Kalbim Ege’de Kaldı

 

İbrahim Sediyani

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
      Sezen Aksu bu şarkıyı o kadar güzel söylüyor ki:
 
     “Yareme tuz diye yakamoz bastım,
     Tek şahidim aydı…
     Bir elimde defne,
     Bir elimde sevdan,
     Kalbim Ege’de kaldı…”
 
     Ege ile özdeşleşmiştir adetâ, İzmir denince akla ilk olarak bu şarkı gelir. En azından ben İzmir denince hemen bu şarkıyı hatırlarım.
 
     Geçen hafta İzmir’deydim. Kısa adı IAAA olan Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği (International Activist Artists Association) tarafından dâvet edildim İzmir’e. “Ege’nin incisi” bu güzel şehirde, “Barışa Kanat Olmak” adıyla düzenlenen Şiir Akşamı’nda dünyanın farklı ülkelerinden şairlerle birlikte ben de sahneye çıkıp şiirlerimi okuyacaktım. Bir de bu yıl 21.’si düzenlenen İzmir Kitap Fuarı’nda üç gün boyunca kitaplarımı imzalayacaktım.
 
     Bizim gibilerin kaderidir; herhangi bir dâvet almadığımız müddetçe evden dışarı çıkmayız ve işin garip yönü de şu ki, lütfedip dâvet edenlerle, ancak dâvete icabet edip gidersek orda tanışırız. Ben de Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği ve biribirinden değerli üyeleriyle, dâvete icabet edip gittiğim İzmir’de tanıştım.
 
     Daha ilk günden kardeş gibi olduk. Hatta “gibi”si fazla, kardeş olduk.
 
     Hayatımda ilk kez gördüğüm insanlar, İzmir Uluslararası Adnan Menderes Havaalanı’nda beni en yakın akrabasını karşılar gibi karşıladılar. Hayatında ilk kez beni gören insanlar, havaalanının çıkış kapısından çıkar çıkmaz kollarını açıp bana sarıldılar, dakikalarca kucakladılar ve alıp şehre götürdüler.
 
     Hayatımda ilk defa biribirimizi gördüğümüz insanlar, beni Alsancak semtinde, Vita Park adlı otelde bir hafta misafir ettiler.
 
     Hayatımda ilk defa gördüğüm aileler, bekâr olduğumu ve Almanya’da yalnız yaşadığımı bildikleri için, sırf “ev yemekleri” yiyeyim diye bazı akşamları beni evlerine misafir ettiler.
 
     Kitap Fuarı’ndaki 4 gün boyunca, hayatımızda ilk defa biribirimizi gördüğümüz ve çoğu İzmirli olan yazarlar, edebiyatçılar, şairler, sanatçılar, ressamlar ve heykeltraşlar, beni görür görmez “Ooo, Malcolm X de gelmiş… İzmir’e hoşgeldin Malcolm” diyerek bana sarıldılar, hal hatırımı sordular. 
 
     Hayatımızda ilk defa biribirimizi gördüğümüz ve HDP Urla İlçe Teşkilâtı yönetici ve üyeleri olan insanlar, sırf balığı çok sevdiğimi bildikleri için, beni alıp tâ Urla’ya, o bölgenin en meşhur ve manzaralı balık restoranlarına balık yemeğe götürdüler. Hem balık ziyafeti çektirdiler, hem de muhteşem bir doğa manzarası ile oldukça hoş bir akşam yaşamama vesile oldular.
 
     Hayatımızda ilk defa biribirimizi gördüğümüz ve Ege Üniversitesi ile 9 Eylül Üniversitesi’nin İlahiyat Fakültesi bölümlerinde okuyan İslamî kimlikli Kürt öğrenciler, İzmir’in nezih bir café’sinde toplu bir kahvaltı sohbeti hazırladılar ve kendilerine sohbet tarzı bir konferans verdim.
 
     İzmir’de dolu dolu bir hafta yaşadım. Rüya gibi haftaydı. En güzeli de bunları bu güzel insanlarla birlikte yaşadım.
 
     Aralarında Solcu var, Dîndar var, Atatürkçü var, İslamcı var, Türkçü var, Kürtçü var. AK Parti’li var, CHP’li var, MHP’li var, HDP’li var. Bu kadar farklı fikir ve siyasî çizgiden insanlar tarafından aynı şekilde sevilmek, benim için 29 harfle anlatmayı beceremeyeceğim bir mutluluk. Sebebini en çok ben bilmek isterdim. Galiba bunun sebebi, yazdığımız yazılarda insanlara hitap ederken, bunu muhataplarımızın “akıllarına” (düşüncelerine) ve “kalplerine” (duygularına) bakarak değil, tıpkı Malcolm X’in yaptığı gibi, “iki kaşının arasına” bakarak yapmamız.
 
     * * *
 
     16 – 24 Nisan 2016 günleri arasında düzenlenen 21. İzmir Kitap Fuarı’na, ben 20 Nisan’da Frankfurt’tan İzmir’e uçarak 21 Nisan’dan itibaren katıldım. TÜYAP Tüm Yapımcılık A. Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle Uluslararası İzmir Fuar Alanı (Kültürpark)’nda gerçekleşen organizasyonda 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu boy gösterirken, 150 farklı kültür etkinliği sahnelendi.
 
     Bendeniz Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği (International Activist Artists Association)’nin davetlisi olarak katıldım fuara. 3 gün boyunca İzmir’de kitaplarımı imzaladım.
 
     Söylesem yakışık almayacak, söylemesem içimde kalacak: 3 gün boyunca insanların – özellikle de İzmir’de yaşayan Kürt ailelerin ve İzmir’de üniversite okuyan Kürt öğrencilerin – gruplar halinde akınına uğradı, kitaplarımı imzaladığım stand. Diğer yazarların bana söyledikleri şu oldu: “Kitaplarının ve fikirlerinin en az hitap ettiği yer olan Ege bölgesinde bu kadar sevenin varsa, demek ki Kürt illerindeki fuarlara katılsan bütün kitaplarının baskını bir haftada bitirirsin.”
 
     22 Nisan günü muhteşem bir etkinlik vardı. “Barışa Kanat Olmak” adı altında düzenlenen Şiir Gecesi’ne dünyanın farklı ülkelerinden şairlerle birlikte katılıp ben de bir şiirimi okudum.
 
     Moderatörlüğünü IAAA Başkanı Ümit Yaşar Işıkhan’ın yaptığı ve Almanya’dan müzisyen Leman Stehn’in şiirlere fon müziği çaldığı Şiir Gecesi’nde sırasıyla şairler Azime Akbaş Yazıcı (Türkiye), Halim Yazıcı (Türkiye), Ulvi Tanrıverdi (Türkiye), Hayl Hilmî Srur (Suriye), Atilla Er (Türkiye), Ahmet Dinç (Türkiye), Dr. Âlâ el- Cabba (Gazze / Filistin), Atilla Yaşrin (Türkiye), Fatma Elvin Öztürk (Türkiye), Ahmed Cendî (Suriye), İbrahim Sediyani (Almanya), Dr. Hasan Leylâ (Yemen), Muzaffer Sarıgül (Türkiye), Murtaza Tuzlu (Kerkük / Kürdistan), Mustafa Gökçek (Türkiye), Şevki Özdemir (Türkiye), Zeynep Aslı Köstepen (Türkiye) ve Yücelay Sal (Türkiye) sahne alarak biribirinden güzel şiirlerini okudular. Değişik ülkelerden şairlerin farklı dillerdeki şiirlerini dinleyen konuklar oldukça romantik bir akşam yaşadılar ve gerçek anlamda şiire doydular.
 
     Gecede bendeniz “Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin” adlı şiirimi okudum.
 
     İzmir’de yayınlanan İlkses Gazetesi benimle bir söyleşi yaptı ve bunu gazetede tam sayfa çalıştılar. Röportajı gazeteci Emircan Işıldak yaptı.
 
     Akşam da, Afrika ülkesi “Senegal’in Kürt gelini”, Senegal Eski Başbakanı Aminata Touré’nin kardeşinin hânımı Yasemin Fidan Touré, bana “Mardin yemeklerini” yedirmek için bizi evine misafir etti. 2 yaşında dünya tatlısı çikolata bir kızı var, ismi de Aminata. Senegal’in başbakanı Aminata Touré Hanım’ın ismini vermişler kıza, yani halasının ismini. O leziz Mardin yemeklerini Yasemin Hanım’ın annesi yapmıştı, yani minik Aminata’nın anneannesi.
 
     Dördüncü günün sabahında, kaldığım Alsancak semtindeki Vita Park adlı otelin en üst katında, iki değerli Kürt aydını ve yazarı İbrahim Ülger ve Faik Bulut ile birlikte kahvaltı ettik. İki saatten fazla oturduğumuz ve sohbet ettiğimiz harika bir kahvaltıydı. Onlar anlattılar ben dinledim, ben anlattım onlar dinlediler, fakat neler konuştuğumuzu burda anlatmayacağım. (Türkiye henüz buna hazır değil)
 
     Akşam da, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin Urla ilçe teşkilâtı yönetici ve üyeleri, balığı çok sevdiğimi biliyorlarmış demek, beni alıp tâ Urla’ya, o bölgenin en meşhur ve manzaralı balık restoranlarına balık yemeğe götürdüler. Hem balık ziyafeti çektik, hem de muhteşem bir doğa manzarası ile oldukça hoş bir akşam yaşadık. Seyahatname’de sıkça sözediyorum ve gezi yazılarında bu “balık muhabbetleri”ni fazlaca abartıyorum galiba, insanlar biliyorlar balık sevdiğimizi. Kendileriyle geceyarısına kadar o nezih mekânda oturup sohbet ettik. Onlara HDP ve yürüttüğü siyaset ile ilgili düşüncelerimi anlattım, ancak neler söylediğimi burda anlatmayacağım. (“Halklar” henüz buna hazır değil)
 
     İzmir’deki altıncı günümüzde, Ege Üniversitesi ile 9 Eylül Üniversitesi’nin İlahiyat Fakültesi bölümlerinde okuyan İslamî kimlikli Kürt öğrenciler, İzmir’in nezih bir café’sinde toplu bir kahvaltı sohbeti hazırladılar ve kendilerine “Kürtler’in Millî Bilincini İdeolojilerle Nasıl Yok Ettiler?” başlıklı sohbet tarzı bir konferans verdim. Konferans tam 2, 5 saat sürdü ve oldukça verimli geçti, fakat neler konuştuğumuzu burda anlatmayacağım. (Kürt siyaseti henüz buna hazır değil)
 
     Son gecemizde, kıymetli düşünür – yazar İbrahim Ülger ile otantik bir mekâna takılıp dertleştik biraz. İkimiz de bekâr olduğumuz için, içimizi dökelim dedik. Bir ağabeyim olarak bana, yalnızlığıma son vermem gerektiğini öğütledi. Ben de İzmir’i ve insanlarını çok sevdiğimi söyledim, fakat neler konuştuğumuzu burda anlatmayacağım. (İslamî camiâ henüz buna hazır değil.)
 
     * * *
 
     İzmir seyahatimin en ilginç yönlerinden biri de, Ekim – Kasım 2015’te yayın hayatına başlayan ve İzmir’den yayın yapan Sediyani Haber sitesinin editörü ve emektarlarıyla ilk kez yakından tanışmamız oldu. Bu son söylediğime hepinizin çok şaşırdığını ve cümleye anlam veremediğinizi hissedebiliyorum. Anlatayım:
 
     Birkaç ay önce yayın hayatına başlayan ve bizi mahcup edercesine büyük bir ilgiyle takip ettiğiniz, kişisel haber sitesi olmasına rağmen Türkiye’deki birçok İslamî siteden ve Kürt sitesinden daha fazla ziyaret edilen Sediyani Haber, herkesin zannettiği gibi Almanya’dan yayın yapmıyor. Sitenin sahibiyim ama editörü ben değilim.
 
     Sitem Sediyani Haber, hayatım boyunca hiç gitmediğim ve bu gezi vesilesiyle ilk kez gördüğüm İzmir’den yayın yapıyor. Sitenin editörü de, bilgisayar mühendisi Mîr Aram.
 
     İzmir’de yaşayan Kürt bilgisayar mühendisleri hazırladılar bana bu siteyi. Hiç tanımıyordum bile kendilerini.
 
     Kalbim demek ki gerçekten de temizmiş: Böyle bir siteye sahip olmayı haftalarca hayâl ettiğim ama nasıl yapacağımı, kimlere yaptıracağımı bilmediğim günlerden bir gün, bir mesaj almıştım. Geçen yıl. Şöyle diyordu mesajda: “Hocam selamlar. Önce kendimi tanıtayım. (…) Sizin çalışmalarınızı … takip ediyoruz ve bunların Kürt halkı için … olduğuna inanıyoruz. Fakat farklı farklı yerlerde yazdığınız için, çalışmalarınız dağınık duruyor ve her biri ayrı bir yere dağılmış durumda. Bunlar kaybolursa, ziyan olursa, çok yazık olur. Ayrıca sizi takip etmek isteyen insanlar, neden farklı farklı sayfalarda sizi arasınlar ki? Neden kendi siteniz olmasın? Kendi siteniz olmalı ve bütün çalışmalarınızı, kitaplarınızı, makalelerinizi, şiirlerinizi, videolarınızı, konferanslarınızı, her şeyinizi o havuzda toplamanız çok iyi olur. Hem sizi takip etmek kolay olur, hem de çalışmalarınızın kaybolma, silinme tehlikesi olmaz.”
 
     Ben de, hiç tanımadığım bir insandan aldığım bu mesaja şöyle yanıt vermiştim: “Aleykum selam kardeşim. Sanki içimi okumuşsunuz. Öteden beri hayâlini kurduğum şeydir bu. Fakat teknik konularda sıfırım. Böyle bir şeyi nasıl yapacağımı bilmiyorum. Yapan birini de tanımıyorum.”
 
     O ise bilgisayar mühendisi olduğunu ve arzu edersem siteyi seve seve hazırlayacağını söyledi. Ne diyebilirdim ki? “Sizi bana Allah gönderdi” diyebildim sadece. Almanya’da bir domain aldım ve şifresini kendilerine gönderdim. Onlar da bu muhteşem siteyi hazırladılar.
 
     O kadar şahane yapmışlar ki siteyi, açıp baktığım zaman, bütün sıkıntılarım dağılıyor, bütün dertlerimi unutuyorum. Israr etmeme rağmen, beş kuruş da ücret almadılar benden! Zaten teklif edenler de kendileriydi.
 
     Allah-û Teâlâ gani gani razı olsun. 25 yıllık yazı hayatımda bana bugüne dek en büyük iyiliği yapan insanlar oldu, bu kardeşlerimiz.
 
     O kadar harika yapmışlar ki, siteyi: İsmi, Guldexwîn logosu, Malcolm X sözüBİYOGRAFİ – HABERLER – KİTAPLAR – MAKALELER – SEYAHATNAME – ŞİİRLER – KONFERANSLAR – RÖPORTAJLAR – İKTİBAS – VİDEOLAR – İLETİŞİM.
 
     Ve inanır mısınız, kişisel bir haber sitesi olduğu halde, Türkiye’de belli çevrelere ve camiâlara ait normal İslamî sitelerden ve Kürt sitelerinden daha fazla takip ediliyor. Kişisel site olduğu halde!
 
     Sitenin açılması, benim açımdan başka bir açıdan daha dönüm noktası oldu. Zirâ bir karar aldım. Şöyle ki: Sediyani Haber yayına başladıktan sonra, artık başka hiçbir yerde yazarlık yapmama kararı aldım. Gerek yok. Kendi sitem var nasıl olsa. Burda yayınlarım; isteyen okur, isteyen okumaz. Okuyandan da Râbbim razı olsun, okumayandan da.
 
     İşte bu İzmir ziyaretimin en önemli özelliklerinden biri de, sitemizin editörü Mîr Aram ve ailesiyle ilk kez yakından tanışmak oldu.
 
     * * *
 
     20 – 27 Nisan günleri yaşadığım bir haftalık İzmir ziyareti, 2016’nın en güzel günleri oldu benim için.
 
     Beni İzmir’e davet edip bütün bu güzellikleri yaşamama vesile olan Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği (International Activist Artists Association)’ne ve tüm üyelerine, sanatçı, edebiyatçı, şair, müzisyen, ressam, heykeltraş, tüm üyelerine teşekkürü bir borç biliyorum.
 
     Başta IAAA Başkanı Ümit Yaşar Işıkhan, ressam ve heykeltraş Selmina Melikoğlu, düşünür ve yazar İbrahim Ülger, Senegal’in gelini Yasemin Fidan Touré, ressam ve şair Zeynep Aslı Köstepen, Mazlum – Der’den Cemal Aktay, Mavi Marmara Şehîdi Cengiz Songür’ün amcasıoğlu Kemal Songür ve Sediyani Haber editörü Mîr Aram ve Musa Cengiz olmak üzere, çok değerli insanlarla tanıştım. Çok kıymetli kardeşlerim oldu.
 
     27 Nisan günü uçağa binip Almanya’ya geri dönerken, dudaklarımda Sezen Aksu’nun “Kalbim Ege’de Kaldı” şarkısı vardı. Ama “bize uyarlayarak” mırıldanıyordum:
 
     “Yareme tuz diye şiir bastım,
     Tek şahidim kitaplardı…
     Bir elimde sanat,
     Bir elimde edebiyat,
     Kalbim Ege’de kaldı…”
sediyani@gmail.com
 
     SEDİYANİ HABER
 
     4 MAYIS 2016
 
KALBİM EGE’DE KALDI
 

01

02

03

04

05

06

07

08

09

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

32

33

34

35

36

37

38

39

40

41

42

43

44

45

46

47

48

49

50

51

52

53

54

55

56

57

58

59

60

61

62

63

64

65

66

67

68

69

70

71

72

74

izmir konferansı 01

izmir konferansı 03

izmir konferansı 06

izmir konferansı 07

izmir konferansı 09

izmir konferansı 10

izmir konferansı 13

izmir konferansı 16

izmir konferansı 17

izmir konferansı 19

izmir konferansı 20 miro 1

 Mîro ve Guldexwîn
 
(İzmir)
 
 
1629 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir