Aydın, Desteklediği Parti İktidarda Olursa Nasıl Davranmalıdır?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     “Aydın duruşu” ile ilgili fikir teatisinde bulunduğumuz daha önceki sohbetlerimizde, aydın olmanın “duruş” ile değil “değer” ile alakalı bir vasıf olduğunu belirtmiştik.

     Bunun anlamı şu: Aydın olma vasfı, herhangi bir dünya görüşü veya siyasî çizgiye aidiyet ile ölçülmeyeceği gibi, iktidara muhalif ya da taraftar olma tercihi ile de tartılamaz. “Muhalif aydınlar”, “İktidar yandaşı aydınlar” gibi nitelemeler, gelişmemiş toplumlara özgü tanımlamalardır. Zirâ “aydın olmak”, “duruş” ile değil “değer” ile alakalı bir konudur.

     Aydının illâ ki iktidara muhalif olması veya rejim muhalifi olması gerekmez. Böyle bir anlayış, geri kalmış toplumlara özgü bir bakış açısıdır. Aydın, yaşadığı ülkede pekâlâ iktidara taraftar da olabilir, gönül bağı da bulunabilir.

     Sonuçta her insan gibi, aydın da belli bir dünya görüşü veya inanç dünyasının insanıdır. Bir aydının savunduğu fikirlerle uyumlu bir parti kurulabilir ve o parti iktidara da gelebilir. Bu durumda aydın, “Aydın demek iktidara muhalif olmak demektir, içimden gelmese de muhalefet etmeliyim” diye düşünüp, destekliyor olsa dahi, iktidara gelmiş olan partiye muhalefet mi etmelidir? Hayır. Böyle bir anlayış, dediğimiz gibi, geri kalmış toplumlara özgü düşünce ve davranış biçimidir.

     Ancak aydın, iktidar yandaşlığı yapamayacağı, hele hele bir partiyi körü körüne desteklemeyeceği için, kendi inanç ve düşüncesine en yakın partinin iktidarda olması halinde nasıl bir tutum içinde olması, nasıl davranması gerektiği konusu, üzerinde pek kafa yorulmamış ancak titizlikle düşünülmesi gereken ve aslında oldukça da ilgi çekici bir konudur.

     Peki ama, aydın, desteklediği veya en azından aralarında gönüldaşlık bulunan partinin iktidara gelmesi, iktidar olması halinde nasıl davranmalı, nasıl bir tutum içinde olmalıdır? İşte bugünkü sohbetimizde, bu konuyu hasbihal edeceğiz siz sevgili kardeşlerimizle.

     İktidara veya iktidar partisine muhalif olan aydınların nasıl davranması gerektiğini anlamak da, sanıldığı gibi o kadar kolay değildir. İnsanların genel olarak bunu anlaşılması çok kolay ve basit olarak görmesinin sebebi, “erdemli olmak” kriterini gözardı ettikleri içindir. Aydın, “erdemli olmak” çizgisinden asla ve kat’a ödün vermemesi gereken kişi olduğundan, aslında, iktidara muhalif olan aydınların da nasıl davranması gerektiği konusu, zannedildiği gibi basit değildir. Ancak “aydın duruşu ve erdemli olmak” konulu sohbetler dizimizin daha önceki sohbetlerinde, bunu siz sevgili kardeşlerimizle oldukça ayrıntılı ve derinlikli bir biçimde hasbihal etmiştik.

     Bu sohbetimizde ise, iktidar partisine destek veren aydınların “erdemli olmak” çizgisinden sapmadan, bu ilkeyi çiğnemeden iktidardaki kendi partilerine nasıl destek vermeye devam edebileceklerini, nasıl davranmaları gerektiğini hasbihal edeceğiz.

     Bugün Türkiye’de 14 yıldır iktidarda olan ve halen de iktidar olan parti Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) olduğuna göre, bu sohbette muhataplarımız tamamıyla AK Parti destekçisi aydınlardır, tabiî ki.

     Daha önceki sohbetlerimiz, genel olarak tüm aydınlara yönelik idi. Fakat bu sohbetimiz, özel olarak AK Parti cenahındaki aydınlara yöneliktir.

     * * *

     AK Parti cenahındaki aydınları konuşmadan önce, AK Parti’nin kendisini özet olarak biraz konuşmak gerekiyor.

     2001 yılında kurulup 2002’de girdiği ilk seçimde iktidara gelen ve o günden beri de hep iktidarda olan AK Parti, ilk yıllarında oldukça müsbet çalışmalara imza attı. Yalnızca güzel işler yapmakla kalmıyor, daha önemlisi, duruş olarak da “Türkiye siyaseti”nin pek alışık olmadığı “erdemli bir çizgi” takip ediyordu. Bu durum kısa süreli veya dönemsel değildi. 2002’den başlayarak 2009, 2010 hatta bazı adımlarda topallayarak 2012’lere kadar böyleydi.

     2010’dan önceki AK Parti, iyi bir vizyona sahipti. Adalet ve özgürlüğü her kesim için isteyen, sosyal adalete inanan, insanlar arasında ayrımcılık yapmayan, toplumu kutuplaştırmayan hatta kaynaştıran, Avrupa Birliği’ni hedeflemiş bir partiydi. 2010 öncesi AK Parti’yi – ki benim de desteklediğim bir süreçti – Türkiye için bir şans olarak görüyordum; sahip olduğu vizyonla ülkeyi demokratikleştirip, hatta medenîleştirip daha da ileri noktaya taşıyacağına inanıyordum.

     Ancak 2010’dan sonraki, yani şimdiki AK Parti, çok açıktır ki CHP ve MHP’den bile daha gerici bir görüntü veriyor. Şu anki varlığıyla ve iktidarıyla da, ülkeye sıkıntıdan başka birşey getirmiyor. Önce Suriye iç savaşı, sonra Roboskî katliâmı, son olarak da 17 / 24 Aralık operasyonları ve ayyuka çıkan yolsuzluklar, bugünkü görüntünün oluşmasına zemin hazırlayan üç önemli saik olarak değerlendirilebilir.

     Dışarıdan bakıldığında pek farkedilmeyebilir ancak, AK Parti’nin geçirdiği olumsuz dönüşümün en büyük acısını ve sıkıntısını, AK Parti cenahındaki aydınlar yaşıyor. Kastettiğim köşe yazarları, gazeteciler değil. Onlar her hal û kârda şakşakçılığa ve trolluğa / troliçeliğe devam ediyorlar, onlar açısından bir sıkıntı yok. “Aydın” derken kimleri ve nasıl insanları kastettiğimiz, konuyla ilgili onca sohbetimizden sonra artık anlaşılıyor diye tahmin ve temenni etmekteyim.

     Gerçekten daha medenî, daha demokratik bir ülke hayâli içinde olan, uygar bir ülke ve erdemli bir toplum kaygısı taşıyan, mazlum Kürt halkının kemalist rejim tarafından gaspedilmiş olan tüm haklarını kazanmasını uman ve hatta kendisi de bunun fikrî mücadelesini veren aydınlar, AK Parti cenahında hep vardı ve hâlen de var. Sayıları da küçümsenmeyecek oranda fazladır. Çok oldukları gibi, bunların çoğunluğu da Kürt’tür. AK Parti cenahındaki Kürt aydınlar, bahsettiğim olumsuz dönüşümün acısını ve sıkıntısını yaşayanlardır.

     * * *

     Dedik ki, dışarıdan bakıldığında pek farkedilmeyebilir ancak, AK Parti’nin geçirdiği olumsuz dönüşümün en büyük acısını ve sıkıntısını, AK Parti cenahındaki aydınlar yaşıyor. Daha açık söylemek gerekirse, AK Partili Kürt aydınlar. Bunu ancak sözünü ettiğim aydınlar bilirler, kendileri bilirler. Büyük çoğunluğu, hatta diyebilirim ki istisnasız tamamı, yakın dostlarımız ve kardeşlerimiz oldukları için, içinde bulundukları rûh halini biz de yakından bilmekteyiz.

     Ancak bu kardeşlerimizin, yani AK Partili Kürt aydınlarının bilmedikleri ve anlamadıkları bir şey var: Daha önce demokratikleşme ve Kürtler’in gaspedilen haklarının iadesi (anadilde eğitim, yer isimlerinin iadesi vs.) konularında adımlar atmaya niyetli olan, samimî olarak böyle bir niyet içinde olan ve küçük de olsa bazı adımlar atmış, en azından başlangıç olarak ilk adımları atmış olan AK Parti Hükûmeti’nin, bunların hiçbirinin devamını getirmemesinin ve demokratikleşme adımlarını durdurmasının birinci derecedeki müsebbibleri, AK Partili Kürt aydınlarıdır. Bunun en büyük suçlusu, bizzat kendileridir. Bunun sebebi ise, sohbetimizin konusu olan “Aydın, desteklediği parti iktidarda olursa nasıl davranmalıdır?” sorusunun cevabını bilmemeleridir, nasıl davranmaları gerektiğini bilmemiş ve bu yüzden de hatalı davranmış olmalarıdır.

     İmdi, bunu açalım…

     Üzerinde yaşadığımız ve adına “Türkiye” denilen coğrafya, mâlum, “Laisizm” ve “Türk ırkçılığı” olmak üzere iki temel üzere inşâ edilen seküler – şovenist bir rejim tarafından yönetilen bir ülke. İlk seksen yılında bundan hiç taviz vermedi ve hiçbir hükûmet de bunda herhangi bir gedik açmaya çalışmadı. Bunu ilk yapmaya çalışan iktidar, AK Parti Hükûmeti’dir.

     Ancak bunu yapmak, hele de başarmak, o kadar kolay değildi, olamazdı. Öylesine ırkçı ve kelimenin tam anlamıyla faşist bir rejim kurulmuş ki, hem ırk ve dil olarak, hem de mezhep ve inanç olarak hiçbir farklılığa tahammülü yok. Bütün farklılıkları yok etmekle ancak varlığını idame edebileceğine inanan bir devlet anlayışı var. Daha da kötüsü, bu ırkçılık ve faşizm, topluma da şırınga edilip kanıksanır hale getirilmiş. Toplum da resmî ideoloji tarafından zehirlenerek ifsâd edilmiş.

     Düşünün ki, ülke nüfûsunun yarısından fazlasının anadilleri Kürtçe, Lazca, Çerkesçe, Arapça ama bu dillerin hepsi yasak, hiçbir resmî statüleri yok ve “anadilde eğitim” hakları dahi bulunmuyor. Düşünün ki, ülke kadın nüfûsunun üçte ikisi başörtülü ama başörtünün kamusal alana girmesi yasak; meclise giremiyor, resmî kurumlara giremiyor, okula dahi giremiyor. Düşünün ki, ırkçı – faşist rejim tarafından bu topraklarda 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin coğrafî isim zorla değiştirilmiş ve masa başında uyduruk isimler verilmiş; binlerce Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Çerkesçe, Ermenice, Rumca, Arapça yer isimleri haritadan silinip onlara uydurma Türkçe isimler verilmiş. Ülkedeki şehir ve köy isimlerinin yarısından fazlası uydurma; bir paşa tarafından veya devleti yöneten üç – beş kişi tarafından masa başında kafadan uydurularak verilmiştir ve halen bütün haritada bu uyduruk isimler yazmakta. Düşünün ki, – Müslüman olmayan Hristiyanlar’ı ve Yahudîler’i hiç saymıyorum bile; zirâ onlar can ve mal emniyetinden dolayı inançlarını açıkça dile getirmeye dahi cesaret edemezler – ülke Müslüman nüfûsunun yarısından fazlası Şafiî, Alevî ve Caferî iken, Diyanet sadece Hanefî’dir ve diğer mezheplerin resmî olarak hiçbir statüleri yoktur, Hanefî olmadıkları halde okulda ve camide Hanefî dîn eğitimine tabi tutulurlar. Dahası, iş bu Diyanet’in kendisi de, dîni değil devleti korumak için kurulmuştur. Devleti de dîne karşı korumaktadır üstelik.

     Öylesine faşist bir rejim ki, dünyada benzeri yok. Dünya tarihinde ikinci bir örneği yok.

     Böyle bir ülke ve devlet gerçeği varken, 80 yıllık uzun bir zaman geçtikten sonra, ilk kez, bu rejimle kavgalı ve bu seküler – şovenist anlayışa mesafeli olan bir parti iktidara geliyor. Amacı, yasal bir parti olması hasebiyle “sistem içinde kalmak koşuluyla” sistemi revize etmek, Türkiye’yi demokratikleştirmek, ülkeyi daha uygar bir yapıya kavuşturmak.

     Ancak işi o kadar kolay değil AK Parti’nin. Hiç kolay değil. Zirâ atılacak her olumlu adım, sergilenecek her türlü erdemli davranış, demokrasi ve uygarlık yolunda yapılacak en küçük bir hamle, tüm kurum ve organlarıyla olduğu gibi duran ırkçı – faşist oligarşiyi rahatsız edecek. Sadece onları da değil, az önce belirttiğimiz gibi, toplum da resmî ideoloji tarafından zehirlenip ifsâd edildiği için, bu adımlar toplumun önemli bir kesimini de rahatsız edecek. Zirâ toplumun kahir ekseriyeti o derece zehirlenip ifsâd edilmiş ki, bu büyük kitle, sayısal güç olarak AK Parti’den hemen sonra gelen ikinci ve üçüncü partinin kitlesini oluşturuyor. Yani demokrasi ve uygarlık yolunda atacağı her erdemli adımda, karşısında yalnızca oligarşiyi değil, rakip siyasî partileri de bulacak.

     Bütün bu zorluklara ve zor koşullara rağmen, kendisinden beklenen adımları, 2007’den başlayarak atmaya başlıyor, AK Parti. Yani iktidarının ilk beş yılında yalnızca “hizmet amaçlı” çalıştıktan sonra, özellikle 2007’den başlayarak siyasî amacına uygun adımları atmaya başlıyor.

     Şimdi, burada sorulması gereken soru şu: İktidara gelen ve birkaç yıl orda kalıp iktidarını sağlamlaştıran bir siyasî parti, artık konumunu sağlamlaştırdıktan sonra, ülkenin eski ırkçı yapıdan kurtulması ve demokratikleşmesi, daha uygar ve erdemli bir ülke olması yolunda adımlar atmaya başlarsa, ve fakat oligarşik yapıdan ve resmî ideoloji zehiriyle ifsâd edilmiş kesimlerden çekindiği için, bu adımları ürkek bir biçimde atarsa, o partiye destek vermiş olan aydınların yapması gereken nedir?

     Bizim burada konuşmamız gereken konu bu.

     Aklı başında her insan bilir ki, böyle bir durumda, o partiyle gönül bağı bulunan aydınların yapması gereken, attığı adımlardan dolayı partiyi takdir ve taltif etmek (ki mârifet iltifata tabidir) ve lâkin bununla kalmayıp, o adımların devamını getirmesi için partiyi teşvik etmek, daha büyük adımlar atabilmesi için partiye cesaret aşılamaktır.

     Ancak sözünü ettiğimiz aydınlar böyle davranmamışlar, böyle davranma erdemini gösterememişlerdir. Birincisini yapmakla birlikte, bunu yaparken çok aşırı bir övgüye kaçmış, mübalağa konusunda nerdeyse şakşakçılığa kaçan bir abartı sergilemişlerdir. İkinci hususu ise hiç yapmamışlar, tam tersine, iktidar partisine o adımların devamını getirmesi için cesaret vermek yerine, bilakis “her şey yapıldı, devrim oldu, şimdi Yeni Türkiye var” saçmalığına başvurup iktidar partisinin frene basmasına sebep olmuşlardır.

     AK Parti cenahındaki Kürt aydınların, kendilerini topluma ve ülkenin geleceğine karşı ağır bir vebâl altına sokmuş bulunan bellibaşlı büyük yanlışları şunlardı:

     1 – Attığı her olumlu adımda iktidar partisini taltif etmek, doğru bir davranıştır. Çünkü mârifet iltifata tabidir. İster iktidar partisi olsun ister muhalefet partileri, ister kurumlar olsun ister şahıslar, doğru bir davranışta bulunan herkes, o doğrusundan dolayı iltifâtı ve övgüyü hakkeder. Dolayısıyla iktidar partisinin de bu sözünü ettiğimiz dönemde (2007 – 2013 arası) attığı olumlu adımlardan dolayı aydınlar tarafından taltif edilip övgüye mazhar olmuş olması, doğru ve olması gereken bir durumdur.

     Ancak iktidar partisini attığı olumlu adımlardan dolayı övmek, ona bu adımların devamını getirmesi ve daha büyük adımlar atması için cesaret vermek amaçlı ifâ edilmeliydi. Fakat AK Parti cenahındaki Kürt aydınları, olumlu adımlarından dolayı iktidar partisine övgüyü bu stratejik akılla değil, bilakis toplumu mayıştırmak, AK Parti politikalarının Kürt toplumunda da itirazsız kabul edilmesi gibi politik bir amaçla ifâ etmişlerdir.

     Yani “aydın” vasfına yakışır şekilde davranmamışlar, “dâvâ adamı” vasfına uygun şekilde davranmışlardır. Böyle davrandıkları için de kaybeden hem Türkiye, hem Kürt halkı, hem de bizzat kendileri olmuştur.

     2 – Mevcut seküler – şovenist rejimden ve Kemalist kuruluş felsefesinin tüm oligarşik ardıllarından kurtulmak için, daha odur ilk adımlar atılırken, henüz başlangıç olarak birkaç küçük adım atılmışken, aşırı heyecana gelip, nerdeyse tüm adımlar atılmış, herşey bitmiş, “Eski Türkiye” tamamen tarih olmuş propagandasını yapmaları. En büyük hataları buydu.

     Daha ilk adımlar atılırken siz bütün adımlar atılmış ve eski devlet tarihe karışmış havası oluşturursanız, kendiniz gibi salak olmayan halkı inandıramazsınız ama bizzat iktidar partisinin kendisini buna inandırırsınız ve o da “demek yapılması gereken herşeyi yapmışım” diye inanarak frene basar. Nitekim yaşanan da tam olarak budur!

     İktidar o adımları atarken, kendisi de bunların “ilk adımlar” olduğunu biliyor ve zaten bu niyetle, ileride peyderpeyh daha büyük adımlar atma amacıyla atıyordu, ancak sizler, siz AK Partili Kürt aydınları, öyle bir hava oluşturdunuz ki, sanki atılması gereken tüm adımlar atılmış, yapılması gereken herşey yapılmış gibi, o ufak tefek adımlara dahi “devrim” dediniz. Sanki eski ırkçı – şoven devlet tarihe karışmış gibi, “Yeni Türkiye” diye bir saçmalık ortaya attınız. Hani “Yeni Türkiye”? Eski Türkiye’nin bütün ırkçı yapısı, bütün şovenist ilkeleri olduğu gibi durmuyor mu? Anayasa bile hâlâ eski anayasa. Hangi “Yeni Türkiye”den bahsediyorsunuz siz?

     Kürtçe anadilde eğitim mi var? Şafiîler ve Alevîler Hanefîler’le eşit statüye mi kavuştular? İsmi değiştirilen köy ve şehirlerin eski gerçek isimleri iade mi edildi? Faili meçhuller, JİTEM’ler mi tarihe karıştı? Yoksa Şırnak, Hakkari gibi yerler katliâmlara değil de olimpiyatlara mı evsahipliği yapıyor? Sizin bahsettiğiniz “Yeni Türkiye” nerede, biz de gidip orada yaşayalım?

     Kürtçe olan gerçek isimleri haritadan silinip onlara masa başında uyduruk Türkçe isimler verilen 12 bin 211 tane köyün 211 tanesinin bile ismi iade edilmemişken, sizin bahsettiğiniz “devrim” ne zaman yaşandı? Neden biz görmedik? Yoksa isimlerin tamamı iade edildi de bizim mi haberimiz olmadı?

     Bugün dikkat ederseniz, AK Parti Hükûmeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürtler’in gaspedilmiş olan haklarının iadesi için parti olarak çok büyük adımlar attıklarına inanıyorlar. Öyle ki, bunların kadir ve kıymetlerini bilmediklerini düşünüp Kürtler’i “nankörlük yapmakla” bile suçlayabiliyorlar. Onlar inanmadıkları bir şeyi söylüyor değiller. Gerçekten böyle inandıkları için böyle söylüyorlar. Peki ama neden? Kürtler için ufak – tefek birkaç göstermelik adım atmaktan başka hiçbir şey yapmadıkları halde, neden Kürtler’e karşı tüm yükümlülüklerini yerine getirdiklerine, Kürtler için çok büyük adımlar atıp önemli fedakârlıklarda bulunduklarına inanıyorlar? Neden böyle inanıyorlar? Sebebi işte bu, anlatmaya çalıştığım şey: Onları buna inandıran, sözünü ettiğim destekçi Kürt aydınlarıdır.

     AK Parti cenahındaki Kürt aydınları, AK Parti Hükûmeti’nin attığı en küçük adımları bile “devrim”, “Yeni Türkiye” diye pohpohladığı için, iktidardakiler yapılması gereken herşeyi yaptıklarına inanmışlardır. Daha kötüsü, o adımları iktidarın kendisi de “başlangıç” niyetiyle atarken, destekçisi Kürt aydınların bu aşırı övgüsü neticesinde, “Demek problemin boyutu bu kadarmış, atmam gereken adımları fazlasıyla bile attım” diye düşünerek frene basmıştır. Ve şimdi kendisine muhalefet eden Kürtler’e, “Sizin için her şeyi yaptık, nankörlük edip bir de bize muhalefet ediyorsunuz” demektedir. İktidarı böyle inandıran, AK Partili Kürt aydınlardır.

     3 – Türkiye’nin şimdiki durumunu, daha uygar ve demokratik ülkelerle kıyaslamak yerine, Türkiye’nin çok daha kötü olan eski durumuyla kıyaslamaları. Ve yanlış bir kıyas olduğu halde, hep bunu yapmaları.

     Eğer amacınız daha uygar ve demokratik bir ülkede yaşamak ise, aydınlar olarak ülkenizi hep sizden daha uygar ve demokratik olan ülkelerle kıyaslarsınız ki, iktidardakiler mevcut durumun ideal olan durum olmadığını anlayıp ülkeyi daha ileri götürmek, daha uygar ve demokratik bir ülke yapmak için çaba göstersinler. Fakat bunu yapmayıp, ülkenizi hep eski kötü durumunuzla kıyaslamakla, varmak istediğiniz hedef nedir? Türkiye’nin eskiden ne kadar kötü, şimdi ise ne kadar güllük gülistanlık olduğunu habire propaganda etmekle, sahi amacınız nedir? İktidar tüm demokratikleşme programını durdursun ve artık ülke için, Kürtler için, demokrasi için hiçbir adım atmasın mı istiyorsunuz?

     AK Parti cenahındaki Kürt aydınlarına soruyorum: Siz Türkiye’nin ve Kürtler’in düşmanı mısınız? İktidar frene bassın mı istiyorsunuz? Öyle ya, “devrim” olmuşsa ve eski Türkiye artık tarihe karışmışsa, bugün “Yeni Türkiye” varsa, demek yapılacak bir düzeltme, atılacak bir adım da kalmamış demektir. Hükûmet frene bassın ve daha atılacak olan tüm demokratik adımlara başlamadan son versin mi istediniz? Hem Kürt halkına hem de Türkiye’ye bu kötülüğü neden yaptınız?

     Oysa yapmanız gereken şey, ülkenin “Yeni Türkiye” adını verdiğiniz bugünkü halini, 4 tane resmî dilin olduğu İsviçre gibi ülkelerle, herkesin yasalar önünde hür ve eşit olduğu Finlandiya gibi ülkelerle kıyaslayıp, iktidarı daha çok adımlar atmaya ve daha cesur paketleri hayata geçirmeye teşvik etmek iken, siz tam tersini yapıp, ülkenin “Yeni Türkiye” adını verdiğiniz bugünkü halini, hep “Eski Türkiye” dediğiniz o ırkçı ve tam faşist dönemleriyle kıyaslayıp, iktidar partisini çooook çok büyük işlere imza attığına inandırmak oldu. Bugünkü kibirli iktidar ve onun başındaki megalomanlar, sizin eseriniz, sizin aşırı övgülerinizin eseri.

     Daha uygar ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen aydınlar, iktidar ne tür olumlu adımlar atarsa atsın onu yine de yetersiz görür ve sürekli daha uygar ve demokratik ülkeleri örnek göstererek, iktidarı daha iyi şeyler yapmaya teşvik ederler, daha cesur “demokratikleşme paketleri” hazırlamaya mecbur ettirirler. Fakat siz bunu yapmayıp, ülkeyi sürekli eski kötü zamanlar ile kıyaslarsanız, demokratikleşme adımları atmaya niyetli olan iktidarı bile bu niyetinden vazgeçirir, onu frene basmaya teşvik edersiniz. Nitekim ülkeye yaptığınız en büyük kötülük bu oldu.

     Küçük çocukların bile anlayabileceği bir konudur bu: Siz eğer bir insanı, kendisinden daha iyi bir insanla kıyaslarsanız, onun “kötü” olduğuna hükmedersiniz. Ama siz eğer bir insanı, kendisinden daha kötü bir insanla kıyaslarsanız, onun “iyi” olduğuna hükmederseniz. Siz eğer beni Arap şeyhleri ile kıyaslarsanız, benim “çok fakir bir insan” olduğuma hükmedersiniz. Ama siz beni eğer Somali’de açlıkla boğuşan insanlarla kıyaslarsanız, benim “süper zengin biri” olduğuma hükmedersiniz. Siz eğer beni namaz kılmayan, oruç tutmayan, hiçbir ibadetini yerine getirmeyen bir Müslüman’la kıyaslarsanız, benim “Cennet’lik bir Müslüman” olduğuma hükmedersiniz. Ama siz eğer beni takvâ sahibi, bütün hayatını İslam’a ve Qur’ân’a göre tanzim etmiş ihlaslı bir Müslüman’la kıyaslarsanız, benim için “Bu ne biçim Müslüman?” dersiniz.

     Anlaması bu kadar basit!.. Eğer daha iyisini arzu ediyorsanız, yapmanız gereken, hep daha iyisiyle mukayese etmek olmalıdır. Böyle yapmalısınız ki, onu daha iyisini yapmaya teşvik edesiniz. Ama siz bunu yapmayıp, hep daha kötüsüyle mukayese ederseniz, onun kendisini mükemmel sanmasına ve dolayısıyla daha iyi olmak için hiçbir adım atmamasına sebep olursunuz.

     Sözlerimizin başı da sonu da Allah-û Teâlâ’ya hamddır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     11 MAYIS 2016

aydın desteklediği parti

     İBRAHİM SEDİYANİ’NİN “AYDIN DURUŞU VE ERDEMLİ OLMAK” KONULU SOHBETLER DİZİSİNİN İLK 15 MAKALESİNİ BU LİNKLERDEN OKUYABİLİRSİNİZ

     Mârifet; Muhalif ya da Taraftar Olmak Değil, Erdemli Olmaktır

     http://www.sediyani.com/?p=7166

     Kazandıklarınızla, Kaybettiklerinizi Satın Alamayacaksınız!

     http://www.sediyani.com/?p=7634

     Zayıflar Farklılara, Güçlüler Benzerlere Düşmandır

     http://www.sediyani.com/?p=7617

     Zaman ve Zemin Aşımına Uğrayan Erdemli Tavırlar

     http://www.sediyani.com/?p=8209

     Hakikati Haksızın Değil, Haklının Yüzüne Çarpmak!

     http://www.sediyani.com/?p=8235

     Millet Olmanın Erdemi ve Asıl Büyük Felâket

     http://www.sediyani.com/?p=8261

     Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 1

     http://www.sediyani.com/?p=8269

     Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 2

     http://www.sediyani.com/?p=8275

     Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 3

     http://www.sediyani.com/?p=8428

     Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 4

     http://www.sediyani.com/?p=10145

     Aydın ile Entelektüel, Aynı Kişi Değildir

     http://www.sediyani.com/?p=11486

     Aydın, Değer Kazanan Değil, Değer Katan Kişidir

     http://www.sediyani.com/?p=11844

     Cahiliye Toplumunda Erdemli Kalabilmek

     http://www.sediyani.com/?p=11889

     Erdem, Faile Değil Fiile Bakarak Tavır Belirlemektir

     http://www.sediyani.com/?p=11958

     Aydın, Desteklediği Parti İktidarda Olursa Nasıl Davranmalıdır?

     http://www.sediyani.com/?p=12332

 

 

1443 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir