Kürdistan’ın 3. Said’i

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

“Ben ‘Demokratik Türkiye’ için savaşmam, ancak ve ancak ‘Bağımsız Kürdistan’ için savaşırım. Benim, Türkler, Farslar ve Araplar demokratikleşsin diye verecek canım yoktur. Benim bir tek canım var ve onu da sadece ve sadece Kürtler özgürlük ve bağımsızlığına kavuşsun diye veririm.”

Şehîd Dr. Said Çürükkaya (rh. a.)

said-curukkaya-0

     Vanlı Molla Ali’nin çok güzel bir Kürtçe beyiti vardır:

     “Wê welatê do Saîdê xwe heye, do
     Yêkî serê xwe do, yêkî omrê xwe do.”

     Anlamı şöyle:

     “Bu vatanın iki Said’i vardır, iki
     Biri başını verdi, biri ömrünü verdi.”

     Başını verenden kasıt Şeyh Said, ömrünü verenden kasıt Bediuzzaman Said-i Kurdî’dir.

     Şimdi 3. bir “Said”i daha var Kürdistan’ın: Dr. Said Çürükkaya.

     O da “rûhunu verdi”

     * * *

     Yazıyı buraya kadar yazmak kolaydı ama bundan sonrasını yazmak gerçekten çok zor. Acıyı kelimelere dökmek ayrı bir zorluk, ömrünü Kürdistan’a adamış o yiğit insanı kaleme almak ayrı bir zorluk.

     Oysa şehâdetinden daha bir hafta önceydi, kendisiyle telefondaki neş’eli sohbetimiz.

     Said Çürükkaya ağabey, Facebook’ta bir fotoğraf paylaşmıştı.

     Fotoğrafta, sevgili İsmail Beşikçi Hoca ve sevgili İbrahim Gürbüz Hoca ile birlikte, Azad Kürdistan’ın başkenti Hewlêr (Erbil)’de, Kürt kadın sanatçı sevgili Rojin’in lokantasında oturmuş çay içiyorlardı.

     Said abi bu hoş fotoğrafı aynı keyifle paylaşır paylaşmaz, önce birkaç saniye fotoğrafa bakıp tebessüm ettim.

     Sonra dayanamadım ve elim cep telefonuma gitti. Telefonu elime aldım ve kendilerini cep numaralarından aradım.

     Zaten mutluydular ama benim onları aramamla daha mutlu oldular.

     Dedim, “Abi fotoğrafı görünce dayanamadım, üçünüzü birarada görünce, dayanamadım aradım.”

     “Allah razı olsun İbrahim” dediler, “Çok iyi ettin.”

     Sırayla, bir Said Çürükkaya ile konuşuyordum, bir İsmail Beşikçi ile, bir İbrahim Gürbüz ile.

     Ben arayan kişi olarak telefonum kulağımda hep sabit duruyordu ama karşıdaki telefon sürekli el değiştiriyordu. Telefon bir Said abinin elinde, bir Beşikçi hocanın, bir İbrahim Gürbüz hocanın.

     Benim her söylediğimden sonra karşımdaki telefonda konuşan, başkasıydı.

     Said Çürükkaya, İsmail Beşikçi, İbrahim Gürbüz ve Rojin’in oturup sohbet ettiği o masaya oturup sohbete dahil olan 5. kişi olmuştum resmen.

     Cep telefonunda konuşuyorduk ama yarım saate yakın sürmüştü sohbetimiz. Çok keyifli bir sohbetti çünkü. Efendim cep telefonunda yurtdışını aramak pahalıymış, fatura çok yazarmış, umurumda bile değildi! Karşımda İsmail Beşikçi, İbrahim Gürbüz ve Said Çürükkaya var; faturayı kim takar? (Eskiden, yani tıpkı benim gibi “sıradan insanlar” iken, çok yakın dostlarım ve kardeşlerim olduklarını zannettiğim için haftada en az iki kere Almanya’dan cep telefonuyla arayıp hal hatırlarını ve durumlarını sorduğum, hatta “Siz aramayın, Türkiye’den çok yazar, ben ararım, Almanya’da telefon o kadar pahalı değil” dediğim, ve fakat HDP’den milletvekili olup bilmem kaç bin lira maaş aldıkları halde daha bir gün bile beni arayıp hal hatrımı sormamış “kardeşlerim” bilmezler böyle şeyleri.)

     Said Çürükkaya’ya “Abi ne zaman döneceksin Almanya’ya?” diye sorduğumda, gülerek, “Asıl sen ne zaman Kürdistan’a geleceksin?” demişti. O’na, “İnşallah abi, ilk fırsatta gelip seni ziyaret edeceğim” dedim.

     Said Çürükkaya, İsmail Beşikçi ve İbrahim Gürbüz; bu üç insan nasıl insanlardırlar, Allah’ım! Ne güzel insanlardırlar…

     İnsan bu kadar mı mütevazi, bu kadar mı nazik olur…

     İsmail Beşikçi’nin ilmine, bilgi ve birikimine, Kürdistan üzerine 30’un üzerinde kitap yazıp Kürtler için tam 17 yıl hapis yatmasına baktığımda ben kendimden utanırken, O gittiği her yerde insanlara yazılarımı tavsiye edip beni över, benim gibi basit biri de kendini birşey sanır…

     Said Çürükkaya hakezâ. O’nun bütün ömrünü Kürdistan’ın bağımsızlığına ve azîz Kürt milletinin özgürlüğüne adamış olmasına baktığımda, ben kendimden utanırken ve bir hiç olduğumu anlarken, O her sohbetimizde yazılarıma övgüler yaparak beni daha bir utandırır.

     O sohbette yine yaptı aynı şeyi. “Yazıların çok hoş İbrahim, severek takip ediyorum” dediğinde, utancımdan yerin dibine girdim.

     Ömrünü Kürdistan için harcamış, varlığını, herşeyini Kürt halkına adamış şerefli bir hayatın yanında bizim yazdığımız üç beş satır yazının ne kıymeti olabilir ki?

     O geceki sohbetimiz o kadar güzeldi ki, bütün sıkıntılarımı atmıştım üzerimden.

     Sohbetin sonunda Said Çürükkaya, İsmail Beşikçi ve İbrahim Gürbüz’ün ellerinden öptüm ve kendilerine iyi bakmalarını söyledim.

     * * *

     Aradan bir hafta bile geçmemişti ki, acı bir haber düştü ajanslara.

     Gönüllü pêşmerge ve bomba imhâ uzmanı Said Çürükkaya, 26 Ekim Çarşamba günü saat 15:30 sularında Başika yakınlarında bulunan Fazıliye köyünde IŞİD barbarlarının kazdığı tünelde bir bombanın patlaması sonucu ağır yaralanmıştı

     Kürdistan’ın hürriyet ve istiklâline kasteden ve Ortaçağ karanlığından hortlamış IŞİD adlı barbar sürüsüyle mücadele ederken o barbar gürûhun döşediği mayın ve bombaların imhâsı çalışmaları esnasında ağır yaralanan Pêşmerge komutanı Dr. Said Çürükkaya, ilk olarak Kürdistan’ın başkenti Hewlêr (Erbil)’de tedavi altına alındı, ancak durumu çok ağır olduğu için acilen uçakla Almanya’ya gönderildi.

     Güvenlik nedeniyle ismi gizli tutulan hastanede yaşam savaşı verirken, ailesini devamlı arıyordum. Durumu hiç iyi değildi.

     Bir Zaza Kürdü olan Pêşmerge komutanı Çürükkaya, Almanya’nın Koblenz şehrindeki Koblenz Askerî Hastanesi’nde iki gün bitkisel hayatta kaldıktan sonra 30 Ekim 2016 günü rûhunu teslim etti.

     Ailesini telefonla arayıp onlardan vefât haberini aldığımda, hiçbir şey diyememiş ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak telefonu yüzlerine kapatmıştım, vedâ sözünü bile sarfetmeden. (Bunun için ailesinden özür diliyorum)

     Said abi şehîd olmuştu.

     Yatamadım o gece. Sabaha kadar ağladım.

     * * *

     Şuna herkesin inanmasını istiyorum: Kürt halkı en kıymetli evlâdını yitirdi.

     Almanya’da yaşayan Dr. Said Çürükkaya, IŞİD barbarlar sürüsünün 2014 yazında Kürdistan’ın Musul şehrini ele geçirip işgal etmeleri üzerine Almanya’da mesleğini bırakmış ve gönüllü olarak gidip Kürdistan millî ordusu Pêşmerge’ye katılmıştı.

     Kürdistan’ın Çêwlîk (Bingöl) ilinin Dara Hênê (Genç) ilçesinden bir Zaza Kürdü olan Şehîd Dr. Said Çürükkaya, Kürdistan halkının yiğit bir evlâdıydı.

     Said Çürükkaya’ya Allah Tebareke we Teâlâ’dan râhmet, kederli ailesine, halkımızın gözbebeği kahraman Pêşmerge ordusuna ve tüm Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum.

     Bir Kürt için en şerefli ölüm, vatanı ve milleti için ölmektir. Çünkü şerefli ve onurlu her Kürt, Kürtler’in özgürlüğü ve Kürdistan’ın bağımsızlığı için yaşar. Bu kutlu yolda gelecek ölüm, şehâdetin en güzel rengidir.

     Yiğit insan, Kürdistan için bugüne dek en değerli kişilikleri bağrından çıkarmış Zaza Kürtleri’nin vatana armağan ettiği son rehber insan Dr. Said Çürükkaya da bu onurlu hayatı seçtiği için kendisine böylesine şerefli bir ölüm nasip olmuştur.

     “Ben ‘Demokratik Türkiye’ için savaşmam, ancak ve ancak ‘Bağımsız Kürdistan’ için savaşırım. Benim, Türkler, Farslar ve Araplar demokratikleşsin diye verecek canım yoktur. Benim bir tek canım var ve onu da sadece ve sadece Kürtler özgürlük ve bağımsızlığına kavuşsun diye veririm” diyen yiğit komutan Said Çürükkaya’nın tertemiz adı hiç kuşkusuz Kürdistan tarihine altın harflerle yazılacaktır.

     * * *

     Vanlı Molla Ali’nin çok güzel bir Kürtçe beyiti vardır:

     “Wê welatê do Saîdê xwe heye, do
     Yêkî serê xwe do, yêkî omrê xwe do.”

     Başını veren Şeyh Said, ömrünü veren Said-i Kurdî’dir.

     Şimdi 3. bir “Said”i daha var Kürdistan’ın: Said Çürükkaya.

     O da “rûhunu verdi”

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     4 KASIM 2016

SENİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ SAİD ABİ

KÜRT HALKI VE KÜRDİSTAN SANA MİNNETTARDIR

said-curukkaya-1

said-curukkaya-2

said-curukkaya-3

said-curukkaya-4

     Sen kaparsan gözlerini
     soğur bütün tonları turuncunun
     kaybolur yeşil
     karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
     yumma kapanmasın gözkapakların
     bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
     çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
     her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
     hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
     dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
     iki memelerinin arasında
     ve yitik coğrafyaların haritasıdır
     minik avuç içlerindeki çizgiler.

     Bir gül kopardım gönül bahçesinden
     parmaklarımda kan
     bir gül kopardım dilara lehçesinden
     takmak için saçlarına
     gül kokulu hicaba bürünesin diye
     devrimdir iç dünyanda yaşadığın med – cezir
     kendine yabancılaşma sandığın duygular
     aslında öze dönüştür
     yeni bir hayata başlar benliğimiz
     güneş topraklarımıza da doğar bir gün
     bir gece ansızın parçalanır zincirleri nefretin
     bir seher vakti kaldırırlar başlarını ayçiçeği çocuklar
     bir sabah yeni bir hayata açar gözlerini şiir kokulu kadınlar
     bambaşka bir ezan sesi duyulur İshakpaşa sarayından
     “Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
     “Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
     ve uyanır oniki bin yıllık uykudan Yukarı Fırat havzası.

     Nehirdir her bir şiir sana doğru akınca
     her makale bir metropoldür sen dokununca sözcüklere
     kalbin ayna tutar fikrime
     yeniden ahitleşirim yaşlı bir ağacın altında dâvâmla
     bir kez daha yürürüm Dara Hênê üzerine
     bir daha kuşatır yüreğim Diyarbekir surlarını
     yeniden sevdaya tutulur Murat suyu
     darağacına çekilir benliğim, hüzün olur Haziran
     ve aynı son sözleri mırıldanır dudaklarım:
     “We lâ ubâlî bi sulbî fî cuz’u-ir râda
     İn kâne mesre’i fî- Allâh’i we fî’d- Dîn”
     sen “Çeşm-i Gazel” yazılarımın ilhâm kaynağı
     Sediyan topraklarını besleyen Peri Çayı
     sakın kapama gözlerini
     üşürüm sonra.

     (İbrahim Sediyani, “Gülistan” şiir kitabından)

 

2972 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

4 Cevap Kürdistan’ın 3. Said’i

  1. abdurrahman kar dedi ki:

    ırkçılık rüzgarı senide savurdu ha . o saidler den birini bilmem ama ikincisi suratına tükürürdü muhakkak

  2. N.A dedi ki:

    Her insanın, insan olma açısından sevilip saygı duyulmasını ahlaki bir ilke olarak kabul ederim ama düşüncelerini, anlayışını ve tutumlarını hakkaniyetle bağdaşıp bağdaşmadığına göre ya kabul eder ya da etmem. İnsanın zatına saygı şartsız olmalı ama sıfatlarına, edindiği diğer her şeye şartlı olmalıdır. İnsanın özüne sevgi, saygı göstermeden hakiki manada ilişki kurulabilir mi? Sağlıklı bir fikir teatisi başlayabilir mi? Hakikatler beyan edilebilir mi? Azıcıkta olsa acılar azatılabilir mi? Bu çerçeveden hareketle, ben kürdüm diyen veya Kürtlerin gasp edilen haklarını savunan her insanın sıkça rasladığı ve Abdurrahman kardeşin yorumunda da kendini dışa vuran ırkçılıkla ilgili yaygın bir yaklaşımı bir iki noktaya değinerek tenkide tabi tutacam.
    Irkçılık, bir ırkın diğer bir ırktan veya tüm ırklardan üstün olduğunu savunmaktır; diğer ırkların özgürlüğünü, haklarını çiğnemektir; bir ırkı insani ve ilahi değerlerin fevkinde konumlandırmaktır; her şeye ırki gözlükle bakmaktır; kendi ırkını alemin merkezine koymaktır; ırkları insani müştereklerde buluşturmak yerine bir ırkta eritip asimile etmektir; insan ırklarını kökte birleştirmek yerine, hepsini bir dal haline getirmektir; kök (birlik) adına dalları (farklılıkları) kesmektir vs. Şimdi, tarih boyunca başka etnik gurupların zülmüne uğramış, ülkesi parçalanmış, her şeyi talan edimiş ve halende her türlü haksızlığa maruz kalan bir halkın, milletin mensubu olan bir kimse ırkcı olabilir mi? Hala faşist dayatmalara maruz kalan güçsüz bir insan veya toplum nasıl faşist olabilir? Irkcı fikirler kafasına gelsebile onları fiiliyata geçirmesi mümkün mü? Böyle şartlar altındaki bir milletin bir mensubuna, “Sakın ırkcılık yapmayasın ha” veya “Irkçılık rüzgarı senide savurdu ha” demenin ahlaki bir yönü, nesnel bir karşılığı ve mantıki bir ızahı var mı? Böyle bir sözün, evlenme imkanı olmayan bekar bir insana, “Eşini boşama ha” veya “İkinci karı alma rüzgarı seni sarmasın ha” demekle ne farkı var? Irçılık yapma konumunda olmak bir yana, sistematik ırkçılığa maruz kalmaktan hala kendini kurtaramamış bir kişi veya topluluğun olası faşistliğinden kaygı duymak, mevcut sistematik ırkıçılığın ırkçılık karşıtlığı şeklinde zuhur etmesi değil midir? Doğru söz, doğru yerde ve söylenmesi gereken tarafa söylenmesze aksine inkılap eder, yani hak sözle batıl murad edilir ve batıla hizmet edilmiş olur. Irkçılık ahlaki olarak da dini olarak da günah kategorisine girer; büyük günah demedim çünkü, günahın en büyüğü günahı büyük ve küçük diye ayırmaktır. Küçük günahın içinde büyüğü ve büyük günahın içinde küçüğü vardır. Onun için eğer gerçekten derdedimiz mesela ırkçılığa karşı olmak ise öncelikle kendimizi farkındalık süzgecinden gerçirmek suretiyle netleştirmeliyiz; acaba bizi sıkan ve öfkendiren ırkçılığın kendisi midir yoksa ırkçılığı yapan şahıs mıdır? Günah mıdır yoksa günahı yapan şahıs mıdır? Eğer bizi öfkelendiren ırkıçılığın ta kendisi ise o zaman her yerde bizi rahatsız eder ve dolaysıyla karşı çıkarız ama eğer hakikatte bizi öfkelediren ırkıçlığın kendisi değil de, yapan şahıs ise o zaman bizim ırçılıkla bir sorunumuz yoktur demektir ve ırkçılık burada sadece bir bahanedir. Dünyada her kes, ‘biz ırkçılığın her türlüsüne karşıyız diyor’ ama ne hikmetse her yerde ırkçılık diz boyu. Eğer gerçekten ırkçılığın kendisiyle sorunları olsaydı durum böyle olmazdı.

  3. Cevahir Özkan dedi ki:

    Kürdistan’ın başka bir Said’i daha var bu Said’leri aşan: Sait Kırmızıtoprak…

  4. Mardin (Mêrdin) dedi ki:

    Hocam artık arkadaşlar ile tartışmıyorum, başta sizin olmak üzere bazı yazıları öneriyorum. Elinize sağlık.

    Yine çok güzel bir yazı olmuş, bu defa aile tadında olmuş hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir