Frizya İnekleri

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 9, bölüm 16: Frizya inekleri…

 

 

 

Erdem ve Bilgelik Arıyorsan Nehirlerin Akıntısını Takip Et – 16

İbrahim Sediyani

In gek dy’t earm libbet om ryk te stjerren.

(Zengin ölmek için fakir yaşayan bir aptal.)

Friz atasözü

16... 00

     Alkmaar ilçesinden çıktıktan sonra, Kuzey Hollanda (Flm. Noord – Holland; Friz. Noard – Hollân) il topraklarında “sürekli kuzeye doğru” yaptığımız yolculuğa devam ediyoruz.

     İlçe merkezinden çıktıktan sonra, Huiskebuurt ve Aagtdorp köylerinin arasından geçiyoruz. Daha sonra Schoorl ve Schoorldam köyleri çıkıyor karşımıza. Bu köylerin karşı karşıya bulunduğu noktada N 9 yolundan çıkıp N 504 yoluna giriyoruz.

     N 504 yoluna girdikten sonra karşımıza çıkan ilk yerleşim birimi, Warmenhuizen ilçesi. Onun ardından gelen Eenigenburg köyünü de geride bırakıyoruz.

     Frizya (Friz. Fryslân; Flm. Friesland), hakikaten çok ilginç bir coğrafya. Dünyanın en ilginç topraklarıdır, “yitik ülke” Frizya.

     Bir kere hiç dağ yok! Bir tane bile yok. En ufak bir yükselti, küçük bir tepe dahi yok. Hiç yok.

     Bütün ülke, tıpkı bir futbol sahası gibi dümdüz. Ve yine tıpkı bir futbol sahası gibi yemyeşil.

     Hani nasıl desem, şöyle 50 basamaklı bir merdiven bulup 25 m yukarıya çıkabilirseniz, ordan 100 km ötesini görebilirsiniz. Biraz mübalağa ettim ama, hakikaten böyle bir coğrafya.

     Araba sürmenin, sürücü ehliyeti almanın en kolay olduğu ülke olduğunu tahmin ediyorum, bu ülkenin. Çünkü her taraf dümdüz ve etrafınızı geniş bir biçimde görebiliyorsunuz. Ne yokuş çıkıyorsunuz, ne de yokuş iniyorsunuz. Zira yokuş yok!

     Coğrafî yapı olarak Avusturya’nın tam tersi, Hollanda. Ülkede bir tane bile dağ yok, tamamen dümdüz. Zaten ülkenin en yüksek yeri de, Hollanda – Belçika – Almanya sınır üçgeninde bulunan 322 m 70 cm yüksekliğindeki küçük bir tepecik. Gezimize ordan başlamıştık, hatırlarsanız. (Hollanda’nın en yüksek noktası olan Vaalserberg için bkz. Erdem ve Bilgelik Arıyorsan Nehirlerin Akıntısını Takip Et – 2)

     Nasıl ki devâsâ büyüklükte bir ülke olmasına rağmen Suudî Arabistan’da bir tane bile nehir yoktur, Hollanda’da da bir tane bile dağ yoktur.

     Hollandalılar dağa hasret. Dağa hasret oldukları için, tatillerde genelde denizli sahilli ülkelere değil, dağlık ülkelere giderler. Yani tatillerini yüzerek değil, dağcılık yaparak geçirirler. Örneğin, Haziran – Temmuz aylarında Almanya’nın otobanlarına çıkarsanız, otobandaki araçların büyük çoğunluğunun sarı plakalı (Hollanda plakalı) araçlar olduğunu ve hepsinin de güneye doğru seyrettiğini görürsünüz. Avusturya’ya gidiyorlar çünkü, dağlık ülke Avusturya’da tatil yapmaya. Yaz aylarında gidin Avusturya’ya, orada dağ köylerindeki turistlerin büyük çoğunluğunun Hollandalı turistler olduğunu görürsünüz. Dağ için gelmişlerdir. Dağlık ülke olduğu için gelmişlerdir. Çünkü Hollanda insanı, dağa hasret.

     Hollanda’nın, özellikle de Frizya’nın bir özelliği de, coğrafyasının insana çizgi film gibi gelmesidir. Sanki gerçek hayatta değil de, çizgi filmin içindeymiş gibi hissedersiniz kendinizi. Gördüğünüz her şey sanki oyuncakmış gibi.

     Ama güzel. Gerçekten çok güzel. En azından benim ilgimi çekiyor, hoşuma gidiyor. Gerçi suyu bol ama havası yok, bu kadar çok nehir olmasına rağmen dağ olmadığı için şelâle de olmaz ama, gelip gezmesi eğlenceli. Sürekli yaşanmaz belki ama, gezmesi oldukça keyifli.

     En çok değirmen ve bir de inek görüyorsunuz, bu topraklarda. Bir de peynir ve lale. Balığı da unutmamak lazım tabiî.

     İnekleri, dünyaca meşhur “Frizya inekleri”. Bu inekler Frizya coğrafyasına özgü olduğu için, ismi de bütün dünya dillerinde “Frizyan” şeklindedir. “Frizyan” denir bu ineklere. (Türkçe’de de ismi böyle)

     Frizya ineklerinin Frizce orijinal ismi “Holstein – Frysk”, Flamanca ve Almanca ismi “Holstein – Friesian”. Türkçe’de de ismi böyle ancak Anadolu’da kısaca “Siyah alaca” olarak anılıyor.

     Yolculuk esnasında, karşımıza sürekli çıkıyordu bu inekler. Yemyeşil ve düz ovalarda otlanan Frizyan inekleri, Frizya coğrafyasında seyahat ederken sıklıkla görme şansına sahipsiniz.

     Benekli benekli oldukları için, görünüşleri de oldukça güzel bu ineklerin. Siyah – beyaz renkleri, müthiş bir güzellik kazandırmış bu ineklere.

     – Dayı baksana, inekler ne kadar güzel, diyerek hayranlıklarını belirtiyor yeğenlerim.

     – Evet, çok tatlılar.

     Ablam ise her zamanki gibi keyif ve neş’e kaynağımız:

     – É dayınız niye sevmesin, baksanıza, hepsi Beşiktaşlı. 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     Ablam, yolculuk boyunca bizi gülmekten kırıp geçiriyordu. Eskiden memlekette, Karakoçan’da, aile içinde yaşanmış olayları, o “eski toprak” insanların yapıp ettiklerini, komik hallerini anlatıyor, ben ve yeğenlerim de arabanın içinde gülme krizleri geçiriyorduk. Hele bazen gülmekten öyle bir duruma düşüyordum ki, direksiyon hakimiyetimi bile kaybediyordum.

     Mizah, neş’e, insanları güldürme konusunda ablalarım benden daha beterdirler. Zaten o “eski toprak” dediğimiz insanların, yaşlılarımızın halleri, maceraları, insanın aklına gelince bile gülme tutar ister istemez. Bir de onları ablamın bir anlatış şekli var ki, dinlerken gülmekten yerlere yatmamak mümkün değil.

     İneklere baka baka yolculuk edince, Karakoçan’daki teyzemlerin doğum yapan ineği ile ilgili bir olayı anlatıyordu bize, ablam. Teyzemin kocası (yaşlı oldukları için, biz teyzelerimizin beylerine “Enişte” değil “Dayı” diye hitap ederiz), fanatik bir Galatasaraylı. “Cim bom bom” der, başka şey demez!

     Bir gün inekleri bir yavru doğurmuş. Doğan dananın rengi siyah – beyaz. Dayım, yani teyzemin kocası, dana siyah – beyazdır diye kalkıp kesmeye çalışmış, “Beşiktaşlı dana bize lazım değil” diyerek. Zor kurtarmışlar danayı elinden. O olayı anlatıyordu ablam:

     – Kadir Dayı öfkesinden yerinde duramıyor, tutturmuş “keseceğim danayı” diyor, “Bize Beşiktaşlı dana lazım değil”… 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Millet toplanmış, adamı engellemeye çalışıyor. Zavallı dana, daha yeni annesinin karnından çıkmış, bıçağı almış eline “keseceğim” diyor… 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Ya anne, bu olay gerçek mi?.. 🙂 🙂 🙂

     – Na heee he. Qay ben de ordaydım ha.

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Adamı zaptedemiyoruz. Bütün mahalle toplanmışız, erkekler, kadınlar, hep birden engellemeye çalışıyoruz dayımı…

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – Biz diyoruz, “Dayı, dayı! Yaw ellerinden öperiz biraz sakin ol hele yaa, biraz makul ol! Yaw sarı – kırmızı dana olmaz ki. İnek nasıl doğursun sana Cimbomlu danayı?..

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Dilber teyzem de küplere binmiş, kocasına saydırıyor, “Bêtar se te hani” diyor; “Tu çı bela buyi serê me?”

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Sonra ne oldu peki? 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Zor bela durdurabildik… 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – Abla ya, iyi ki Kadir dayı Fenerli değil, çünkü sarı – lacivert hayvanlar hiç yok… 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – Allah’tan dayım Frizya’ya gelmemiş, yoksa buradaki ineklerin hepsini katleder, çünkü hepsi Beşiktaşlı… 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – İnek katlâmı yapar…

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Katliâm değil, soykırım…

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Frizya tarihinde iki büyük soykırım hadisesi: Birincisi, 8. yüzyılda Haçlılar’ın zorla Hristiyan yapmak için Friz halkını soykırıma uğratması, ikincisi de 21. yüzyılda Kadir Dayı’nın hepsi Beşiktaşlı diye Frizyan inekleri soykırıma uğratması… 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     Yolculuğumuz oldukça keyifli geçiyordu. Ablam bizi gülmekten kırıyordu. Lahey (Den Haag)’da yolculuğa başladığımız saatten başlayarak, bütün bir yolculuğumuz boyunca bizi güldürüyor, neşelendiriyordu.

     Burgerbrug adlı köye geldiğimizde, yolumuzun iki yanında da sıra sıra dizili çiftlikler, ahırlar olduğunu görüyorduk.

     – İbo, bu çiftliklerden birine gir biraz bakalım. Hem belki taze süt ve peynir de vardır…

     – Tamam abla.

     Kuzey Hollanda (Flm. Noord – Holland; Friz. Noard – Hollân) ilinin Schagen (Flm. Schagen; Friz. Skagen) ilçesine bağlı bir köy olan Burgerbrug, 475 insanın yaşadığı küçücük, şirin bir köy. Köyün adı, “Vatandaş Köprüsü” anlamına geliyor.

     Köy, bir zamanlar küçük bir akarsu olarak akan ancak günümüzde tamamen kurumuş olan Zijpe polderi üzerinde, 1597 yılında kuruldu. Daha sonra köyde tarım ve hayvancılık yapılmaya başlandı.

     Tarihî kaynaklarda yazıldığına göre, 1660 yılında köyde demirci, fırıncı, değirmenci vb. mesleklerden 8 tane usta vardı ve bu ustalar, bu ve çevre köylerin tüm imar ve çalışmalarına bakıyorlardı. Komşu köylerdeki çiftliklerin tüm temel ihtiyaçlarını bu ustalar karşılıyorlardı.

     1742 yılında köyde 25 ev vardı ve 28 aile ikamet ediyordu. Köy dışında ise 10 ev bulunuyordu ve buralarda 12 aile yaşıyordu. Bu dönemde köyde ayrıca bir tane de kilise vardı. Bu, köyün dışında, Ruigeweg adlı yolun üzerinde, basit bir çiftlik kilisesiydi. 19. yy’da köye ikinci bir kilise yapıldı. Taştan ve biraz daha modern, Burgerweg adlı yolun üzerinde. İlk kilise ise işlevini tamamen yitirdiği için, 20. yy’da kilise olmaktan çıkarıldı ve şu anda bir “kültür merkezi” olarak kullanılmaktadır.

     Günümüzde 475 kişinin yaşadığı, bir kasap dükkânı ile birkaç küçük marketin bulunduğu Burgerbrug köyünün bir kilisesi, iki de okulu var. Okullardan biri “St. Jozefschool” ve kiliseye ait, biri de “De Gouden Hoeck” ve devlete ait.

     Yolumuzun üzerindeki çiftliklerden birine sürüyoruz arabayı. Çiftliğin önünde park edip, dışarı çıkıyoruz.

     Çiftlikte pek kimse yok gibi görünüyor. Biraz sağına soluna bakınca, çiftliğin yanındaki küçük ve tek katlı, çatısı da piramit gibi olan evden iki çiftçi çıkıyor dışarı. Pencereden bizi görünce, dışarı çıktılar.

     Çiftçiler dışarı çıkınca, kendileriyle hem tanışıp biraz sohbet ediyor, hem de çiftlik hakkında bilgi alıyoruz.

     Sonra ahıra giriyoruz. Ahırda inekler var, (Cimbomlular duymasın) siyah – beyaz renkte Frizyan inekleri. Hepsi de Beşiktaşlı, maşallah.

     İneklere biraz yem veriyorum ahırda. Ne de olsa Şampiyonlar Ligi’nde oynayacağız, oyuncularımızı iyi beslememiz lazım.

     Hay maşallah, nazar değmesin, verdiğim yemleri öyle bir iştahla yiyorlar ki. Formları zirvede, kondüsyon tamam. Bu sezon şampiyonluk garanti gibi.

     Evet, sevgili okurlar; bunlar dünyaca meşhur “Frizya inekleri”. Bu inekler Frizya coğrafyasına özgü olduğu için, ismi de bütün dünya dillerinde “Frizyan” şeklinde.

     Frizya ineklerinin Frizce orijinal ismi “Holstein – Frysk”, Flamanca ve Almanca ismi “Holstein – Friesian”. Türkçe’de de ismi böyle ancak Anadolu’da kısaca “Siyah alaca” olarak anılıyor.

     “Bos Taurus Typicus Primigenius” yabanî alt türünden geliştirilen ve anavatanı Hollanda – Frizya olan Frizyan ineklerin (siyah alaca), en önemli kültür ırkı, süt sığırıdır.

     Bu ineklerin ağırlığı, bakım ve beslenme şartlarına bağlı olarak değişmekle birlikte, ergin ineklerde 500 kg – 700 kg, boğalarda ise 800 kg – 1000 kg arasıdır. Vasat işletme koşullarında % 3, 5 yağlı 4 ton dolayında laktasyon verimine sahiptir. Hayvan ince, yumuşak ve elastikî bir deriye sahip. Baş uzun, dar ve kuru görünüşlü. Siyah – beyaz, bazılarında turuncu – beyaz benekli olup, çok da şirin bir görünüşü vardır. Tüm dünya genelinde çocuklar için yapılan oyuncak inekler genelde bu inek türüdür, dikkat etmişseniz.

     Anavatanı Hollanda – Frizya olan Frizyan inekler, kadim Frizya (Friz. Fryslân; Flm. Friesland) coğrafyasında yaşıyorlar. Siyasetle pek ilgilenmedikleri için, hallerinden memnunlar. Frizya’nın coğrafî yapısı nedeni ile denize sıfır ovalardaki meralarda yetiştiriliyorlar. Vatanına milletine bağlı inekler olarak yetiştirildikleri için, bu meralarda pek terör vb. olaylar yaşanmıyor. Friz halkı asırlar boyunca bu coğrafyaya başka sığır ırkı sokmadan Frizya damızlık ineklerinin saflığını korumuşlardır.

     Frizya süt ineği, tipik bir mera hayvanıdır. Genelde dişi olanlar, damızlık süt hayvanı olarak kullanılır. Frizya ineklerinin süt verimi oldukça yüksek. Frizyan erkek danalar, besi yönünden oldukça elverişlidir. Bir gün içinde 1 kg üzerinde canlı ağırlık artışı sağlayabiliyorlar.

     Frizya damızlık ineği, aynı zamanda tam bir süt hayvanıdır. Frizya süt ineğinin vücût yapısı baştan arkaya doğru genişleyerek, bir süt hayvanı olduğunun özelliğini gösterir. Memeler dolgun ve büyüktür. Süt damarları geniş, uzun ve belirgindir. Tüyler kısa parlak görünümlüdür. Siyah – beyaz renkler bütün vücûdu sarar, Cimbomlular ve Fenerliler kıskançlıktan çatlar.

     Genel olarak Frizyan sığır ırkının erkek buzağılarının ortalama doğum ağırlığı 40 kg ilâ 42 kg arası, 6. ay ağırlığı 160 kg ilâ 170 kg arası, 18. ay ağırlığı 450 kg ilâ 500 kg arası, 18. aylığa kadarki günlük canlı ağırlık artışı ise düzenli bir beslenme altında 900 g ilâ 1 kg arasındadır. 1 – 1, 5 yaş arasındaki erkeklere uygulanan 3 – 4 aylık yoğun beside ise günlük canlı ağırlık kazancı 1 kg – 1, 1 kg düzeyindedir.

     Dünya haritasını gördüklerinden beri trenlere bakmayı terk eden ve öbür ülkeleri de görme hayâli kuran bu öküzler ve inekler, 19. yy’ın sonlarında bütün dünya ülkelerine yayılmaya başlamışlardır. Ancak “Kadınlar eşya mıdır yoksa memeli hayvan mı?” ilmî tartışmalarının yapıldığı İslam dünyasında, İslam âlimleri (!) kadının “memeli hayvan” olduğuna hükmettikleri için, Müslüman ülkelere çok geç gitmişlerdir bu memeli inekler. Türkiye’ye ancak 1958 yılından başlanarak Tarım Bakanlığı’nın girişimleri ile girebilmişlerdir.

     Hollanda’dan diğer ülkelere 19. yy’ın ortalarından itibaren götürülmeye ve yetiştirilmeye başlanmış olan Frizya damızlık inekleri, götürülen ülkelerde “melezleme” yoluyla bulunduğu ülkenin sığırcılığında belirleyici rol oynamıştır. Bazıları da Türkiye’de tecavüze uğramışlardır.

     Frizyan sığırlarının Türkiye’de yetiştirilmesine 1958 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden Tarım Bakanlığı tarafından Bursa’nın Karacabey (Mihalıç) ilçesine getirilen inek ve boğalarla başlanmıştır. Sonraki yıllarda Federal Almanya, Büyük Britanya, İsrail, Danimarka ve tekrar ABD’den devlet hayvancılık kurumlarına ve bazı özel işletmelere Frizyan inek ve boğalar ithal edilmiştir. Gerek yapılan bu ithaller ve gerekse ülkede yetiştirilen hayvanlarla Frizyan sığır popülasyonu giderek büyümektedir. Bu ırk sığırlar Türkiye’de daha çok Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilmektedir.

     1958 yılından itibaren ülkemize Tarım Bakanlığı tarafından getirilen Frizya damızlık sığırlarına, Ege ve Marmara bölgelerinde sunî tohumlama yolu ile vatandaşın elinde bulunan yerli ırkla melezleme çalışması yapılmıştır. Daha sonraları “ne mutlu Türklük ırkı” devletimiz tarafından yapılan bu melezleme ve sunî tohumlama çalışmaları Akdeniz Bölgesi’nde devam etmiştir.

     Türkiye’ye özellikle son yıllarda Dünya Bankası (İng. The World Bank) kredileri ile dış ülkelerden birçok safkan Frizya süt ineği getirilmiştir. Ülkenin her tarafında yetiştirilmeye başlanan Frizya inekleri, böylece ülke genelinde hatırı sayılır sayıda Frizya süt ineği çiftliği kurulmasına vesile olmuş, Türkiye – Hollanda dostluk ve kardeşliğine katkıda bulunmuşlardır.

     Bugün Türkiye’de Frizyan sığır ırkının en yaygın olduğu iller Bursa, Balıkesir, Çanakkale, İzmir, Manisa, İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya, Adana ve Antalya illeridir. Bu illerde saf Frizyan yetiştiriciliği yapan modern işletmeler vardır. Ayrıca bu illerdeki yerli ırk sığırların Frizyan ırkı ile melezlenerek ıslah edilmeleri için de çalışmalar yapılıyor. Sunî ve tabiî tohumlama yoluyla yürütülen bu çalışmalar için gerekli Frizyan boğaları, ilgili bölgelerde bulunan devlet hayvancılık kurumlarındaki elit Frizyan sürülerinden ve özel sığırcılık işletmelerinden sağlanmaktadır.

     Siz sevgili okurlarım için yaptığım araştırmaya ve üşenmeden yaptığım sayıma göre, Türkiye’de 500 bin ilâ 600 bin arasında safkan Frizya süt ineği bulunmaktadır. Ülke genelinde melezlerle beraber bu sayının 3 milyon civarı olduğunu da belirtelim, yazımız “renklensin” diye. 

     Frizya inekleri Türkiye’de bulunan diğer sığır ırklarına göre hastalıklara daha hassastırlar. Onun için hastalıktan korunma mücadelesi tam olarak yapılmalıdır. Bütün hastalıklara karşı aşılamaları muntazam yerinde ve zamanında yaptırılmalı, iç ve dış parazit mücadelesi zamanında gerçekleştirilmelidir.

     Frizya inekleri dünyanın en iyi süt ineği ırkı olarak yetiştirildiği için, fiyatları da biraz yağlıdır. Fiyatları diğer süt hayvanı ırklarına kıyasla oldukça yüksektir.

     İneklerin ortalama laktasyon süresi 300 ilâ 320 gün arasıdır. Türkiye’de Frizya ineklerinin bir laktasyonda süt verimi, inek başı ortalama 4 bin 500 litre ilâ 5 bin 500 litre arasındadır. İyi bir bakım ve beslenme ile 5 bin 500 litre – 6 bin 500 litre arasını bulan çiftlik sayısı da gittikçe artmakta. Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde bu rakam 7 bin litreyi geçmektedir. Bizdeki bu farkın en önemli sebeplerinin bakım, beslenme ve seleksiyon hatalarından kaynaklandığı bilinmektedir.

     Frizyan ineği ırkı dünyanın en yüksek süt veren sığır ırkı olmakla birlikte sütteki yağ oranı diğer kültür ırklarına kıyasla düşüktür. Frizya ineğinin sütteki yağ oranı, beslendiği gıda türüne göre değişim gösterdiğinden, % 3, 5 ilâ % 3, 8 arasındadır. Genel olarak sütte yağ oranı yüksek olan ırklarda sütteki diğer katı maddeler (protein, karbonhidrat vb.) oranı da yüksek ve yağ oranı düşük olan ırklarda diğer katı maddeler oranı da düşük olduğundan, bu ırkın sütünde yağ dışındaki katı maddeler oranı da düşük oluyor.

     Bir Frizya ineği, yılda yaklaşık olarak 9 bin litre süt veriyor. Bu ise günlük ortalama 24, 5 litre süt demektir. Fakat buna rağmen, gerek Hollanda’ya gittiğimde gerekse Türkiye’ye gittiğimde, bir Allah’ın kulu bize bir tas sütlaç yapıp önümüze koymuyor.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 9

FOTOĞRAFLAR:

16... 01

Kuzey Hollanda (Flm. Noord – Holland; Friz. Noard – Hollân) ilinin Schagen (Flm. Schagen; Friz. Skagen) ilçesine bağlı bir köy olan Burgerbrug, 475 insanın yaşadığı küçücük, şirin bir köy. Köyün adı, “Vatandaş Köprüsü” anlamına geliyor.

16... 02

En çok değirmen ve bir de inek görüyorsunuz, bu topraklarda. Bir de peynir ve lale. Balığı da unutmamak lazım tabiî.

16... 03

İnekleri, dünyaca meşhur “Frizya inekleri”. Bu inekler Frizya coğrafyasına özgü olduğu için, ismi de bütün dünya dillerinde “Frizyan” şeklindedir. “Frizyan” denir bu ineklere. (Türkçe’de de ismi böyle)

16... 04

Yolumuzun üzerindeki çiftliklerden birine sürüyoruz arabayı. Çiftliğin önünde park edip, dışarı çıkıyoruz.

16... 05

Çiftlikte pek kimse yok gibi görünüyor. Biraz sağına soluna bakınca, çiftliğin yanındaki küçük ve tek katlı, çatısı da piramit gibi olan evden iki çiftçi çıkıyor dışarı. Pencereden bizi görünce, dışarı çıktılar.

16... 06

Çiftçiler dışarı çıkınca, kendileriyle hem tanışıp biraz sohbet ediyor, hem de çiftlik hakkında bilgi alıyoruz.

16... 07

Sonra ahıra giriyoruz. Ahırda inekler var, (Cimbomlular duymasın) siyah – beyaz renkte Frizyan inekleri. Hepsi de Beşiktaşlı, maşallah.

16... 08

Bu ineklerin ağırlığı, bakım ve beslenme şartlarına bağlı olarak değişmekle birlikte, ergin ineklerde 500 kg – 700 kg, boğalarda ise 800 kg – 1000 kg arasıdır. Vasat işletme koşullarında % 3, 5 yağlı 4 ton dolayında laktasyon verimine sahiptir. Hayvan ince, yumuşak ve elastikî bir deriye sahip. Baş uzun, dar ve kuru görünüşlü. Siyah – beyaz, bazılarında turuncu – beyaz benekli olup, çok da şirin bir görünüşü vardır. Tüm dünya genelinde çocuklar için yapılan oyuncak inekler genelde bu inek türüdür, dikkat etmişseniz.

16... 09

Anavatanı Hollanda – Frizya olan Frizyan inekler, kadim Frizya (Friz. Fryslân; Flm. Friesland) coğrafyasında yaşıyorlar. Siyasetle pek ilgilenmedikleri için, hallerinden memnunlar. Frizya’nın coğrafî yapısı nedeni ile denize sıfır ovalardaki meralarda yetiştiriliyorlar. Vatanına milletine bağlı inekler olarak yetiştirildikleri için, bu meralarda pek terör vb. olaylar yaşanmıyor. Friz halkı asırlar boyunca bu coğrafyaya başka sığır ırkı sokmadan Frizya damızlık ineklerinin saflığını korumuşlardır.

16... 10

İneklere biraz yem veriyorum ahırda. Ne de olsa Şampiyonlar Ligi’nde oynayacağız, oyuncularımızı iyi beslememiz lazım.

16... 11

Hay maşallah, nazar değmesin, verdiğim yemleri öyle bir iştahla yiyorlar ki. Formları zirvede, kondüsyon tamam. Bu sezon şampiyonluk garanti gibi.

16... 12

Frizyan sığırlarının Türkiye’de yetiştirilmesine 1958 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden Tarım Bakanlığı tarafından Bursa’nın Karacabey (Mihalıç) ilçesine getirilen inek ve boğalarla başlanmıştır. Sonraki yıllarda Federal Almanya, Büyük Britanya, İsrail, Danimarka ve tekrar ABD’den devlet hayvancılık kurumlarına ve bazı özel işletmelere Frizyan inek ve boğalar ithal edilmiştir. Gerek yapılan bu ithaller ve gerekse ülkede yetiştirilen hayvanlarla Frizyan sığır popülasyonu giderek büyümektedir. Bu ırk sığırlar Türkiye’de daha çok Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilmektedir.

16... 13

1958 yılından itibaren ülkemize Tarım Bakanlığı tarafından getirilen Frizya damızlık sığırlarına, Ege ve Marmara bölgelerinde sunî tohumlama yolu ile vatandaşın elinde bulunan yerli ırkla melezleme çalışması yapılmıştır. Daha sonraları “ne mutlu Türklük ırkı” devletimiz tarafından yapılan bu melezleme ve sunî tohumlama çalışmaları Akdeniz Bölgesi’nde devam etmiştir.

Türkiye’ye özellikle son yıllarda Dünya Bankası (İng. The World Bank) kredileri ile dış ülkelerden birçok safkan Frizya süt ineği getirilmiştir. Ülkenin her tarafında yetiştirilmeye başlanan Frizya inekleri, böylece ülke genelinde hatırı sayılır sayıda Frizya süt ineği çiftliği kurulmasına vesile olmuş, Türkiye – Hollanda dostluk ve kardeşliğine katkıda bulunmuşlardır.

16... 14

Bugün Türkiye’de Frizyan sığır ırkının en yaygın olduğu iller Bursa, Balıkesir, Çanakkale, İzmir, Manisa, İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya, Adana ve Antalya illeridir. Bu illerde saf Frizyan yetiştiriciliği yapan modern işletmeler vardır. Ayrıca bu illerdeki yerli ırk sığırların Frizyan ırkı ile melezlenerek ıslah edilmeleri için de çalışmalar yapılıyor. Sunî ve tabiî tohumlama yoluyla yürütülen bu çalışmalar için gerekli Frizyan boğaları, ilgili bölgelerde bulunan devlet hayvancılık kurumlarındaki elit Frizyan sürülerinden ve özel sığırcılık işletmelerinden sağlanmaktadır.

16... 15

Siz sevgili okurlarım için yaptığım araştırmaya ve üşenmeden yaptığım sayıma göre, Türkiye’de 500 bin ilâ 600 bin arasında safkan Frizya süt ineği bulunmaktadır. Ülke genelinde melezlerle beraber bu sayının 3 milyon civarı olduğunu da belirtelim, yazımız “renklensin” diye.

Bir Frizya ineği, yılda yaklaşık olarak 9 bin litre süt veriyor. Bu ise günlük ortalama 24, 5 litre süt demektir. Fakat buna rağmen, gerek Hollanda’ya gittiğimde gerekse Türkiye’ye gittiğimde, bir Allah’ın kulu bize bir tas sütlaç yapıp önümüze koymuyor.

1673 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir