Kahve Yeşili

 

İbrahim Sediyani

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
     Allah bize “Oku” diyor ya,
     ben de Allah’a “Yaz” diyorum her gece
     uyumadan önce
     “O’nu bana yaz.”
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını İbrahim içsin
     bir fincanını Zerdüşt
     ben aşkın cezvesinde kavurdum sessiz harflerimi
     henüz yazıya dökülmemişken sevginin alfabesi…
     Şu aşk var ya kalbimdeki,
     Allah’tan gelme,
     Cennet’ten indi oracığa,
     henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde
     Adem ve Havva yememişken yasak elmayı
     ben içmişim senin demlediğin kahveyi
     Nuh’un Tufanı ile değil,
     bir fincan kahve ile başladı yeni yaşam
     bir şekeri Be’er-Şeva’dan
     bir şekeri Aşkabat’tan
     Aşk-âbad’dan…
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Hacer içsin
     bir fincanını Meryem
     cezvende kavur dört kitabın öğrettiği ne varsa
     beş vakit, altı kıta, yedi iklim ve sekiz cilt seyahatname
     bir sayfası Chittagong
     bir sayfası Nairobi
     aksın tüm nehirler gözlerin gibi yeşil
     Nuh’un yaptığı gemi çocuk oyuncağı
     kahve yeşili gözlerinde yüzdürdüm ben gemilerimi
     Yunus ne ki
     ben bir kelebeğin kanatlarında yaşadım yıllarca
     bir günlük ömrü vardı
     her sabah ab-ı hayat içirdim
     yeniden yeniden bağışlanıyordu bana fecre andolsun ki
     Musa’ya inen 11 Emir idi aslında
     birini sakladı
     korkmuştu kavmine açıklamaya
     şöyle yazıyordu: “Aşka ihanet etmeyeceksin!”
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Ali Şeriatî içsin
     bir fincanını Frantz Fanon
     hani seni tanıdım ya
     kahve yeşili
     sevmişim ya hani
     şiir gibi kıpır kıpır seyyâhın yüreği
     bir mısrâsı Ohri
     bir mısrâsı İsfahan
     “ilmin kapısı aşktır”, bunu yazdım gezdiğim tüm şehirlerin ibadethanelerine
     “ve sevgilinin serçe parmağındadır cennet”
     Yusuf ne yapmış ki
     bütün gömleklerim arkadan yırtılsın, sen varken kalbimde
     İsa evlenmediyse, sevmediği ne mâlum?
     yoksa nasıl edebilirdi öyle bilgece sözler
     İslam gelmeseydi de Hatice yine tarihe geçecekti
     ya Fatımâ olmasaydı, kim tanırdı Ali’yi?
     Kerbelâ devrimini yazan Zeynep’tir, Hüseyin değil
     bilim okuduklarındır, ilim ise ayrıntılardadır
     tarih ayrıntıları yazmaz
     dînlerin anlattığı hikâye, felsefe ise cahil
     hani Kur’ân âyetleri toplanıp yazılırken Halifeler eliyle
     bir köşede oturup gizlice ağlayan bir genç vardı
     o bendim işte
     yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Bintül Hüda içsin
     bir fincanını Leyla Qasım
     bana gönderdiğin kahve vardı ya,
     hani anlamamıştım, neden niçin diye,
     kaç farklı ülkede içtim ben o kahveni, bir bilseydin,
     hani yazıyorum ya ülke ülke, şehir şehir gezerek sevdâlı
     hani kaleme alıyorum ya yaşadığım ne varsa, çağa tanıklığım
     bir sayfası Muzafferâbâd
     bir sayfası Be’er-Şeva
     nehirler bir de şehirler biriktirdim avuçlarımın içinde
     cezveye koyup pişiresin diye, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincan kahve koyasın diye önüme
     bir şekeri Be’er-Şeva’dan
     bir şekeri Aşkabat’tan
     Aşk-âbad’dan…
     Hani Kudüs’ü fethettikten sonra Selahaddîn
     hani ayak basarken Mısır topraklarına
     başladılar ya Kahire şehrini kurmaya
     hani Selahaddîn, “Kürdistan’a dönmüyoruz,
     burada, Mısır’da yeni bir devlet kuracağız” dediğinde
     emrindeki askerler sevinçten bağırırken yüksek sesle
     kutlarken bu kararı coşku içinde
     bir köşede oturup gizlice ağlayan bir asker vardı
     o bendim işte
     yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Jomo Kenyatta içsin
     bir fincanını Léopold Sédar Senghor
     kahve kokusu geliyorsa kelimelerimden
     ilhamını senden aldığı içindir makaleler
     gemiler yüzdürürken Nuh gibi deryalar üzerinde
     ve Yusuf gibi düşerken zindanlara
     bir de baktım ki İbrahim gibi ateşler içindeyim
     ağır geldi hayat, kaldıramadı omuzlarım bu yükü
     nehirlere ve bir de şehirlere adadığım kelimelerimi
     – dedim ya, “çağa tanıklığım” –
     bir heybeye doldurup yanıma alarak Mirac’a çıktım
     ordan dünyanın üzerine boşalttım heybemi
     alfabemdeki harfleri yeryüzüne serptim yukarıdan
     kimi okyanusa düştüler, kaybolup gittiler suyun derinliklerinde
     kimi dağlara düştü harflerim, kimi şehir merkezlerine
     kimi yıllarca köy köy dolaşıp isimler aradılar, asimilasyonun haritadan sildiği
     kimi akşam serinliğinde Hira Dağı’nda oturup Mekke’yi seyrettiler
     Kâbe’nin etrafında Kapitalizm’in sıra sıra dizili putlarını
     kimi enkaz altındaki Muzafferâbâd’a düştüler depremde tamamen yıkılan
     o karda kışta, Himalaya eteklerindeki Balakot köyünde
     dört yaşındaki Semra’nın minik avuçlarına düştüler, ısıtmak için
     yorgan oldular, battaniye oldular, nevresim oldular, sımsıcak yataklar oldular
     kimi su gibi aziz oldular Schaffhausen önlerinde
     kimi Goethe gibi aşka dair sanat oldular Mariánské Lázně’de
     kimi çocukları sevindirmek için yol alırken açık denizlerde
     Akdeniz’in ortasında kelepçelenip Negev Çölü’nde hapishaneye atıldılar
     kimi karış karış gezerken Balkan topraklarını Evliyâ Çelebi gibi
     yeniden yapılan camilerin duvarlarına şiir oldular
     kimi İsfahan’da gül olup kokusu sinerken Nakş-ı Cihan Meydanı’na
     Kerem’e yoldaş olup Aslı’yı aradılar yıllar boyunca
     kimi Garissa’da bir fincan kahve oldular gözlerin gibi hatırı olan
     mülteci kamplarında yatıp kalktılar Dadaab kurağında
     kimi Naf Nehri’ni geçmeye çalıştılar Rohingya ülkesinde
     bir yanı su, bir yanı ateş olan bir kavimle tanıştılar
     bir Cennet’in üzerinde bir Cehennem’i yaşayan
     Teknaf’tan Kaksa Bajar’a ağıt oldular, Chittagong’dan Dakka’ya çığlık
     kimi harflerim yaşamın başladığı topraklara düştüler
     hürriyet ve istiklâl şiârı oldular Kürdistan vatanında
     bir pêşmergenin ailesine cepheden yazdığı mektup oldular
     kimi yağmur gibi bereket taşıyıp düştüler Türkmenistan steplerine
     feminist bir devlet kurdular Aşkabat çıkışında
     Aşk-âbâd çıkışında…
     Kimi harflerimi de avuçlarımda sakladım
     onlar sana özeldi
     melek soylum
     kulaklarına fısıldayacaktım onları
     kollarıma sardıktan sonra, dudaklarından öpmeden önce
     kahve yeşili
     hani Evliyâ Çelebi gezerken Balkan topraklarını şehir şehir
     Elbasan’a ayak basarken 1670 tarihinde
     Mbret Camiî’nin duvarına şiirler yazmıştı ya hani
     o sırada caminin bahçesindeki ağacın arkasına saklanıp
     gizlice Evliyâ Çelebi’yi seyreden
     duvara neler yazdığını merakla okumaya çalışan bir delikanlı vardı
     o bendim işte
     yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Yezdigird içsin
     bir fincanını Kerimxan Zend
     belki yaşam üçüncü defa başlar şu yaşlı gezegende
     belki Horasan’da başlar bu kez, belki de Yemen’de
     ya da ne bileyim, Gore Adası da olur yeter ki başlayacaksa bir kez daha
     ancak yasak meyvâ ile değil
     tufan ile değil
     bir fincan kahve ile başlasın yeni yaşam bu defa
     cezvede kavrulsun iki yol, üç dîn, dört kitap,
     beş vakit, altı kıta, yedi iklim ve sekiz cilt seyahatname
     bir sayfası Rohingya
     bir sayfası Frizya
     Kızılderili öğütleri egemen olur belki bu kez yeryüzünde
     barış olur belki bu defasında, kardeşlik olur, paylaşmak olur,
     Cudi yerine Şengal Dağı’na oturur gemi bu sefer belki
     10 Emir belki Zigana Geçidi’ne iner bu kez
     Kızıldeniz değil, Akdeniz ikiye yarılır belki bu kez tam da 72. milde
     Avesta da korunur belki, Zebur da yenibaştan iner
     ve bütün yitik ülkelerin isimleri yer alır dünya haritasında
     melek soylum
     kahve yeşili
     hani Şerefxan savunurken Bitlis Kalesi’ni Rozkî beyleriyle
     tek tek vurulup düşerken kaleden Rozkî’nin yiğitleri
     koyunların başında oturup ağlayan bir çoban vardı
     o bendim işte
     yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
     Kalk bir kahve yap, melek soylum
     kahve yeşili gözlerinde süzerek
     bir fincanını Hypatia içsin
     bir fincanını Hannah Arendt
     Şu aşk var ya kalbimdeki,
     Allah’tan gelme,
     Cennet’ten indi oracığa,
     henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde…
     Aşk, Allah’ın 100. sıfatıdır
     kadındır, yeryüzündeki halifesi
     doğuran, çoğaltan, bereketlendiren, üreten herşey dişidir çünkü
     Asiye emzirmezse,
     Tanrı kime gönderecekti Kutsal Kitap?
     Meryem doğurmazsa,
     nasıl dirilecektik biz öldükten sonra?
     Hacer olmazsa,
     Tanrı’ya nasıl komşu olacaktık şâhdamarımızdan daha yakın?
     Hatice örtmeseydi Muhammed’in üstünü,
     hiç iner miydi Müdessir?
     Fatımâ’nın evi olmasa,
     ilmin kapısı olabilir miydi Ali?
     Zeynep olmazsa,
     bir mektep doğar mıydı Kerbelâ kıyamından?
     melek soylum
     sevdiceğim
     hani Qazî Muhammed’in bir talebesi vardı
     üstü başı pasaklıydı
     tembeldi, haylazdı
     diğer öğrenciler sınıfta pürdikkat dinlerken Qazî’nin dersini
     o tırnaklarıyla önündeki sıraya haritalar çizerdi
     o bendim işte
     yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
sediyani@gmail.com
 
     SEDİYANİ HABER
 
     16 ARALIK 2016
 
2652 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

12 Cevap Kahve Yeşili

  1. Garbi dedi ki:

    Gerçekten büyük bir zevkle baştan sonuna kadar defalarca sıkılmadan okudum . Konusu aşktan beslenerek dini,tarihi,felsefeyi,ilmi,seyahati… birbirine ancak bu kadar harmanlastirabilir bir insan . Allah razı olsun

  2. Uğur K. dedi ki:

    Yeşil’in her tonunu şiirlerinizde göreceğiz galiba:) Tatvan’ı şiirde okumak güzeldi, bir de Turgut Uyar’dan.

  3. Yusuf Can dedi ki:

    Sevgili Ibrahim Sediyani edebi, felsefi, kadim tarih ve kahve tadında bir şiir olmuş, yüreğinizde aşk kaleminizde adalet daim olsun.

  4. Av. Memet Kılıç (Almanya YEŞİLLER Partisi :) ) dedi ki:

    Değerli İbrahim kardeşim,
    güzel şiir, büyük bir birikimin ürünü, seni kutluyorum. Sana bu şiiri yazdıran hanımefendiyi de kutluyorum :))

  5. Hüseyin ÖZCAN dedi ki:

    Aşk, Bilgi, Tarih

  6. Kadir Karaç dedi ki:

    Dilim tutuldu okurken, yaşamınızda mutluluklar dilerken daha güzel eserler yazmanızı candan diliyorum. İyi ki sizi tanımışım hocam.

  7. Mikail dedi ki:

    Muhtesem.

  8. Şirin Mine Kılıç dedi ki:

    Muhteşem.. bir sonrakinde kahve yeşili gözlüye sizin yaptığınız kahvedeki duyguları okumak isterim

  9. Cevdet Çaçan dedi ki:

    Xêr û pipar be helbesta teyê nuh.

  10. Mariye Çelik dedi ki:

    Muhteşem abi nasıl bu kadar tarihi bu kadar olayı bir araya getirdiniz..hayran kaldım ..

  11. Ahmet Heşyar Altuntaş dedi ki:

    Rabbim gönlünü daha geniş daha bereketli kılsın. Bir çırpıda tarih bir çırpıda muhabbet bir çırpıda…

  12. hüseyin dedi ki:

    tebrikler…çok etkileyici bir metin..yayınlanmış kitaplarınızdan istesem ..özellikle şiir kitaplarınızı ….veya nasıl temin edebilirim?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir