Şeyh Said Kıyamı’na “İngiliz Parmağı” İftirası ve Gerçekler

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

055

     Şeyh Said Kıyamı’nda envâ-i çeşit devlet terörünü ve zûlmü işlemekten imtina etmeyen Türk devleti, işlediği tüm bu canavarlıklar yetmiyormuş gibi, Şeyh Said Efendi’ye ve âzîz kıyamına her türlü çirkin iftirayı atmaktan da edep ve hâyâ duymamıştır.

     Bunlardan en başta geleni, “İngiliz parmağı” iftirasıdır. Bizzat İngilizler tarafından kurulan bir rejimin, üstelik yaptığı inkılaplarla halkını kılık ve kıyafetinde İngilizler’e benzetmeye çalışan bir rejimin, kendisine karşı gerçekleştirilen ayaklanmaları “İngiliz oyunu” diye karalaması oldukça gülünçtür ve esasında ciddîye alıp üzerinde durmaya bile değmez. Fakat biz yine de birkaç bilgi ve bulguyu burada paylaşalım, sırf kitabımız renklensin diye.

     Yıllardır Şeyh Said Kıyamı’nda “İngiliz parmağı” arayan ve kıyam hareketine bu minvalde iftiralar atan Türk devletinin ve güdümündeki medyanın / tarihçilerinin aksine, İngilizler de Şeyh Said Kıyamı’nda “Türk parmağı” aramış, onlar da aynı minvalde ve fakat ters yönde iftiralar atmışlardır. Yani nasıl ki Türk tarafı kıyamı “İngiliz oyunu” olarak görmüşse, İngiliz tarafı da kıyamı “Türk oyunu” olarak görmüştür. Sebep ise aynıdır; Musul mes’elesi. İngiltere’ye göre Türkler daha kendi bölgelerinde yaşayan Kürtler’le başa çıkamadıklarına göre, kendi bölgeleri dışında kalan Musul’daki Kürtler’le nasıl başa çıkacaklardı? İşte bu nedenle Türkiye sınırları içerisindeki bir ayaklanmanın sahneye konulması gerekiyordu. (1258)

     Hatta Türk devletinin ve Türk medyasının, kıyamı İngilizler’le ilişkilendirme çabaları İngilizler tarafından bile şaşkınlıkla ve hayretler içinde karşılanmıştır. O dönemde çıkan “Times” gazetesi, şunları yazmıştır:

     “Türk devletinin iddiâları dikkate alınırsa, isyanın askerî kuvveti veya zaafı ne derece olursa olsun, hadise mühim bir mahiyet göstermektedir. Anlaşılıyor ki bu uzak şark vilayetlerinin ahalisinden hiç olmazsa büyük bir kısmı Cumhurperverler tarafından yapılan esaslı tebdilattan ğayr-i memnundurlar ve dînin siyasetten tefrikine dair Cumhuriyet’in başlıca akidesini kabul etmiyorlar.

     Münver fırka devlet taraftarlarının dîni, siyasî bir alet olarak kullanmaktan men edecek yeni kanunlar ve tedbirler düşündükleri haber veriliyor. Toros dağlarının Kürtler’i arasında bu kanun tesiri haiz olup olmayacağı belli değildir. Şarkta daima ğayr-i kabil tefrik olan dîn ile siyasetin hep böyle kalacağı görülüyor. Türkler kendi memleketlerinde vuk’u bulan ve esası bu kadar haiz olan bir isyanın İngiltere tarafından tahrik olunduğunu söyleyecek kadar cinnet gösteriyorlar.” (1259)

     Görüldüğü gibi Türk devletinin kıyamla ilgili “İngiliz parmağı” iddiâlarını İngiliz medyası bile “çılgınlık” (delilik, saçmalık, deli saçması) olarak nitelemektedir.

     İngiliz medyasının bu iddiâlara bu kadar şaşırması da gayet normaldir. Zira aynı iddiâyı onların devleti İngiltere de Türk tarafı için ortaya atmakta, biraz önce değindiğimiz gibi, kıyamda “Türk parmağı” olduğunu ileri sürmektedir. Dönemin İngiliz belgelerine bakıldığında, hakikaten şaşılacak ilginç yorumlara rastlanmaktadır. Bunlardan biri, Şeyh Said Kıyamı’nın Türkiye tarafından planlanarak çıkartıldığıdır. “İsyancılar”ın liderlerinin sınırı aşarak kardeşlerini kurtarmak üzere Musul’a girmeleri, sonra da bütün bu bölgeyi Türkiye’ye teslim etmelerini sağlamak, Irak Kürtleri’nin Türkiye’de başarılı bir ayaklanmayı gerekçe göstererek Türkiye Kürtleri ile birleşeceklerini ilan etmeleri ve sonra da bir bütün halinde Ankara’ya bağlanmalarını sağlamak, hiç olmazsa ayaklanmayı bahane edip Irak sınırına yığınak sağlamak amacıyla Türkiye’nin bu “isyan”ı planladığı düşüncesi, İngiltere tarafından ileri sürülmektedir. (1260)

     Evet… İngilizler’in iddiâları da böyle ve nerdeyse Türk devletinin iddiâlarıyla tıpatıp aynı. Fakat, tersinden bir aynîlik bu. Her iki tarafın iddiâları da “deli saçması” olduğu için, hangisinin daha “çılgın” olduğuna karar vermek, gerçekten zor.

     Nitekim bizzat TC Başbakanı İsmet İnönü de kendi güdümündeki Türk medyasına yaptığı açıklamada, aynen şunları söylüyor ve kendilerinin ortaya attığı “İngiliz parmağı”na delil bulunmadığını itiraf ediyor: “Şeyh Said, harekât esnasında dîni kurtarmak dâvâsını açıktan ortaya atmış bulunuyor. ‘Hilafet kalkmıştır, dîn tehlikededir, dîni kurtarmak lazımdır’. Dâvâları bu. Şeyh Said isyanını İngilizler’in hazırladığı veya meydana çıkardığı ile ilgili hiçbir delil bulunmuyor.” (1261)

     Cumhuriyet dönemi Türk – İngiliz ilişkileri konusunda uzman olan Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu, konu hakkında İngiliz belgelerini taradıktan sonra, “İngiltere’nin Kürt sorununa karşı genel ilgisi gereği ayaklanmayı yakından izlediği fakat destekleyici bir tutumdan da kaçındığı” tespitini yapmaktadır. (1262)

     Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu’nun bu tespiti dikkate değerdir. Resmî tarihin “İngiliz desteği” iddiâsı taktik ve stratejik açıdan da tutarsızdır. Çünkü yabancı yardımına dayalı bir ayaklanmanın ülkenin ortasında değil, yabancı yardımının en kolay ulaşacağı sınır bölgelerinde başlaması gerekirdi. Oysa ki Şeyh Said Kıyamı, yabancı yardımına hiç elverişli olmayan iç kesimlerde vuk’u bulmuştur.

     Bu gerçeği dönemin Erzurum milletvekili General Rüşdü’nün kıyam vesilesiyle Türk basınına yaptığı açıklamada da görmek mümkündür. General Rüşdü basına yaptığı açıklamada, “Hadisede ecnebî parmağı olduğunu zannetmiyorum. Çünkü Genç ve Muş, memleketin ortasındadır. Ecnebîlerle temas etmek maksadı olsaydı, asîler hududa yakın, mesela Zaho’ya çekilip şimdiye kadar tek bir memurumuzun girmediği aşiretlerle birleşebilirlerdi” şeklinde oldukça mantıklı bir tespitte bulunmaktadır. (1263)

     Konunun bir diğer uzmanı olan tarih profesörü ve siyaset bilimcisi Prof. Dr. Mete Tuncay da çok açık bir şekilde, “Hemen belirteyim ki, Şeyh Said Kıyamı hakkında resmî ideolojinin ileri sürdüğü ve Sol çevrelerde de benimsenen ‘İngiliz kışkırtmalarının yol açtığı’ tezi inanılması güç görünüyor” demektedir. (1264)

     Aynı gerçeği Prof. Dr. Mim Kemal Öke de teslim etmektedir. Açıkça şunları demektedir: “Ayaklanmanın ilk günlerinde ortaya atılan ‘İngiliz desteği’ söylentisini İngilizler başından sonuna kadar reddetmiştir. O günden bugüne zaten bu iddiâyı destekler hiçbir belge de bulunamamıştır.” (1265)

     Halk bilimi araştırmacısı Dr. Yaşar Kalafat da, “Bu konuda çeşitli iddiâlar ortaya atılmışsa da İngiltere’nin isyandaki yeri hakkında belgelere dayalı kesin bilgi ortaya konulamamaktadır” diyerek aynı gerçeği teslim etmektedir. (1266)

     Hatta bizzat dönemin İngiliz büyükelçisi Ronald Lindsay bile, 23 Mart 1925 tarihli raporunda, “İç karışıklıklarının Türkiye’yi barış içinde kalkınma işinden alıkoymasının İngiltere’nin çıkarlarına uygun düşmediğini” söylemektedir. (1267)

     Hilafet’in kaldırılmasını ise Musul’daki İngiliz yetkili bakın nasıl sevinçle karşılıyordu: “Bu İngiltere için inanılmayacak kadar mükemmel bir şey. Musul sorununun çözüme kavuşturulmamış olduğu bir sırada Halifelik’in kaldırılması, İngiltere’nin İslam etkeni dolayısıyla duyabileceği endişeyi gidermek için birebirdi.” (1268)

     Gazeteci – yazar Mustafa Akyol da konuyla ilgili şunları yazmaktadır: “Şeyh Said’i İngilizler’in kışkırttığı yalanını okur dururuz. Bu, bize yine devlet tarafından belletilen ‘iç düşmanları kullanan dış mihraklar’ ezberinin ‘kurucu efsanesi’dir. Gelgelelim, bu efsanenin pek bir temeli yoktur. Çünkü gerçekte Şeyh Said’in İngilizler adına hareket ettiğini, onlardan aktif destek aldığını gösteren hiçbir delil yoktur elde. Aslında isyanın kaynağı ‘dış’ta değil ‘iç’tedir. En büyük sebep de, Ankara’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki ‘Müslüman kardeşliği’ temasını bırakarak birden bire laikçi ve Türkçü kesilmesidir. Kırılma noktası, Şeyh Said isyanından 10 ay önce Ankara’da alınan iki karardır: Medreselerin yasaklanması ve Hilafet’in kaldırılması.” (1269)

     Komünist lider Hikmet Kıvılcımlı, kıyamı “Şeyh Said isyanı gerek millî, gerekse milletlerarası mikyasta irtica idi”  gibi aşağılayıcı sözlerle mâhkum ederken (1270), İslamcı lider Necip Fazıl Kısakürek ise “Şeyh Said’in İngilizler’in adamı olduğu iddiâsı külliyen iftiradır. Şeyh Said sırf kendi başına ve sadece inancı uğruna hareket ederek kıyam etmiştir” sözleriyle kıyamı pâklamakta, Şeyh Said’i sahiplenmektedir. (1271)

     Bütün bu gerçeklere rağmen, elde hiçbir delil olmaksızın Şeyh Said ve mücahîdlerine bu iftiraların atılmasının sebeplerini de, sanırım en güzel biçimde Şeyh Said’in torunu râhmetli Abdulmelik Fırat izah etmektedir: “Bugün Türkiye’yi yönlendiren iki önemli kuruluş var: Biri Türk Tarih Kurumu, ötekisi Türk Dil Kurumu’dur. Dil Kurumu; Türk dilini yozlaştırmak ve Anadolu kökeninden uzaklaştırmak, uyduruk kelimeler üretmekle görevlidir. Tarih Kurumu ise rejimin saçma sapan görüşlerine kılıf hazırlayarak gerçekleri perdelemek, gerçekdışı senaryolar hazırlamakla görevlidir. Sistemin uygulayıcı ikinci adamı İsmet İnönü, yazdığı hatırâtında, ‘1925 Şeyh Said hadisesinde İngiliz ve herhangi bir dış gücün ilişkisine rastlanmamıştır’ demektedir. Vesikalarıyla ve pratikteki uygulamalarıyla Türkiye’yi yönlendiren sistem, galip devletin, yani İngiliz, Rus ve Fransızlar’ın onayı ile kurulmuş bir devlettir.” (1272)

      Abdulmelik Fırat’ın tespitleri, oldukça dikkate değerdir. Zira 1923 yılında Lozan’da imzalanan anlaşma ile Türkiye’nin sınırını çizen, TC’nin tapusunu veren İngiltere ve Fransa idi. “Kürt sorunu”nu yadsıyan da yine onlardı. İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir neden yoktu. Ayrıca Türkçe’ye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da “emperyalizmin oyunu” söylemini yalanlıyordu. Bilakis suçlananlar (İngiltere ve Fransa), Şeyh Said Kıyamı’nı bastırabilmesi için bizzat Türk devletine yardımda bulunmuştu.

     Ermenî yazar Garo Sasonî, Şeyh Said Kıyamı ile ilgili yazdığı kitabında, kıyamın bastırılması için İngiltere ve Fransa’nın TC’ye yaptığı yardımları uzun uzun anlatmaktadır.  (1273)

     Garo Sasonî’nin yazdığına göre, İngiltere o dönemde egemen olduğu Irak sınırını tutarak, Barzanî’nin güneyden yardıma gelmesini önledi. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı. Türk birliklerinin arkadan kuşatması için Suriye’den geçen demiryolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa’nın tutumlarını da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar. (1274)

     Şeyh Said ve âzîz kıyamı hakkında – halen günümüzde dahi – yaptığı çirkin propagandalara karşın Türk devleti, emperyalist Batı devletlerinin her türlü desteğine sahipti. Örneğin laik Türk devletinin Kürt İslam ayaklanmasını bastırması için emperyalist Fransa, Bağdad Demiryolu’nu Türk ordusunun hizmetine açmıştı. Fransızlar’ın, Bağdad Demiryolu’nun kullanılmasına izin vermesiyle birlikte, kıyamı bastırmak için laik Türk ordusu kuvvetlerinin Kürdistan’a gönderilmesi gerçekleşti. M. Kamâl ise kıyama katılmayan kimi Kürt aşiret reislerine, Türk kuvvetlerine katılma ve “isyan”ı bastırmada yardımcı olmaları konusunda emir verdi. (1275)

     İngiliz belgelerinde de Türkiye suçlanıyor. İngilizler, Şeyh Said Kıyamı’nı, Musul’un İngiltere’nin elinden alınması için Türk devleti tarafından tertiplendiğini iddiâ etmektedirler. (1276)

     Yani nasıl ki Türkiye kıyamda “İngiliz parmağı” iftirası atıyorsa, İngiltere de “Türk parmağı” iftirası atmaktadır.

     Bütün bunların ardından, bir değerlendirme de biz yapmak istiyoruz:

     Şeyh Said ve mücahîdlerinin fotoğrafları ile Atatürk ve adamlarının fotoğraflarını yanyana koyun ve iki taraftakilere de dikkatle bakın. Sizce hangi taraftakiler giyim ve görünüşleriyle İngilizler’e daha çok benziyor?

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

     (1258) : Komünist Enternasyonal Belgelerinde Türkiye Dizisi, cilt 2, Kürt Millî Meselesi, s. 26, Aydınlık Yayınevi, İstanbul 1977

     (1259) : Times Gazetesi, 1 Mart 1925; aktaran: Tanin Gazetesi, 2 Mart 1925

     (1260) : Mim Kemal Öke, Musul Kürdistan Sorunu (1918 – 1926), s. 280,  İz Yayıncılık, İstanbul 1995

     (1261) : Cumhuriyet Gazetesi, 17 – 18 Şubat 1925; ayrıca bkz. İsmet İnönü, Hatıralar, cilt 2, s. 202, Bilgi Yayınevi, Ankara 1987  

     (1262) : Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu, Türk – İngiliz İlişkileri (1919 – 1926), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları (doçentlik tezi), Ankara 1978

     (1263) : Behçet Cemal, Şeyh Said İsyanı, s. 52, Sel Yayınları, İstanbul 1955

     (1264) : Prof. Dr. Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923 – 1931), s. 130, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002

     (1265) : Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi (1918 – 1926), s. 168, Türk Dünyası Araştırmalı Vakfı Yayınları, İstanbul 1987

     (1266) : Dr. Yaşar Kalafat, Şark Meselesi Işığında Şeyh Said Olayı, s. 179, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1992

     (1267) : Bilal Şimşir, İngiliz Belgeleriyle Türkiye’de Kürt Sorunu (1924 – 1938), s. 291 – 292, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991

     (1268) : Prof. Dr. Mim Kemal Öke, İngiliz Ajanı Binbaşı E. W. C. Noel’in Kürdistan Misyonu (1919), s. 22 – 23, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1990

     (1269) : Mustafa Akyol, Gayr-ı Resmî Yakın Tarih, Etkileşim Yayınları, İstanbul 2012

     (1270) : Hikmet Kıvılcımlı, İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark), s. 194, Yol Yayınları, İstanbul 1979

     (1271) : Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 53 – 54, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1990

     (1272) : Şeyh Said Kıyamı Üzerine Torunu Abdulmelik Fırat ile Ropörtaj, Mızgin Dergisi, Haziran 2008

     (1273) : Garo Sasonî, Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermenî – Kürt İlişkileri, Orfeus Yayınevi, Stockholm 1986

     (1274) : age

     (1275) : Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s. 83, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     (1276) : Dr. Yaşar Kalafat, Şark Meselesi Işığında Şeyh Said Olayı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1992

     – – – – –

     (*): İbrahim Sediyani’nin 2 ciltlik ve 748 sayfalık “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı eserinden iktibas edilmiştir. (SEDİYANİ HABER)

     BÜTÜN YÖNLERİYLE ŞEYH SAİD KIYAMI

     CİLT 2

     SAYFA 624 – 630

haber-foto-1

 

2643 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir