve Tirmizî Mirmizî’lerinizi, Haccac’larınızı, Yavuz’larınızı, Suudî ve Katar’larınızı alıp da gidin ve düşün yakamızdan!

     Yetim bir çocuk iken Hz. Muhammed’i evine alıp ona babalık yapan, büyüten, hayatı boyunca Hz. Muhammed’i ve Sahabeler’i koruyan, müşriklerin her türlü saldırısına karşı kendini Peygamber’e siper eden Ebu Talib’e “müşrik”, “pislik”, “Cehennemlik” diyen, ve fakat öte yandan, hayatı boyunca Hz. Muhammed’e ve pâk ashâbına her türlü zûlüm ve işkenceleri yapan, İslam’a en büyük düşmanlığı yapan, en sonunda nihaî olarak yenilgiye uğrayınca da kendi götünü kurtarmak için Müslüman olduğunu söyleyen Ebu Süfyan’a ise “Hazret-i”, “radiallahu anh” diyen bir dîni benim kabul etmem mümkün değil, Mehmet Efendi, boşuna kendini yorma!

     Bir de benim için diyorsun ki, “Haniflerin dostu olurdu.” Güyâ bunu benim yanlış bir çizgide olduğumu anlatmak için söylüyorsun. Halbuki bana iltifat etmiş ve beni ihyâ etmişsin, ama farkında değilsin.

     Ben hangi çağda ve hangi yüzyılda yaşarsam yaşayayım, ayrıca hangi coğrafyada ve hangi toplumda olursam olayım, haniflerin dostu olurum, Sayın Pamak. Ne yani, yobazların ve bağnazların mı dostu olayım?

     Hanif olmadıktan sonra, hangi dîne mensup olduğunun pek bir önemi yoktur, Sayın Pamak. Hanif olmadıktan sonra, Müslüman olmuşsun neye yarar? Ona bakarsan, IŞİD de Müslüman, El Kaide de Müslüman, Taliban da Müslüman. Hanif olmadıktan sonra, neye yarar?

     Yine diyorsun ki, “Peygamberimiz’i seven, O’nun dostu olan hiç kimse, bir müşriği, bir Hristiyan’ı, bir papazı sevmiyordu, sevemezdi.” Bilmeden, düşünmeden yazmışsın işte yine.

     Hristiyan bir râhib olan Varaka bin Newfel örneğini az önce verdim. Ama sadece O da değil.

     Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (saw), bir Hristiyan olan Habeşistan Kralı Necaşî’yi çok seviyordu. Hatta o kadar seviyor ve itimad ediyordu ki, Mekke müşriklerinin baskı ve zûlümleri katlanarak artınca, kendisine imân eden Müslümanlar’ı Necaşî’ye gönderdi, Necaşî’ye emanet etti. Gönderdiği Müslümanlar aracılığıyla Hristiyan Kral Necaşî’ye “en kalbî selamlarını” da göndererek.

     ■ “Bir mü’min, sevdiğini Allah için sever, düşman olduğuna da Allah için düşman olur. Kur’an: ‘Ey imân edenler! Yahudî ve Hristiyanlar’ı dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.’ (Mâide, 51)”

     Âyet-i kerîmeyi yanlış çevirmişsin. Veya kasıtlı olarak böyle anlamak istemişsin.

     Bir kere âyette “dost edinmeyin” demiyor, “evliyâ edinmeyin” diyor. Yani “veliler edinmeyin” diyor.

     Maide sûresi 51. âyetinin Arapça orijinali şu şekilde:

     “Yâ eyyuhellezîne âmenu! Lâ tettexiz’ul- Yehude we’n- Nasere ewliyâe ba’duhum ewliyâu ba’din.” (Ey imân edenler! Yahudîler’i ve Hristiyanlar’ı evliyâ edinmeyin.)

     Birilerini “dost” (arkadaş) edinmekle “veli” (evliyâ) edinmek çok farklı şeylerdir.

     Sayın Pamak;

     Ben 44 yaşındayım. Bugüne dek 3 ayrı ülkede yaşadım: Türkiye, Almanya ve Türkmenistan.

     Ömrümün yarısından fazlası Almanya’da geçti (çocukluğumdaki 3 yılı da sayarsam tam 25 yıl) ve hâlâ Almanya’da yaşıyorum. Almanya Hristiyan bir ülke.

     Yaşadığım ve Hristiyan bir ülke olan Almanya’da pekçok Hristiyan, Yahudî, Hindu, Budist ve Ateist komşularım, arkadaşlarım, iş arkadaşlarım, okul arkadaşlarım, tanıdıklarım var.

     Eğer âyet senin anladığın mânâdaysa, ben bu ülkede nasıl yaşayacağım? Ve benim durumumda olan, Hristiyan veya diğer dînlerden ülkelerde yaşayan milyonlarca Müslüman var. Onlar ne yapsın? Hepimiz yaşadığımız ülkeleri terk mi edelim?

     Örneğin benim İtalyan komşularım evime çay içmeye gelirse, onlara “Hooop, durun bakalım! Allah bana, sizinle dost olmayı yasaklamıştır. De haydi şimdi kapımdan sıttır olun gidin! Sizi gidi kâfirler sizi…” mi diyeyim?

     Ya da yaşadığım kasabadaki çok yakın kanka olduğumuz İspanyol arkadaşım, bir gün gelip de bana, “Yau İbo, bütün gün evde oturup yazı yazmaktan sıkılmadın mı? Oğlum, gel bu akşam biz birkaç arkadaş eğlenmeye gideceğiz. Frankfurt’ta güzel bir café var, oraya gideceğiz; gel sen de bize takıl. Hem bakarsın orda güzel kızlarla tanışırız” derse, ona “Hooop, dur bakalım! Bir kere Allah bana sizinle arkadaş olmayı yasaklamıştır. Sizler sonsuza kadar Cehennem’de cayır cayır yanacaksınız. Ben ise altından ırmaklar akan Cennet’e gideceğim, orda bir sürü hurilerim olacak. Cennet’te bütün gün hurilerle evcilik oynayacağız, beştaş oynayacağız, ‘İsim – Şehir’ oyunu oynayacağız. Sakın haa, bir daha bana böyle arkadaşça yaklaşmayın, sizinle arkadaş olamam çünkü siz kafirsiniz, müşriksiniz, pisliksiniz” mi diyeyim?

     Beni geçelim, sana gelelim Mehmet abi, sana gelelim…

     Şimdi sana bir soru soracağım. Bu soruyu tüm içtenliğimle soruyorum ve senden de hiç lafı eğip bükmeden, o tarafa bu tarafa kıvırmadan, bu soruma dürüstçe ve yüreklice cevap vermeni istiyorum:

     Sen ki, Yahudîler’i ve Hristiyanlar’ı bırakın “veli” edinmeyi, onları “dost” edinmeyi bile sapıklık ve “dînden çıkma” olarak görüyorsun. Öyle mi? Öyle.

     Peki, Türkiye’de İslamî değerlere ve Müslümanlar’ın inançlarına her türlü ağır baskı ve zûlümlerin yaşatıldığı 28 Şubat sürecinde sen neden herhangi bir Müslüman ülkeye değil de, Hristiyan bir ülke olan Almanya’ya sığındın?

     28 Şubat sürecinde Türk devleti sana o baskı ve zûlümleri yaptığında, neden dünyada 50 küsûr Müslüman ülke olduğu halde sen onlardan birine hicret etmedin, gittin Hristiyan bir ülkeye hicret ettin?

     Sen ki, Yahudîler’i ve Hristiyanlar’ı bırakın “veli” edinmeyi, onları “dost” edinmeyi bile sapıklık ve “dînden çıkma” olarak görüyorsun. Öyleyse 28 Şubat devletinden kaçarken, neden gelip de bu Hristiyanlar’ı “veli” edindin?

     Neden?

     Senden bu soruma dürüstçe ve yüreklice cevap vermeni istiyorum.

     ■ “Allah’ı gerçek anlamda ‘tek dost’ kabul eden, hiç O’nun pislik dediği, hayvandan daha aşağı olarak değerlendirdiği, yeryüzünde debelenen varlıkların en şerlisi olarak ifade ettiği bir kâfiri sevebilir mi?”

     İnsan ne diyeceğini bilemiyor gerçekten…

     Üzerinde yaşadığımız gezegenin nüfûsu, takriben 6 milyar kadar. Bunun sadece 1, 5 milyarı Müslüman.

     Gerçi bu 1, 5 milyar Müslüman’ın en az 1, 4 milyarı da Mehmet Pamak’ın nazarında “Müslüman” kategorisine girmiyor ama (Pamak’ı yakından tanıdığım için biliyorum bunu), biz yine de kimliğinde “Dîni: İslam” yazan herkesi Müslüman kabul edelim.

     Geriye kalıyor 4, 5 milyar insan. Yani şu anda dünya üzerinde yaşayan 4, 5 milyar insanın dîni İslam değil. Başka dînlere inanıyorlar veya hiç inanmıyorlar.

     Sana çok net bir soru soracağım, Mehmet abi. Açık ve gayet anlaşılır bir dille soracağım. Senden aynı açıklıkta ve anlaşılır bir dille cevap bekliyorum:

     Dünyadaki 4, 5 milyar insanı “pislik” olarak mı görüyorsun?

     ■ “İctihadî yorumlar ve göreceli doğrular, grup taassubundan dolayı mutlak doğru kabul edilip farklı Müslümanlar’a düşmanca tavırlar, şiddetli eleştiriler, hatta haksız tekfirler ve onlarla dostluğa tenezzül etmemeye varan bağnazlıklar sergilenebiliyor.”

     Bravo… Bu muhteşem tespitleriniz için sizi tebrik ediyorum, Sayın Pamak.

     Bir insan, kendi yaptıklarını ancak bu kadar net ve güzel bir biçimde yazıya dökebilir. Bir insan ancak bu kadar güzel itiraf edebilir.

     “İctihadî yorumlar ve göreceli doğrular, grup taassubundan dolayı mutlak doğru kabul edilip farklı Müslümanlar’a düşmanca tavırlar” demişsin. Aynısını sen yaptın mı? Yaptın.

     Göreceli doğrularını mutlak doğru kabul edip, senden farklı bir Müslüman olan bana düşmanca tavırlar sergiledin. Yaptın mı bunu? Yaptın.

     “Şiddetli eleştiriler” demişsin. Aynısını sen yaptın mı? Yaptın. Kutub-i Sitte kalınlığındaki yorumların, yazılarımın altında duruyor.

     “Hatta haksız tekfirler” demişsin. Aynısını sen yaptın mı? Yaptın. Beni tekfir ettin ve hatta Cehennem’e attın.

     “Onlarla dostluğa tenezzül etmemeye varan bağnazlıklar” demişsin. Aynısını sen yaptın mı? Yaptın. Sırf senden farklı düşünüyorum diye bana attığın “Seninle dostluğumu ve kardeşliğimi bitiriyorum, seninle ilişkimi bitiriyorum” şeklindeki maillerin hâlâ mail adresimde duruyor.

     E be mübarek adam, bütün bunları en başta sen kendin yapıyorsan, kimi ve niçin eleştiriyorsun?

     Bu kadar kötü şeylerse bu sıraladıkların, yapma o zaman.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     26 OCAK 2017

mehmet pamak cevaplar

 

4652 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

38 Cevap Mehmet Pamak’ın İtham ve Hakaretlerine Cevap

  1. Cafer Emre dedi ki:

    “Ebu Talib olmasaydı, müşrikler Hz. Muhammed’i daha Mekke’deyken öldürürlerdi. Hicret diye birşey hiç yaşanmazdı belki de. Zira Ebu Talib olmasaydı, İslam daha Mekke’deyken tarih sahnesinden silinirdi ve kimsenin de böyle bir dînden haberi dahi olmazdı.”

    İyi güzel yazdın abi, burası sanki karşı tarafı hazmedemediğin için yanlış gibi, zira Allah’ın peygamberini Allah koruyordu. Ama Ebu Talib bizim için önemli.

  2. Hasan dedi ki:

    Desté té sax be. …

  3. Molla Xarezmî dedi ki:

    Maide suresi 57. ayette bu dost edinmemesi gerekenlerin özellikleri verilmiş zaten. Pamak vb Kur’an’ı bütünsel okuyabilseler keşke.

    Hem de aynı sayfada. Biri en üstte diğeri aşağıda. “Üst” ayeti görüp aşağıdakini gör(e)memek geleneğin “üst”ünlüğü demek…

  4. Mahmut dedi ki:

    Bence Sn. Pamak’ın bu ayrıştırmacı dili Türk milliyetçiliği yaptığı eski günlerinden kalma bir huy.

  5. Ferman Çürükkaya dedi ki:

    Güzel ama çok uzun bir cevap.

  6. Halit Kanat dedi ki:

    Öyle gerekiyordu belki. Uzun da olsa okudum.

  7. Murat Güngör dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık…

  8. Fuat Samsa dedi ki:

    Yüreğine, ellerine sağlık. Bu saatte hepsini okuyamadım. Yarın hepsini dikkatli bir şekilde okuyacağım.

    Mehmet Pamak, bu toplumda her rüzgarın önünde rahatlıkla savrulabilen kişiliklerden. Herşeyi doğru bildiğini zannediyor. Ülkücülük, İrancılık ve şimdi de Selefilik zeminlerinden hiçbir zaman makul olmadı ve insanların ne dediğine bakmadı. Hep kendi doğrusu oldu ve dolayısıyla içinden geldiği ırkçı ekolün zihinsel zehirlenmesiyle Kürt meselesine baktı. Ve bunu iddia ediyorum ırkçılık ile Kürtler’in diğer insanlar gibi haklarının olabileceği konusunu birbirinden ayırt edemeyecek kadar hakikatten uzaktır. Sadece Kürtler sözkonusu olduğu zaman Ümmet, kardeşlik aklına geliyordur.

  9. Sabiha Ateş Alpat dedi ki:

    Çok üzüldüm… Bu ne haldir böyle. Mekke’den selamlar.

  10. Sıdkı Zilan dedi ki:

    İbrahim Sediyani; yüreği insan ve tabiat sevgisiyle dolu; tek kusuru, sigara bağımlılığı.

    Biliyorum IŞİD’e inat diye içiyorsun ama inatla olmaz; IŞİD’in tek bir doğrusu var o da sigaraya karşı olmasıdır.

    Mehmet Bey sizi ve bizi sevdiği için; Cehennem’de yanmamıza üzülüyor, hidayetimiz karardığı için gerçeği göremiyoruz. Mehmet Bey haklıdır!

  11. Nedim Çiftçi dedi ki:

    Uzuuun zamandır bu kadar eğlenerek okuduğum bir yazı olmamıştı. Özellikle kafeye davet edebilecek İspanyol dostun, Pardon tövbe tövbe gavur ile rastlama ihtimalin olabilecek Kız mevzusu ve tirmizi mirmizi yıktı gülmekten ben… eline sağlık yine ve yeniden…

  12. Ahmet Kaya dedi ki:

    İbrahim enerjini bunlara harcama değmez. Bunlar alışmış hep akıl veren olmaya. Kıt akıllarıyla ahkam kesiyorlar. Bunlar için tek satır yazmaya bile değmez. Kendi kendilerini tüketiyorlar zaten.

  13. Dr. BÉKES dedi ki:

    Kelimesi kelimesine okudum ve çok beğendim. Ellinize sağlık, yerinde tespitler.

  14. Servet karadaş dedi ki:

    Mehmet pamak’a bakınca aklıyla zehirlenmiş samimi bir müslüman görüyorum. Oysa bilmeliki, hakikat pınarına su taşımak, mensubu olduğu din ile değil dinlerin özünü kavrayarak gerçekleşir. Mehmet pamak’a tavsiyem; kendisinden kurtulsun..

  15. Hüseyin Turhallı dedi ki:

    Bazen uyurken bile sigara içme hissiyatı duyar ve uykumu bölüp uyanır, sessizce mutfağın yolunu tutarım. Sigara ziftlendikten sonra da mis gibi köy yoğurdunu panzehir niyetine yerim.

    Ama bu gece yoğurt niyetine İbrahim Sediyani’nin bu muhteşem yazısını panzehir olarak aldım ruhuma.

    Yüreğimde İbrâhim ağabey tarafından bir putun daha kırılması gönül rahatlığıyla uyuyabilirim şimdi.

  16. Kadir Bal dedi ki:

    Diline, yüreğine sağlık.

    Sayın Hz. Pamak (ra); bu yazı yıllardır ektiğin Hükmullahist faşizme bir insanî, Müslümanca tepkidir. Hakkındır. Vesselam.

  17. Mücahit Özmen dedi ki:

    Haklı olduğunuz çok noktalar olmakla beraber;
    Bazen sizler de hissi davranmaşsınız ve haksız duruma düşmüşsünüz…Yine de kawli leyyin ve anlayışlı olmak en iyisi…

  18. Abdullah mevlam dedi ki:

    Yaw arkadaş herkesi kendiniz gibi görmeyin kapitalist düzende modern köle kardeşlerinizi de hatırlayın istifade edeyim derken inanın ömür bitiren yazılarınızın ve sizlerin baş düşmanı kesiliyorum yeter bu çekişmeleriniz uzun uzun yazmalarınız ĕdı bese kısa kısa yaz ki bişey alalım bu hayattan

  19. Abdurrahman İbrahimoğlu dedi ki:

    Mürekkebe yazıktır değmez. Tewla k. dirêjke

  20. Ömer Faruk G. dedi ki:

    yazını okudum eline sağlık
    bu bağnazlığa karşı tüm sabrını toplayıp cevap verdiğin için tebrikler
    yalnız bazı noktalarda çok kızmışsın ve yaşça bizden büyük Pamak’ı
    küçük düşürücü ifadeler kullanmışsın, keşke kendini tutsaydın,
    kullanmasaydın

    bu adamlar bu din için bir felaketmiş, bizi de peşlerinden
    sürüklemişler, onun uzun yazılarını çok okumuştum, neyse ki çok
    geçmeden uyandım,
    bu kafa yapısı dini ne kadar mahvediyor, haberleri yok, en şuurlu
    bildiğim müslümanlar bile gayet muhafazakar şekilde senin gibi benim
    de tepeme dikilmiş durumda

    bu arada Çürükkaya’yı çok iyi tanımıyorum, kendisi hakkında biraz daha
    bilgi verebilir misin, sadece yaralandıktan sonra onu tanımıştım,
    şehit olduğunda üzülmüştüm

    sonuçta yazıyı iyi ki yazmışsın
    asıl derdimiz bu dincilerle maalesef İbrahim kardeşim
    Selamlar

  21. Mustafa Tosun dedi ki:

    Büyüklerimizin en büyük hatası küçüklerinin büyüdüklerini görememek.. Haklı olabilirler ama bu hata her şeyi berbat ediyor.

  22. Fuat Samsa dedi ki:

    Yazınızı okudum. Yüreğinize sağlık. Sahada renkten renge girdiğinin bile farkında olmayan bu tip adamlara bazen ağızlarının payı verilmelidir.

    Birkaç nokta aklıma takıldı:

    1 – Kürt ve Kürdistan meselesinden dolayı tutuklanıp, hapis yattığını ilk defa duydum. Bunun Malatyalı Abdulhamit Turgut ile bir ilgisi olması lazım. O ülkücü saftayken Abdulhamit’in konuşmalarından etkilenip bir süre onun yanında durmuştu.

    2 – MHP değil de MÇP olmalıydı. Çünkü Türkeş’in itirazlarına rağmen kapanan MHP yerine kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi’nin ilk genel başkanı olmuştu.

    3 – Selefilik’ten tekfirciliğe terfi etmişe benziyor. Zannedersem IŞİD konusunda olumlu düşünceleri var ve IŞİD’in bir İslam devleti kuracağını zannetmiş olabilir. Bildiğiniz gibi uzun zaman Hamza’nın kuyruğuydu. Onun zehirlemesinin neticesinde bu noktaya savrulmuştur diye düşünüyorum.

    4 – Rivayet zinciri içerisinde bugüne ulaşan ne kadar yalan varsa ona inanarak muvvahid olduğunu zannediyor. İnandığı hurafe ve uydurulmuş saltanan dininin Müslümanlar’a ne zulümlere sebep olduğunu göremeyecek kadar kafasını kuma gömmüş. Gerçekten çok hayallerine, ütopyalarına veya kendisine visiltiyla gelen hurafelerine inanmayı tercih ediyor.

    5 – Ailesinin Zilan Katliamı’nda katledilmesi onu çok ilgilendirmiyor. Çünkü o Kaf Dağı’ndaki hayalleriyle oyalanıyor. Asimile olmanın kişiliksizleşen zemininde bir türlü istikrar bulamadığına inanıyorum. Daldan dala konuyur. Her uğradığı uğrakta da en uç noktada olmayı tercih ediyor. Sorgusuz sualsiz teslim olduğu çevrelerin etkisinden kurtulunca kendisine yeni bir uç nokta arıyor. Hayatında hayra hizmet eden tek bir gün söylesin. Gencecik çocukların zihnine IŞİD vari düşünceler empoze etmeyi hizmet olarak görüyor her halde. (…) Dua ediyorum.

  23. Mustafa Aydın dedi ki:

    Cennet’i garantilemiş (!) olan Mehmet PAMAK ile Cehennem’e gidecek (!) olan İbrahim SEDİYANİ’nin hayat öykülerinin karşılaştırması:

    CENNET’İ GARANTİLEMİŞ (!) OLAN MEHMET PAMAK

    – Ömrünün yarısını ırkçı ve faşist MHP zihniyetiyle geçirdi

    – Ömrünün diğer yarısını da IŞİD vari tekfirci, selefi zihniyetle geçiriyor

    – (…)

    CEHENNEM’E GİDECEK (!) OLAN İBRAHİM SEDİYANİ

    – Kürdistan ve Lazistan’ı 2 yıl boyunca ilçe ilçe gezerek isimleri değişmiş köy ve şehirlerin eski gerçek isimlerini Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir çalışmada toplayan kişi

    – 2005 Pakistan Keşmir’deki depremde bütün mal varlığını Keşmir’deki depremzedelere bağışladı. Tek başına Pakistan’a giderek deprem bölgesine kamyonlar dolusu yardım götürdü. Kendi imkanlarıyla.

    – 6 kitap ve 9 cilt Seyahatname yazdı. Dünya ülkelerini evlerimizin içine getirdi.

    – Dünyanın uzak farklı ülkelerindeki, Asya, Avrupa ve Afrika’daki Kürt izlerini araştırıp ortaya çıkardı.

    – Mavi Marmara gazisi. Gazze halkı için İsrail hapishanelerinde yattı.

    – İslami camianın pek aşina olmadığı ve uzak olduğu, Çevre Bilinci, Ekoloji ve Hayvan Hakları konularında çalışmalar yapıyor, yazılar yazıyor ve Müslümanların bu konuda duyarlılığını sağlıyor.

    – 2011 Ramazan ayında Somali’deki açlık ve kuraklık olunca Türkiye’de yardım kampanyaları düzenledi. STKları harekete geçirdi. Bununla kalmadı ve Somali’ye gidip açlık çeken mültecilere insani yardım götürdü. Kenya’daki bir Hristiyan, Sediyani’nin fikirlerinden etkilenerek Müslüman oldu.

    – 2012 Arakan’daki katliamı dünyaya ve Türkiye’ye ilk duyuran gazeteci. Arakan sorununu Türkiye’de tanıtan ve öğreten kişidir. Rohingya hakkında onlarca akademik çalışma yaptı.

    – Kürt tarihinin ve Kürtçe edebiyatın ilk çizgi çocuk kahramanını yaratan kişidir. Güldexin çocukların sevgilisi oldu. İlk okula giden hangi Kürt çocuğuna sorsan Güldexin’i bilir.

    – Şeyh Said Kıyamı hakkında bu güne dek Türkiye’deki en derli toplu, en geniş ve en akademik kitabı yazan kişidir. 2 cilt, 750 sayfa.

    – Malcolm X denince akla ilk gelen kişi Sediyani’dir. Sediyani denince akla ilk gelen kişi de Malcolm X’tir.

    – Türkiye ile Senegal arasında dostluk ve kardeşlik köprüsü kurmak için Türkiye-Senegal Derneği’ni (USEBAD) kurdu.

    – Adalet Zemini’nin fikir babası da odur. İbrahim Sediyani ve Ömer Faruk Gergerlioğlu, 2012 yılında Mazlum-Der Kürt Forumu’ndan sonra Kocaeli’de aynı evde buluşup bu fikri ürettiler. Yıllar süren çalışma neticesinde bu fikir hayata dönüştü.

    Eskiler ne güzel demiş, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”…

    Sediyani’nin yaptıklarını ve kim olduğunu bütün Türkiye biliyor. Türk, Kürt, İslamcı, Solcu’su herkes biliyor ve seviyor.

    Böyle bir adamı Mehmet Pamak, Hamza Türkmen, Rıdvan Kaya gibi adamlar her gittikleri ortamda çekiştiriyorlar, gençlere Sediyani’yi kötülüyorlar. Gençlerin beynini zehirliyorlar. Yuh diyorum yuh…

  24. mehmet özkan dedi ki:

    sediyani beni neden engelledin tw de

  25. Filiz Cb dedi ki:

    Güzel yazı. Cevaplar doyurucu da şu Cennet’te hurilerle isim şehir, beştaş falan olmamış :)) Abi ne biçim fantazi bunlar yaa 🙂

  26. Yıldırım Bulut dedi ki:

    Bize ne kardesim sizin birbinizi itham etmenizden.varsa bir derdiniz adam gibi oturur ksrsilikli konusyrsunuz, olmadimi bilirkisi, akli selim bulursunuz hakemlik yapar. Yememissiniz, icmemissiniz birbirinize laf yetistirmissiniz.bide utanmadan muslumanlari taraf olmaya calusiyorsunuz.vallahi bilahi muslumanlarin derdi sizin tavan yapmis egolarinizdan onemli.kendize gelin.kucuk kucuklugunu bilecek buyukte buyuklugunu.edebiyat yapip alttan calismayin.sizin ugrasilariniz ve gundeme sokmsya calustiklariniz bos isler.muslumanlarin gozunde deger kaybedip daha fazla kuculmeyin.bu muhabbete bir son verin.

  27. omr_frk dedi ki:

    sediyani ağabey sana selam..

  28. Uğur Baş dedi ki:

    Sevgili Sediyani, sadece cevap vermeyip aynı zamanda yazınla onurlu ve erdemli muvahhid bir Müslüman’ın bakması gereken pencere ile, Cennet’e girip kapıyı içerden kilitleyip kendi gibi düşünmeyen herkesi dışarda bırakan, klasik Sünnî anlayışın zihniyetini ortaya döküp, karşılaştırıp düşünmeye sevk etmişsin. Mehmet abi üzdü bizi. Can sağlığı olsun ne diyek.

  29. Senar dedi ki:

    Aklını kuran ve Sünnetin önüne gecinenlerdensiniz. Mantık yürütme %1000.
    Mehmet pamakin yanlışları olduğu gibi seninde yanlışların var. Ebu talip konusunda acayip yanilmissin.çünkü iman etmeyenlerin amelleri ne kadar güzel olsa bile cennete girmeyecekler ve amelleri boşa gidecegini söyleyen Allahtir.xweda teâlâ Hidayet nısip bıle. Amin.emanet xweda teâlâ. Şemdinli’den senar.

  30. Hulya D.Cetinbag dedi ki:

    Saygimdan cevap vermedim diyor fakat saygisizligin zirvesinde bir uslup kullanmissiniz
    Bir zamanlar gercek bir dost oldugunuzu hatirliyorum! Neyi paylasamiyoruz anlamadim
    Naslar bellidir yoruma hacet yok…
    Tarafgirtlik yapam yorumcularin uslubunu saygisizca buldum

  31. Abdullah Cengiz Taşkaya dedi ki:

    Sayın İbrahim Sediyani, vallahi ben bu meselenin içeriğini çok iyi biliyorum. Bu sana hiç yakışmadı. Mehmet Pamak seni öz evladı gibi seven biridir. Söyledikleri seylerde kesinlikle haklıydı. Ama sen burda çoğu şeyi saptırmışsın. Mehmet Pamak seni evladı gibi görüp senin çizginden (tevhidi çizgi) sapmandan korktuğu için sana nasihatler edip uyarmak istedi. Ama sen bu nasihatlari burda sana hakaret etmiş gibi lanse ettin. Meselenin içerigini bilmeyen kardeşler de bu dediklerine hemen inandilar. Sana inanan kardeşlere tavsiye ederim ki Mehmet Pamak’ı da dinlesinler. Ve Maide suresi 8. ayet ve Al-i İmran suresi 135. ayeti lütfen ama lütfen Allah rızası için defalarca okuyup düşünün. Allah rızası için nefsî düşunüp nefsî hareket etmeyelim. Selam ve dua ile. Abdullah Cengiz Taşkaya

  32. İlyas Metin dedi ki:

    Buraya taşıman hiç uygun olmamış.

  33. İbrahim Sediyani dedi ki:

    – ANLAŞILMAMIŞ BİRKAÇ HUSUS VAR GALİBA –

    İLYAS METİN’E

    İlyas Bey; bu yazı Pamak’ın özelime yazdığı maillere cevap değildir, siteye herkesin okuması için yazdığı yorumlara cevaptır. Bunu yazının girişinde belirtmişim ve hangi yazılar olduğunu da söylemişim. Zahmet edip o yazıların altına bakarsanız, Mehmet Pamak’ın herkese açık olan yorumlarını görürsünüz. Ayrıca bu yorumlar üzerine “fırsat bu fırsat” deyip kaleme sarılmış da değilim, bilakis sabredip sabredip, sonunda boğazıma kadar geldikten sonra yazıyı yazmak mecburiyetinde kaldım.

    Neyi nereye taşımışım Allah aşkına? Mehmet Pamak zaten bu ithamlarını yorum olarak Sediyani Haber’e yazıyor. Herkesin okuması için alenî olarak bu siteye yazıyor, sitenin takipçileri de okudular onları. Ben de aynı sitede o ithamlara cevap veriyorum. O’nun yorumlarının altına uzun bir yorum olarak bırakmak yerine ayrı bir köşe yazısı olarak kaleme aldım.

    Mehmet Pamak’ın özel sohbetimizde sadece benim yüzüme karşı yaptığı eleştirileri burada ifşâ etmemişim ki. Pamak’ın herkes okusun diye alenî olarak Sediyani Haber’de yaptığı yorumlardaki ithamlarına cevap vermişim. Hem de aynı sitede. Burda anormal veya “hiç uygun olmadı” olan ne?

    ABDULLAH CENGİZ TAŞKAYA’YA

    Abdullah Bey; Mehmet Pamak’ın beni evlâdı gibi sevdiğini biliyorum. Bizim kuşağın içinde en çok beni sever; bunu yakînen biliyorum. Ben de kendisini severim. Sevmesem, söyledikleri bu kadar zoruma gider mi?

    Ancak birini sevmek, onun sevdiklerine en azından saygılı olmayı gerektirir. Hiçbir normal insan, sevdiği bir insanın sevdiklerine “pislik”, “Cehennemlik”, “hayvandan daha aşağı” diyerek hakaret etmez.

    Hilarion Capucci ve Sait Çürükkaya nasıl ki benim dostlarım, büyüklerim idilerse, Mehmet Pamak da aynı şekilde dostum, büyüğümdür. Şayet bir gün (Allah kendisine uzun ömürler versin) Mehmet Pamak vefât ederse ve birileri de ölümünden sonra O’nun için “pislik”, “Cehennemlik”, “hayvandan daha aşağı” diyerek hakaret ederse, bu durum beni aynı şekilde üzer, kızdırır ve tepkim de aynı olur.

    Mehmet Pamak beni hâlâ seviyorsa, beni bu kadar incittiği için nedamet duymalıdır.

    SENAR’A

    Senar Bey (veya Hanım); “İmân etmeyenlerin amelleri ne kadar güzel olsa bile Cennet’e girmeyecekler ve amellerinin boşa gideceğini söyleyen Allah’tır” demişsiniz.

    Anne babanız sizi Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde doğurduğu için çok şanslı olmalısınız. Zirâ tamamen coğrafî bir tesadüf sayesinde Müslüman’sınız ve bu bilgilere sahipsiniz.

    Merak ediyorum; acaba İzlanda’daki Hristiyan bir köylü ailenin çocuğu olarak dünyaya gelseydin ya da Hindistan’daki Hindu bir ailenin çocuğu olarak doğsaydın, savunduğun şeylerden haberin dahi olur muydu? İmân ettiğin şeylerden haberin dahi olur muydu?

    MUSTAFA AYDIN’A

    Mustafa Bey; herkes kendine yakışanı yapar. O bahsettiğin kişiler de kendine yakışanı yapıyorlar.

  34. O. Durgun dedi ki:

    Pamak hocayı Allah rızası için severiz.
    Ben şahsen, bir yerde bir husumet/tartışma/anlaşamamazlık vs. gibi bir durum varsa, 2 tarafında hatalı olduğuna inanırım, zira beşer hatadan münezzeh değildir. Kendinizce hakarete uğrayıp cevap verme hakkınızı kullanmışsınız, yaptığınız aradaki uyuşmazlığı dahada ileriye götürmek ve Pamak hocayı tanımayanlarca hakkında ileri geri ahlaksızca tanıtılması zemin oluşturmuş, Sediyani’ye belki kendisini savunma hareketi kısmen mazur görülebilir, lâkin 2 tarafıda yeterince tanımadan yıkıcı ithamlarda bulunmak Müslümanca bir bakış olmasa gerek….

  35. ayetullah aşıti dedi ki:

    çook harika bir yazı ama ginede keşke isim vermeden yazsaydın.

  36. Reber Amedi dedi ki:

    Yüreğine sağlik hevalé İbrahim. Tu her hébî

  37. Dengé mislimanén Kurd dedi ki:

    İbrahim peygamberimiz nemrud’un en büyük putlarını kırmaya başlayarak o’nu helak’a yollayacak kadar öfkelendirmişti.

  38. Mehmet Furkan dedi ki:

    Ibrahim Sediyani bey, senin yazini okudum ve bu veileyle mehmet pamakın sayfasına girip onun yazisinida okudum.
    rabbimiz hucurat süresinde:
    Allah ve Resulünün önüne geçmeyin. Allah”a itaatsizlikten sakının. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.” (Hucurat / 1). Sen yazinin cogunda mantik yürütüyorsun,
    yazdiklarin coguda vahye ters. fettullah gülen gibi, Allaha sirk koşan insanlari bile cennete gönderiyorsun. kendi düsüncelerini Allah ve resülünün önüne atiyorsun. Karsı tarafi okudum,o hevasindan konusmuyor,ayetlere dayaniyor. Ve kesinlikle onun yazısında sizin yazdığıniz hakaretler yok.
    Allah düsmani cumhuriyet gazetesi bile seni övüyor. Bu seni biraz düsündürsün. Yakinda bütün devrimci ateist-komünist ölülerede Şehit dersin-TC gibi.Yazında dini kavramları tahrif etme ve iftiralar var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir