Dürümlü (Bakavs)

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Diyarbekir’e bağlı Pasur (bugünkü ismi Kulp) ilçesinin Herta (bugünkü ismi Karpuzlu) köyünde mütevazi bir medrese.

     19. yüzyılın ikinci yarısı. Osmanlı dönemi.

     Tüfek icad edilmiş ama, mertlik henüz tam bozulmamış.

     Medresede Kürtçe eğitim veriliyor. Üstelik Kürtçe’nin iki lehçesiyle birden. Hem Kurmanc Kürtçesi’yle hem Zaza Kürtçesi’yle tedrisat yapılan bir medrese bu.

     Medrese dedikse, öyle devâsâ, ahım şahım birşey anlamayın. Küçük bir köyde, küçük bir evin hemen bitişiğinde, köy çocuklarına hem dînî eğitimin hem temel okul eğitiminin verildiği, mütevazi bir mekân.

     Bölgenin çok sevilen, halk tarafından büyük saygı ve hürmet gösterilen İslam âlimi Seyyîd Hüseyin Keya’nın evi bu.

     Bölge halkı seviyor diye, herkes sevecek değil tabi. Saltanat rejimi pek hoşnut değil Seyyîd Hüseyin Keya’dan. Çünkü O’nun öğrettiği İslam, resmî İslam’dan farklı. O, Qur’ân’daki İslam’ı anlatıyor bölge halkına, Sahih İslam’ı anlatıyor.

     Saltanat rejimi yer yer rahatsız ediyor kendisini, ama halkın tepkisinden çekindiği için bir kötülük yapamıyor.

     “Derin devlet” üstleniyor vazifeyi. Bölgedeki “taşeron örgütleri” kullanarak, medresesine silahlı saldırı düzenliyorlar. “Kürt halkının çıkarları için savaştıklarını” iddiâ edip, gerçekte egemen devletlerin çıkarlarından başka hiçbir şeyi korumayan örgütler, zaten hiç eksik olmadılar ki Kürdistan’da. 300 yıldır varlar. 19. yüzyılda da vardılar.

     Birkaç talebesini öldürüyorlar bu saldırılarda. Ölenler Kürt, öldürenler Kürt.

     Kendi canını önemsemez de bu ilim ve irfan adamı, talebelerinin canı sözkonusu olunca, mecbur kalıyor, terk ediyor köyünü. Göç ediyor yerinden yurdundan.

     Ailesi ve kitaplarıyla köyden çıkan Seyyîd Hüseyin Keya, geliyor, tâ Diyarbekir şehir merkezine geliyor, orda Sur semtinde medresesi bulunan çok yakın arkadaşı ve kendisi gibi İslam âlimi olan Seyyîd Hacı Evdî’nin yanına yerleşiyor.

     Fakat, orda da rahat bırakmazlar…

     Seyyîd Hüseyin Keya ve Seyyîd Hacı Evdî, her ikisi de ulemâdan olan bu iki yakın arkadaş, bu kez birlikte terk ediyorlar orayı.

     Geliyorlar, Diyarbekir şehir merkezine 25 km uzaklıktaki Heftgerm (bugünkü ismi Sarıkamış) köyüne…

     Köyün hemen çıkışında medreselerini kuruyorlar ve medreseye bitişik de kendi evlerini inşâ ediyorlar. Tam da Dicle Nehri’nin kenarında üstelik, akarsuyun hemen başında.

     Heftgerm (bugünkü Sarıkamış) köyünden, köy çıkışındaki bu iki medreseye çığ gibi bir akın vardır. İlgi o kadar büyüktür ki, köydeki hemen her hane talebe verir bu medreselere. Komşu köylerden gelen talebeler bile vardır.

     Köy çıkışındaki medreselerde, saatlerce Qur’ân tilaveti okunur. Toplu halde edilen dûâlar, okunan salavatlar, “Sallu âlâ Muhammed ve âl-i Muhammed” nidâları o derece gür bir şekilde ve coşku içinde yükseltilir ki, köyden bile duyulabilmektedir bu sedâlar.

     Bu iki medreseye olan ilgi o kadar artar ki, derken, medreselerin yanına yeni evler yapılır. Oraya aileler taşınır. Seyyîd Hüseyin Keya ve Seyyîd Hacı Evdî’nin komşuları da vardır artık.

     Orası artık bir yerleşimdir. Adını da “Bakavs” koyarlar.

     Tarih, 1869.

     Geçtiğimiz gün PKK’nın 16 köylüyü katlettiği Bakavs (bugünkü ismi Dürümlü) mezrâsı işte bu şekilde kurulur, sevgili okurlar.

     Ancak Seyyîd Hüseyin Keya ile arkadaşı Seyyîd Hacı Evdî’nin hikâyesi henüz bitmedi.

     Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, Dicle Nehri’nin suları yükselir. Sular, ırmağın hemen başında inşâ edilmiş olan medreselerin duvarına kadar gelir. Durulacağına her geçen gün daha da yükselen sular, medreselerin ikisini de yutacak seviyeye gelir.

     İkisi de âlim olan bu iki arkadaş, mecburen medreselerindeki tüm eşyâları ve kitapları çıkarıp, ordan da göç etmek zorunda kalırlar.

     Giderler, o zamanlar henüz var olmayan bugünkü Mermer köyünün 3 km batısında bulunan Şâh Hüseynâ’ya yerleşirler.

     Daha sonra da, 1885 yılında bugünkü Mermer köyünü inşâ ederler ve orada medreselerini kurarlar.

     Ancak onlardan dolayı Bakavs (Dürümlü) mezrâsına yerleşmiş olan köylüler, orada kalırlar.

     Keşke kalmasalardı. Keşke Dicle Nehri tüm mezrâyı yutacak kadar taşsaydı da, onlar da göç etseydi ordan.

     PKK’nın geçtiğimiz gün katlettiği gariban köylüler, işte o geride kalan ailelerin torunlarıdırlar.

     Bakavs (Dürümlü), küçük, küçücük bir mezrâdır ancak, bu küçük mezrânın kurulduğu 1869 yılından bugüne kadar olan tarihi, bütün Kürdistan’ın tarihidir aslında.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     21 MAYIS 2016

bakavs dürümlü

 

2385 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Dürümlü (Bakavs)

  1. Serhat Menap Altın dedi ki:

    Slmlar , İbrahim bey ben , o yazınızda bahsi geçen herta’dan’nım . HERTA hakkında elinizde herhangi bilgi varmı. Varsa benimle paylaşırsanız sevinirim . Ve yazının kaynağı varmı ? . Varsa , paylaşırsanız sevinirim .. köyümüzün geçmişi hakkında , herkes farklı bilgiler veriyor, maalesef kafamız karışık durumda.. bu konuda yardımcı olursanız sevinirim . SLmlr , saygılar İstanbul’dan .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir