Obama’nın Mau Mau Direnişçisi Olan Müslüman Dedesi ve Ninesi

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Liderliğini Dedan Kimathi (1920 – 57), Musa Mwariama (1928 – 89), Waruhiu Itote (1922 – 93) ve Stanley Mathenge (1919 – halen hayatta)’nin yaptığı Mau Mau Direnişi, dört yıllık onurlu bir mücadeleden sonra 1956 yılında tamamen bastırılır.

     Mau Mau lideri Dedan Kimathi, 21 Ekim 1956 tarihinde Nyeri kenti yakınlarındaki bir ormanda yakalanır. Düşmana esir düşer, 36 yaşındaki bu genç devrim önderi. O’nun yakalanmasıyla, tarihe hakikaten “şanlı bir destan” olarak geçen ve dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bu “orman savaşı” sona erer.

     Dedan Kimathi, hânımı Wambui Kimathi ile birlikte tutuklanıp demir parmaklıklar ardına hapsedilir.

     Mau Mau direnişinin lideri Dedan Kimathi, sömürge rejimi mâhkemesi tarafından İDAM cezasına çarptırılır.

     Kimathi için idam kararı veren mâhkemenin başkanı, Kenneth Kennedy O’Connor (1896 – 1985) idi. Mâhkeme kendisi için idam kararı verdiğinde, Dedan Kimathi, cezaevinde rahatsızlandığı için Nyeri’de bir hastanede yatmaktaydı.

     Tarih, 18 Şubat 1957…

     36 yaşındaki genç ve yürekli lider, Afrika tarihinin en ilginç ve en saf millîyetçi hareketine önderlik eden Dedan Kimathi, sabanın erken saatlerinde Kamiti Yüksek Güvenlik Cezaevi’nde asılarak idam edilir.

     Sömürgeci beyazlar O’nu idam ettikten sonra, bilinmeyen bir yere gömerler ve Dedan Kimathi’nin mezar yeri, halen dahi bilinmemektedir.

     Kenya millî mücadelesinin efsanevî lideri Dedan Kimathi, tıpkı Kürdistan millî mücadelesinin efsanevî lideri Şeyh Said gibi asılarak idam edilir ve tıpkı O’nun gibi, mezarı dahi yoktur.

     Sadece Kenya’nın değil, tüm Afrika’nın ve belki de dünyanın en ilginç, en enteresan ve fakat daha önemlisi, en devrimci ve en millîyetçi hareketine önderlik eden, üstelik henüz 36 yaşında bir gençken liderlik eden Dedan Kimathi, 18 Şubat 1957 tarihinde idam edildiğinde, dördü de ilk evliliğini yaptığı hânımı Mukami Kimathi’den olmak üzere iki oğlu ve iki kızı vardı: Oğulları Wachiuri ve Maina, kızları Nyawira ve Wanjugu.

     1963 yılında Kenya bağımsızlığını kazandıktan sonra, Kenyalılar Kimathi’nin mezar yerini çok aradılar ama bulamadılar. Kenya’nın farklı şehirlerinde pekçok sokak, cadde, park ve binaya Kimathi’nin adı verildi. Adına çeşitli anıtlar yapıldı.

     2006 yılında Kenya Devlet Başkanı Mwai Emilio Stanley Kibaki (doğumu 1931; görev süresi 2002 – 13)’nin emriyle tüm Kenya çapında Dedan Kimathi’nin mezar yerinin bulunması için seferberlik başlatıldı. Ancak bu güzel insanın mezarı, ne yazık ki bulunamadı.

     Aralık 2006’da Dedan Kimathi, hânımı ve çocukları anısına başkent Nairobi’de büyük bir anıt inşâ edilmeye başlandı. Kimathi’yi tıpkı İngiliz sömürgecilere karşı ormanda savaşırken olduğu gibi “elinde av tüfeğiyle” resmeden bu anıtın, Kimathi’nin idam edilişinin tam 50. yıldönümü olan 18 Şubat 2007 tarihinde açılışı yapıldı.

     Dedan Kimathi heykeli, başkentteki Jomo Kenyatta Üniversitesi Sanat Fakültesi’nden iki doçent olan Francis Kaguru ve Mwaura Ndekere tarafından bronzdan yapıldı.

     Kenya’da İngiliz sömürgeciliğine karşı 1952 – 56 yılları arasında gerçekleşen Mau Mau Direnişi esnasında, İngiliz resmî rakamlarına göre yaşanan ölüm ve kayıpların bilançosu şöyle:

     Öldürülen Mau Mau direnişçisi: 11 bin 503 (resmî olmayan rakamlara göre 20 binin üzerinde).

     Yakalanan Mau Mau direnişçisi: 2 bin 633.

     Teslim olan Mau Mau direnişçisi: 2 bin 714.

     Öldürülen Mau Mau sempatizanı sivil Kenyalı: 7 bin 800.

     Öldürülen ve olayla hiç ilgisi olmayan sivil Kenyalı: 1819.

     Cezaevlerine atılan sivil Kenyalı: 5 bin 228 (çoğu içeride işkence gördü).

     Yurdundan zorla sürgün (tehcir) edilen Kenyalı: 90 bin (tamamı Kikuyu).

     Toplama kamplarında esir tutulan sivil Kenyalı: 160 bin.

     Toplama kamplarında beyaz işgalciler tarafından tecavüze uğrayan Kenyalı kadınlar: Sayı bilinmiyor ama yüzlerle ifade ediliyor.

     Kaybolan ve akıbetinden haber alınamayan sivil Kenyalı: 916.

     İngiltere’ye köle olarak götürülen sivil Kenyalı: 400.

     Öldürülen sivil Asya göçmeni: 26.

     Kaybolan ve akıbetinden haber alınamayan sivil Asya göçmeni: 36.

     Öldürülen sivil (daha doğrusu, işgalcilerin ailelerinden) Avrupalı beyaz: 32.

     Kaybolan ve akıbetinden haber alınamayan sivil (işgalcilerin ailelerinden) Avrupalı beyaz: 26.

     Öldürülen İngiliz işgal askeri ve polisi: 200.

     Yaralanan İngiliz işgal askeri ve polisi: 579.

     Mau Mau direnişçilerine teslim olan İngiliz işgal askeri ve polisi: Sayı bilinmiyor.

     Öldürülen İngiliz harici (diğer Avrupa uyruklu) beyaz işgal askeri ve polisi: 63.

     Öldürülen İngiliz işbirlikçisi zencî asker ve polis: 470.

     Öldürülmeyen ama 1963’teki bağımsızlıktan sonra izi bulunmayıp akıbeti bilinmeyen Mau Mau direnişçisi: 1090.

     1963’teki bağımsızlıktan sonra kendilerinden haber alınamayan ve akıbetleri bilinmeyen sivil Kenyalı: 130 bin ilâ 300 bin arasında.

     Mau Mau ayaklanmasının sömürgeci Britanya devletine ekonomik maliyeti: 55 milyon Sterlin.

     1952 – 56 Mau Mau Direnişi esnasında İngiliz emperyalizminin Kenya’da nasıl korkunç bir katliâm yaptığını, nasıl büyük bir vâhşete imza attığını anlayabilmeniz için, şu bilgiye sahip olmanız yeterlidir: İngiliz sömürgecilerin Kenya Kurtuluş Savaşı’nda öldürdüğü Kenyalı sayısı, Fransız sömürgecilerin Cezayir Kurtuluş Savaşı’nda öldürdüğü Cezayirli sayısından iki kat fazladır.

     Bir de çoook çok ilginizi çekecek bir bilgi paylaşalım:

     “Orman savaşçıları” olarak adlandırılan binlerce Mau Mau direnişçisinden biri de, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin “ilk siyahî başkanı” olan şimdiki başkan Barak Hüseyin Ubame (Barack Hussein Obama II; doğumu 1961, göreve gelişi 2009)’nin dedesi Hüseyin Onyango Ubame (Hussein Onyango Obama; 1895 – 1979) idi.

     ABD Başkanı Ubame (Obama), Mau Mau direnişçisi olan dedesi ile ilgili bilgileri, kaleme aldığı hatırâlarında bizzat kendisi anlatmaktadır. Yukarıda da bahsettiğimiz ve Asya ve Afrika topraklarındaki İngiliz sömürge orduları emri altındaki Afrikalı askerlerden oluşan “Kral’ın Afrika Tüfekleri” (King’s African Rifles) ordusunda asker olan dedesi Hüseyin Onyango Ubame, bugün Kenya’nın güney komşusu Tanzanya’ya bağlı Zengibar adasında bulunduğu sırada tanıştığı Asya kökenli Müslüman bir hânımla evlendikten sonra İslam’ı seçmiş bir Müslüman’dı. Müslüman olunca, adını “Hussein Obama” (Hüseyin Ubame) olarak değiştirdi. II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusu tarafından “aşçı” olarak Burma’ya götürüldü. (ABD Başkanı Obama / Ubame’nin Myanmar’a ve buradaki Arakan / Rohingya Sorunu’na özel ilgisi, biraz da burdan gelir.)

     II. Dünya Savaşı sonunda tekrar ülkesi Kenya’ya döndü. 1952 yılında İngiliz sömürgecilere karşı şanlı Mau Mau direnişi başlayınca İngiliz ordusundan kaçtı ve Mau Mau hareketine katıldı. Ormanda saklanıp Beyaz Adam’a karşı şiddetli saldırılar düzenleyen binlerce Mau Mau devrimcisinden biri de O’ydu.

     ABD Başkanı Barack Hussein Obama (Barak Hüseyin Ubame)’nin dedesi Hussein Onyango Obama (Hüseyin Onyango Ubame), savaşın resmî rakamlarla bilançosunu yansıtan yukarıdaki listede “Yakalanan Mau Mau direnişçisi: 2 bin 633” olarak geçen sayının içindedir. Yakalanan 2 bin 633 direnişçiden biridir. ABD Başkanı Obama’nın kendi yazdığı kitabında anlattığına göre, İngiliz sömürgeciler dedesine cezaevinde ağır işkenceler yapmışlardı. İngilizler, işkence sırasında dedesinin yumurtalıklarını pense ile sıkıştırmış, kalçalarını çiviyle delmiş, tırnaklarını çekmişlerdi.

     O dönemde Britanya devlet başkanı, Winston Leonard Spencer Churchill (1874 – 1965) idi. 2009’da “ABD Başkanı” seçilen Barack Obama, 20 Ocak 2009 günü Beyaz Saray’a yerleştiğinde, ilk yaptığı iş, dedesine bu insanlıkdışı işkenceleri yaptıran Winston Churchill’in Oval Ofis’teki büstünü kaldırıp, yerine ABD’de köleliği kaldıran lider olan Abraham Lincoln (1809 – 65)’un büstünü yerleştirmek olmuştu.

     ABD Başkanı Obama’nın Mau Mau direnişçisi olan dedesi Hüseyin Onyango Ubame (Hussein Onyango Obama), 1979 yılında vefât etti.

     Mau Mau direnişçisi Hüseyin Onyango Ubame’nin hânımı (ABD Başkanı Obama’nın ninesi) olan Sara Onyango Ubame (Sarah Onyango Obama; doğumu 1922) ise, torunu “ABD başkanı” seçildikten sadece 11 ay sonra, Kasım 2009’da Hacc’a giderek “hacı” oldu. Sara Ubame, bizzat Suudî Arabistan devletinin davetlisi olarak Hacc’a gitmişti. Kendisini “Dîndar ve mümine bir Müslüman” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca “çevreci” olan bu yaşlı kadın, Greenpeace Güneş Kuşağı için çalışmaktadır.

     Kenya’da ABD Başkanı Barack Obama’ya gösterilen aşırı sevginin sebebi, Türkiye kamuoyunda zannedildiği gibi salt “memleketli olma duygusu” ile açıklanacak kadar basit değildir. Bu sevginin asıl sebebi, dedesinin Mau Mau direnişçisi olması, ailesinin Kenya Bağımsızlık Savaşı’nda yaptığı devrimci katkıdır.

     1952 ortasında başlayıp 1956 sonunda bastırılan, lideri Dedan Kimathi’nin de 1957 başında idam edildiği Mau Mau direnişi, yenilmiş ama bu yenilgisiyle aslında “büyük bir zaferin” öncülüğünü yapmıştı.

     Tıpkı İmam Hz. Hüseyin (as) ve Kerbelâ hadisesi gibi “yenilerek zafer kazanan” bir harekettir, Mau Mau direnişi.

     Yenilmiştir, evet, ama bu yenilgiyle, aslında Beyaz Adam’a karşı en büyük zaferin, 1963’te zafere ulaşacak olan bağımsızlığın asıl mimarı ve öncüsü olmuştur.

     Yiğit insan Malcolm X (1925 – 65) de konuşmalarında Mau Mau direnişçilerinden sıkça söz eder ve bu “orman savaşçıları”nın aziz hatırâsını minnetle yâd eder.

     “Yenilerek zafer kazanan” bir direniştir, Mau Mau hareketi. 

     1958 yılı itibariyle İngiliz işgalciler, bağımsızlık mücadelesini tamamen ortadan kaldırdıklarını ve siyahî direnişi kırdıklarını düşünüyorlardı. Ki o zamanki durum da bunu gösteriyordu. Mau Mau direnişi tamamen bastırılmış, Kenya halkı tamamen başsız ve kuvvetsiz bırakılmıştı. 1952 yılında siyah millîyetçilerin başlattığı ve sadece Kenya’nın değil, tüm Afrika’nın hatta dünyanın en ilginç ve bir o kadar da onurlu direnişi olan Mau Mau direnişi 1956 yılında bastırılmıştı. Beyaz Adam’a karşı millî bağımsızlık mücadelesi veren Mau Mau lideri Dedan Kimathi, 1957 başında asılarak idam edilmişti. Bağımsızlık mücadelesinin diğer bir lideri olan Mzee Jomo Kenyatta ise hapishanede, demir parmaklıklar ardındaydı.

     Mau Mau direnişini bastıran ve Kenya’daki “millîyetçi direniş”i ortadan kaldıran İngiliz işgalciler, artık “zafer”lerini kutluyor, Kenya topraklarında ilelebed kalacaklarını düşünüyorlardı.

     Ancak tüm işgalci ve sömürgeci devletler gibi, Britanya devletinin de bilmediği birşey vardı: Millî hareketler ve bağımsızlık mücadeleleri, ancak ve ancak başarıya ulaştıklarında ve tam bağımsızlık hedefine ulaştıklarında biterler. Millî kurtuluş hareketleri hedefe ulaşmayana kadar asla yok edilemezler. Defalarca bastırılabilir, hatta tamamen bastırılabilirler, ancak mutlaka bir dönem sonra yeniden filizlenirler, adetâ küllerinden doğarlar. Bu, haklı olan tüm millî dâvâların ortak özelliğidir.

     1957 yılında Nairobi’nin nüfûsu, 221 bin 700. Mau Mau ayaklanmasının bastırılmasından sonra Kenya’daki işgalci İngiliz rejimi kendilerince “gerekli dersleri” çıkartmış, benzer “isyan”larla karşılaşmamak için göstermelik bazı adımlar atmaya başlamıştı. Beyaz Adam’ın tedbir amaçlı attığı ilk adım, 1958 yılında “Yeni Sömürge Anayasası”nı hazırlamak oldu. Yeni anayasa, Meclis’e 6 Afrikalı üyenin de seçimine onay veriyordu. Yani işgal devletinin parlamentosu tamamen beyazlardan oluşmayacak, yüzlerce beyaz arasında 6 tane de siyah olacaktı.

     Beyaz Adam, yerli halkın önüne “kemik atar gibi” yaptığı bu düzenlemeleri, zaten “tedbir amaçlı” hayata geçiriyordu. Çünkü Mau Mau direnişinden gerekli dersleri çıkartmış, kendini kurtarmanın ve Kenya topraklarındaki gayr-ı meşrû varlığını devam ettirmenin derdindeydi.

     Ancak millî bilinç kazanmış olan Kikuyu ve Masai halkını kandırmak o kadar kolay değildi. Kenyalı millîyetçiler bunu kabul etmeyerek itirazlarını yükselttiler ve ülkede düzenledikleri kitlesel gösterilerde “One Man, One Vote” (Bir Adam, Bir Oy) pankartları taşıyarak İngilizler’e “One Minute” çektiler.

     İdeolojik düşünen Kenyalılar (dînci, solcu, liberal) bu “reform”un üzerine sazan gibi atlarken, onlara nispetle oldukça basiretli ve ferasetli davranan millîyetçiler, bunu kabul etmenin, Kenya’daki İngiliz egemenliğini meşrûlaştırmak anlamına geleceğini söylüyorlardı.

     Bu “reform paketi”nin yol açtığı tarımsal gelişmeler de vardı. Örneğin Kenyalılar’ın kendi tarlalarında özgür bir şekilde kahve bitkisi ekmesine ilk kez müsaade edildi. Ki o tarihe kadar, beyazlardan izin almadan bunu yapmak mümkün değildi. Aynı süreç içinde, 1952’de Mau Mau direnişi başlar başlamaz, 20 Ekim 1952 tarihinde ilan edilen ve tam 8 yıldır yürürlükte olan “Olağanüstü Hal”, 12 Ocak 1960 tarihinde kaldırılır.

     Bu arada çok önemli bir olay daha olur. 1953 yılında tutuklanıp 7 yıl hapse mâhkum olan Mzze Jomo Kenyatta’nın bu süresi dolar. Ancak süresi dolduğu halde, işgalci İngiliz rejimi O’nu serbest bırakmak istemez.

     Nisan 1960’ta Kenyatta’nın hapis cezası süresi dolduğu halde işgal rejimi O’nu serbest bırakmaya yanaşmayınca, Kenyalılar, Kenyatta’nın serbest bırakılması için imza kampanyası başlatırlar. İmza kampanyası neticesinde 1 milyon imza toplanır ve bu imzalar, 15 Nisan 1960 günü sömürge valisine teslim edilir.

     Bu arada 14 Mayıs 1960 tarihinde İngiltere’nin başkenti Londra’da çok ilginç bir konferans düzenlenir. Michael Blundell (1907 – 1993) liderliğindeki ve beyazlardan oluşan Yeni Kenya Grubu ile konferansta söz alan Kenyalı siyahî katılımcılar arasında varılan anlaşmayla, hapisteki Jomo Kenyatta gıyaben, kısa adı KANU olan Kenya Afrika Millî Birliği’ne başkan seçilir. Ancak Kenya’daki beyaz işgalciler, bunun “Kenya’nın bağımsızlığına zemin hazırlayacağı” gerekçesiyle toplantıyı ve toplantıda alınan kararları tanımadıklarını açıklarlar. Kenya Afrika Millî Birliği (KANU), 1951 yılında Kikuyu lideri James Samuel Gichuru (1914 – 82) ve bir işçi lideri olan Thomas Joseph Odhiambo “Tom” Mboya (1930 – 69) tarafından kurulmuştu.

     Millîyetçi lider Tom Mboya, zeki ve başarılı Kenyalı öğrencilerin ABD’de üniversite öğrenimi görebilmesi için 1959 yılında bir program başlatmıştı. Zirâ o tarihte Kenya topraklarında bir tane bile üniversite yoktu. Kenya’daki İngiliz işgalcilerin tüm engelleme çabalarına rağmen Mboya’nın girişimleri sonuç vermiş, ABD’deki bazı derneklerin desteği ve kendi hükûmetlerine yaptıkları baskı neticesinde ABD bu öğrencileri kabul etme kararı almış, ABD’nin o zamanki başkanı John Fitzgerald Kennedy (1917 – 63; silahlı suikaste uğrayıp ölen Kennedy’nin ölüm tarihine dikkat edin), gelecek olan öğrencilerin burslarının % 70’ini karşılayacağını açıklamıştı.

     Sonunda 1959 yılından başlayarak Kenyalı ilk öğrenciler, üniversite okumak için ABD’ye gitmeye başlamıştı. Giden ilk kafilede, çoğunluğu erkek olan öğrencilerin arasında, Wangari adında genç bir kız da vardı. Bu kız gitti Almanya ve ABD’de “Biyoloji” eğitimi aldı. Üniversite eğitimini ve yükseklisansını üstün bir başarıyla tamamladı. “Çevreci” bir kişiliğe sahip olan ve ekolojik alanda önemli çalışmalara imza atan bu kız büyüdü, büyüdü, çok büyüdü. Wangari öyle bir büyüdü ki, 2004 yılında “Nobel Barış Ödülü” kazandı. Evet, “Nobel Barış Ödülü’nü kazanan ilk Afrikalı kadın” olarak tarihe geçen Wangari Muta Maathai (1940 – 2011)’den başkası değil, bahsettiğimiz…

     Kenya Afrika Millî Birliği, 1961 seçimlerine Kenya Afrika Demokratik Birliği adıyla girer. Eşbaşkanlığını Ronald Gideon Ngala (1923 – 72) ve Masinde Muliro (1922 – 92)’nun yaptığı parti, Afrikalılar için ayrılan kota olan 33 sandalyeden 19’unu kazanmayı başarır.

     28 Şubat 1961 günü siyahî liderler, başkent Nairobi’de halka açık bir toplantı düzenlerler. 25 bin kişinin katıldığı bu toplantıda hapisteki Jomo Kenyatta için özgürlük istenir. 23 Mart 1961 günü ise aralarında Daniel Toroitich arap Moi (1924 – halen yaşıyor)’nin de bulunduğu bazı siyahî liderler, Lodwar kentinde hapisteki Jomo Kenyatta’yı ziyaret ederler.

     11 Nisan 1961 günü Kenyatta ve kızı Margaret, Lodwar kentindeki hapishaneden Maralal kentindeki hapishaneye götürülür. Bu arada sekiz yıl aradan sonra, görüntüleri ilk kez dünya basınında yayınlanır. Siyahî halkın baskıları ve yaptıkları gösteriler nihayet sonuç verir ve Mzee Jomo Kenyatta, 14 Ağustos 1961 tarihinde kızıyla birlikte hapisten çıkar. Kenyatta, özgürlüğüne kavuşur.

     1961 yılında Nairobi’nin nüfûsu, 251 bin kişi. 1962 yılında Kenyatta ve Ngala’nın da dahil olduğu bir koalisyon hükûmeti kurulur. 1962 Anayasası’yla 117 üyesi olan bir Temsilciler Meclisi ve 41 üyeli bir Senato kurulur. Kenya, 7 ayrı özerk bölgeye ayrılır. Afrikalılar için seçimlerde konulmuş olan “kota”, kaldırılır.

     Bu, çok önemli bir karardır. Zirâ bu demektir ki, bir sonraki yıl, Mayıs 1963’te yapılacak olan seçimlere yerli siyahlar hiçbir “kota” olmadan katılacak, “oy aldıkları kadar” milletvekili seçebileceklerdir.

     Nihayet beklenen tarih gelir… 1963 yılının Mayıs ayında yapılan açık genel seçimlerde Kenya Afrika Millî Birliği ve Kenya Afrika Demokratik Birliği çatısı altında yarışan yerli siyahlar, seçimi açık ara farkla kazanırlar. Kenya Afrika Demokratik Birliği, Sahil İli ve Batı İli’nde meclisteki hâkimiyeti tamamen ele geçirirler. Kenya Afrika Millî Birliği ise Merkez İli, Doğu İli ve Nyanza İli’nde mutlak çoğunluğu kazanırlar ve ayrıca Senato ve Temsilciler Meclisi’nin de hâkim gücü olurlar.

     Şimdi yazacaklarımı dikkatle takip ediniz lütfen: Seçim, aslına bakarsanız, yerli siyahlar ile beyaz işgalciler arasında bir yarış değildi. Neden mi? Çünkü “ırk ayrımı gözetmeksizin” ve “bir adam bir oy” şeklinde ifa olunan “gerçek bir seçim” olduğu için, siyahların kazanacağı, hem de yüzde 90’ları aşan ezici çoğunlukla kazanacağı baştan belliydi. Kenya’daki beyaz işgalcilerin nüfûsları ile yerli siyahların nüfûsları kıyas bile edilebilir miydi? İngiltere’deki beyaz halk bile oy kullansa, beyazlar kalabalık Kenya nüfûsuna karşı bu seçimi kazanamazdı.

     12 puanlık soru şu: Öyleyse bu seçimde “asıl yarış”, kimle kim arasındaydı? Seçimde “asıl yarış”, Kenya’nın “etnik federal bölgelere ayrılmasını” savunan Kenya Afrika Demokratik Birliği ile Kenya’nın “üniter bir devlet olmasını” savunan Kenya Afrika Millî Birliği arasında geçmişti. Sonuçta Jomo Kenyatta’nın liderlik ettiği ve Kenya’nın “üniter bir devlet olmasını” savunan Kenya Afrika Millî Birliği yerli siyahî halktan daha fazla teveccüh gördü ve 124 sandalyeden 83’ünü kazandı.

     İyi de oldu, böyle! Zirâ şayet seçimi Kenya Afrika Demokratik Birliği kazansaydı, bu, ülkesi Beyaz Adam’ın işgali altında olan Kenyalılar’ın hürriyet ve istiklâl için en başta ihiyaç duyduğu güç olan “millî birlik”e önemli oranda zarar verecekti. Nitekim bir coğrafyayı henüz özgürlük ve bağımsızlığına kavuşmamışken etnik veya meşrebî parçalara bölmek, o coğrafyanın kendisine yapılabilecek en büyük kötülüktü. (1963 yılındaki Kikuyu siyasetini günümüzdeki Kürt siyasetiyle kıyaslayarak, fotoğrafı daha net okumaya çalışalım: Kenya Afrika Demokratik Birliği, bugün Kürtler’in ve Salih Müslüm’ün Rojava’da izlediği siyasetin aynısını takip ediyordu. Jomo Kenyatta liderliğindeki Kenya Afrika Millî Birliği ise, bugün Kürtler’in ve Mesud Barzanî’nin Azad Kürdistan’da izlediği siyasetin aynısını takip ediyordu.)

     Fakat seçimi Jomo Kenyatta liderliğindeki Kenya Afrika Millî Birliği kazandı ve güzel ülke Kenya, bizzat Kenyalılar’ın kendi elleriyle bölünüp parçalanmaktan kurtuldu. Millî birlik, zarar görmedi.

     Kenya, şimdi ilk başkanı Jomo Kenyatta ile bir “internal self – government” (iç öz – hükûmet) elde etmişti artık…

     Artık bu saatten sonra beyazlar şeylerini de yırtsalar bağımsızlığı engelleyemezlerdi.

     1 Haziran 1963 tarihinde Jomo Kenyatta, “Kenya Başbakanı” olur. Jomo abimiz “başbakan” olur da, bu günü ihyâ etmek için birşeyler yapmaz mı? Yapar tabiî: Hemen kabinesini toplar ve “başbakan” seçildiği 1 Haziran gününü “Madaraka Günü” adıyla “millî bayram” ilan eder. “Madaraka”, Kiswahili dilinde bir sözcük olup “Öz Güç” demektir. (Her yıl 1 Haziran’da kutlanan “Madaraka Günü”, halen dahi Kenya’nın en büyük millî bayramlarından biridir. Her yıl 1 Haziran’da Kenyalılar öz yönetimi ele geçirdikleri günü bayram olarak kutlarlar.)

     12 Ağustos günü (başbakan olduktan iki ay sonra) Nakuru şehrinde yaptığı ünlü konuşmasında Jomo Kenyatta, ülkesindeki beyaz yerleşimcilerin “bağımsızlık ilanı halinde bile” bu topraklarda kalabileceklerine, Kenya’yı terketmelerine lüzûm olmadığına, beyazların siyahlara yaptıkları zûlümlere zûlümle değil adaletle cevap vereceklerine, kötülüğe iyilikle karşılık vereceklerine, Kenya ulusunun ve ülkesinin bağımsızlığına saygı duymaları halinde bu topraklarda barış ve huzur içinde istedikleri kadar yaşayabileceklerine dair söz verir. (12 Ağustos 1963 tarihinde yaptığı bu konuşma, Jomo Kenyatta’nın tarihe geçen en ünlü konuşmalarından biridir.)

     Hatta Jomo Kenyatta, tüm dünyanın şaşkınlıkla karşıladığı bir şekilde bu konuşmasını “Her iki taraf da geçmişte yaşanan tüm acıları unutmalıdır” cümlesiyle bitirir. Bu son cümlesi, yalnızca tüm dünyaya güven vermekle kalmamış, aynı zamanda Kenyatta’nın nasıl büyük bir millî lider olduğunu da ortaya koymuştur.

     Bunları söyleyen Jomo Kenyatta, bir yandan da beyazların yönetim erkindeki tüm gücünü kırmaya, beyazların tüm izlerini silip ortadan kaldırmaya devam ediyordu; ancak bu, O’nun söyledikleriyle yaptıkları arasında bir “çelişki” olarak yorumlanmıyordu hiç kimse tarafından. Çünkü O, yeni bir ülke kuruyordu ama “Siyah bir ülke” kuruyordu.  Bu ülke, siyahların ülkesiydi. Beyazlar burada huzur ve emniyet içinde yaşayabilirlerdi evet, ama “bu toprakların sahipleri” olarak değil, “misafir” olarak!

     Eylül ayında Somali’de konuşlanmış olan İngiliz ordusu, Kenyatta’yı bağımsızlıktan vazgeçirmek için Kenya’ya askerî bir saldırı düzenler. Eşzamanlı olarak Kenya ordusundaki beyaz askerler de ayaklanır. Böylece hem dış askerî saldırı hem de iç askerî isyan neticesinde bağımsızlık süreci sekteye uğratılmaya çalışılır. Ancak Kenya’daki siyahî askerler her iki fitneyi de ezmeyi başarırlar.

     Kenya, adım adım bağımsızlığa gidiyordu. Bağımsızlık, adım adım geliyordu…

     Ekim ayında “anayasa değişikliği”ne gidilir. “Yeni ülke”nin doğumu için “Yeni anayasa” hazırlanır. Artık bağımsızlık için, siyasî ve askerî engellerden sonra, anayasal engeller de ortadan kaldırılmıştı.

     10 Kasım 1963 günü çok önemli bir gelişme yaşanır. Aralarında fikir ayrılığı yaşanan ve sürekli bir çekişme / çekememezlik içinde bulunan iki siyahî parti, Kenya Afrika Demokratik Birliği ile Jomo Kenyatta’nın başkanlığındaki Kenya Afrika Millî Birliği, BİRLEŞME kararı alırlar.

     “Millî birlik”, sağlanmıştır artık… “Millî birlik” sağlandığına göre, artık vatanın hürriyet ve istiklâlini Allâh’tan başka hiç kimse engelleyemez!

     … ve tarih, 12 Aralık 1963.

     Kenya, bağımsızlığını ilan eder.

     Dünya haritasında artık yeni bir ülke vardır: Kenya.

     “Kenya” adının kökeni, Kambas dilindeki “kima ja kegnia” ifadesidir ve “beyaz dağ” demektir. Burada kastedilen, tepesi kardan dolayı her zaman beyaz olan, bu ülkede bulunan ve Afrika’nın en yüksek dağı olan (5895 m) Kilimanjaro Dağı’dır, elbette.

     Aynı gün, 12 Aralık 1963 günü kabul edilen Kenya bayrağı ise, aslında ABD’deki siyahî hareketin öncülerinden olan Jamaika kökenli Marcus Mosiah Garvey (1887 – 1940)’in başlattığı “Anavatana Dönüş” hareketinin “siyah – kırmızı – yeşil” bayrağıdır. Jomo Kenyatta, tam bir Marcus Garvey hayranıydı. Ülkesini bağımsızlığına kavuşturunca, Garvey’in hareketinin bayrağını ülkesinin bayrağı yaptı.

     Bayrağın ortasında, – belki baktığınızda hepinize de garip gelen – bir sembol yerleştirdiler. Bu bir “Masai kalkanı”dır. Masai halkının kullandığı tradisyonel kalkandır. Masai kalkanının arkasında çapraz bir şekilde konumlandırılan ve biribirleriyle kesişen iki mızrak ise, sömürgecilere karşı şanlı bir özgürlük savaşı veren Mau Mau direnişçilerinin kullandığı mızraktır. Görüldüğü üzere, bakarken pek çoğunuza garip gelse de, aslında Kenya bayrağının ortasındaki sembol oldukça anlamlıdır.

     Kenya bayrağındaki renklerin anlamına gelince: Siyah, siyah Kenya halkını; kırmızı, bağımızlık savaşında hayatlarını kaybeden şehîdlerin kanını; yeşil, bağımsızlık savaşına kucak açan ve Mau Mau direnişçilerinin saklandığı Kenya ormanlarını; her üç renk arasındaki ince beyaz şeritler ise, ülkenin geçmişi, bugünü ve geleceği arasındaki barışık olma durumunu sembolize etmektedir.

     Kenya bağımsızlığını kazandıktan sonra – kendilerine karışılmayacağına dair söz verildiği halde – İngiliz beyaz yerleşimciler ülkeyi terkederler. Kenya topraklarından sıttır olup giderler.

     Sözün burasında, çok çok ilginç bir bilgiyi de paylaşalım: 1963 yılında Kenya topraklarında “Britanya pasaportu” taşıyan Hindliler’in ve Pakîler’in, yani Hindistan ve Pakistan göçmenlerinin toplam nüfûsu 176 bin idi. Ve bunların 122 bin gibi ezici bir çoğunluğu, beyazlarla birlikte İngiltere’ye dönmek yerine pasaportlarını yırtıp atarak veya yakıp “Kenya vatandaşı” olarak Kenya’da yaşamayı tercih etmişlerdir. Gelişmiş Avrupa’daki Britanya adasında rahat bir yaşam sürmektense, Afrika’nın boynuzundaki bu fâkir ve üstelik henüz yeni kurulan ve siyasî geleceğinin ne olacağı belli olmayan Kenya’da yaşamayı tercih etmişlerdir. 176 bin Hindistan ve Pakistan kökenli Asyalı’dan sadece 24 bini beyazlarla birlikte İngiltere’ye dönmeyi seçmişlerdir.

     … ve, mutlu son!

     12 Aralık 1963 tarihindeki “bağımsızlık ilanı”ndan tam bir yıl sonra, 12 Aralık 1964 tarihinde “Kenya Cumhuriyeti” (Jamhuri ya Kenya) adlı devlet kurulur.

     71 yaşındaki Mzee Jomo Kenyatta, 12 Aralık 1964’te kurulan Kenya Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanıdır.

sediyani@gmail.com

     – – – – –

     (*): İbrahim Sediyani’nin 2015 yılında yayınlanan 382 sayfalık “Siyah Devrim” adlı eserinden iktibas edilmiştir. (SEDİYANİ HABER)

     SİYAH DEVRİM

     SAYFA 239 – 253

mau mau

Mau Mau direnişçileri, 1956 Kenya

obama ailesi 1

Barack Obama’nın gençliği ve ailesi

obama ailesi 2

Barack Obama, hânımı ve kızları

kitap haber 1

“Siyah Devrim” kitabı, İbrahim Sediyani

06... 13

Sediyani in Nairobi

 

777 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir