Neuss Konferansı – 11 Temmuz 2010

 

isediyani

 

 

 

 

 

İrşad Kitabevi’nde Mavi Marmara Konuşuldu

     Mavi Marmara gemisinde bulunan gazeteci – yazar İbrahim Sediyani, Gazze yolculuğunda yaşadıklarını Almanya’da anlatmaya devam ediyor. Sediyani, son olarak Neuss’taki Dar’ul Erkam Derneği ile İrşad Kitabevi’nin konuğu oldu. 

     TANIKLAR KONUŞTU

     Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya (Nordrhein – Westfalen) eyaletinin başkenti Düsseldorf’a bağlı Neuss ilçesinde Mavi Marmara gemisinde yaşananlar anlatıldı. Hollanda sınırına 53 km mesafede bulunan Neuss kentindeki Gladbach Caddesi 475 adresinde bulunan İrşad Kitabevi’nde düzenlenen “Mavi Marmara Tanıkları Konuşuyor” adlı seminere Mavi Marmara yolcuları gazeteci – yazar İbrahim Sediyani ve gemide yaralananlardan Adem Bakıcı konuşmacı olarak katıldı. Moderatörlüğünü İrşad Kitabevi sorumlusu Fahreddin Sönmez’in yaptığı etkinlikte Sediyani ve Bakıcı, 27 Mayıs – 3 Haziran günleri arasında Akdeniz açıklarında ve Filistin topraklarında yaşananları dinleyicilerle paylaştı.

     GAZZE AÇIKHAVA HAPİSHANESİ

     Qur’ân-ı Kerim tilavetinin okunmasıyla başlayan programda İbrahim Sediyani, önce Gazze’de yaşanan durum ve uygulanan ambargo hakkında bilgiler verdi. Siyonist düşmanla işbirliğini reddedip İslamî direnişi ve özgürce, onurlu bir yaşamı tercih ettiği için Gazze halkının 2006 yılından beri korkunç bir ambargo altında bulunduğunu söyleyen Sediyani, uzunluğu 41 km, genişliği 14 km olan bu toprak parçasına uygulanan ambargonun ortadan kaldırılması için mücadele etmenin onurlu ve erdemli her insanın üzerine düşen bir sorumluluk olduğunu kaydetti. Mavi Marmara gemisiyle 27 Mayıs Perşembe akşamı Antalya limanından yolculuğa başladıklarını ve gemide toplam 587 yolcu olduğunu söyleyen Sediyani, “Gazze, ambargonun başladığı 2006 yılından bu yana tam bir sefalet ve dram yaşamakta. Dışarıyla bütün münasebetleri kapatılmış olan Gazze halkına ekmek ve su bile ulaşmamakta. Bu da yetmiyormuş gibi, belli periyodlarla siyonist İsrail’in vahşî saldırılarına uğramakta, Gazzeli çocukların, okullarının ve hastanelerinin, evlerinin üzerine bombalar, savaşlarda bile kullanılması yasak olan kimyasal silahlar atılmakta, binlerce yaşlı, kadın, çocuk öldürülmektedir” ifadelerini kullandı.

     SABAH NAMAZINDA SALDIRDILAR

     30 Mayıs Pazar günü, yolculuğun son etabı için harekete başladıklarını ve toplam 6 gemiyle Gazze’ye doğru harekete geçtiklerini dile getiren İbrahim Sediyani, “Biz yola vermeden denizde 5 gün boyunca askerî tatbikat yapan İsrail, bizim tam Gazze’ye varmak amacıyla son etap yolculuğa başlayacağımız 30 Mayıs günü 68. milde ‘atış talimi’ yapmaya başlamıştı ki, 68. mil, ‘uluslararası sular’ oluyordu. İsrail’in ‘arama kurtarma sahası’ 45 mildi; ama atış talimini 68. milde yapıyordu ve biz de o sıra 90. milde bulunuyorduk” diyerek, 31 Mayıs sabahı saat 04:00 sularında, gemideki yolcular namaz üzerindeyken, İsrail korsanlarının saldırısına uğradıklarını söyledi. “Siyonist İsrail bize 72. milde saldırdı. Yani uluslararası sularda. İsrailliler daha gemiye inmeden ateş açtılar. Hem de üç taraftan birden ateş açıyorlardı. Üstten helikopterle, sağdan ve soldan da hücumbotlarla üzerimize kurşun yağdırıyorlar, bomba atıyorlardı. Açıkça katliam yapmaya gelmişlerdi” diyen İbrahim Sediyani, İsrail’den müdahale beklediklerini ancak katliam boyutunun beklediklerinden daha büyük olduğunu dile getirdi. 

     DİRENİŞ VE İNSANLIK DERSİ

     Kendilerinde bırakın silahı, bir tane bıçak bile olmadığını tekrarlayan Sediyani, “Çünkü biz savaşmaya değil, Gazze halkına yardım götürmeye ve siyonist abluka ve ambargoyu delmeye gidiyorduk, ambargoyu nihaî olarak tamamen ortadan kaldırmak amaçlı yola çıkmıştık” açıklamasında bulundu. İsrail’in gemiye ilk müdahalesinin ateş açmak ve katliam yapmak olduğuna özellikle vurgu yapan yazar, “Dünyanın en güçlü 5. ordusunun en güçlü ve özel eğitimli birimlerine karşı silahsız olarak, tahtalarla ve yumruklarımızla tam birbuçuk saat direndik. Bizim amacımız kimseyi öldürmek değildi; direnişimizin tek amacı vardı, o da İsrail korsanlarının gemiyi ele geçirmelerini engellemekti. Çünkü gemiyi ele geçirirlerse bizi İsrail veya Mısır limanına çekerlerdi; biz buna razı değildik” dedi. İnsanlığa yalnızca direniş dersi değil, insanlık dersi de verdiklerine de işaret eden Sediyani, “Çünkü bizi öldürmek, katletmek için gelmiş olan haydutları esir aldıktan sonra onlara, hiç görmedikleri ve şahid olmadıkları insanca bir muamelede bulunduk. Onlar ateş açıyorlardı, bomba atıyorlardı, arkadaşlarımızı şehîd ediyorlardı” şeklinde konuştu.

     DENİZİN ORTASINDA İŞKENCE VE YAĞMA

     “Bizleri kelepçeli bileklerimizle, diz çöktürülmüş bir halde kızgın güneşin altında tam 7 saat beklettiler. Gemimiz ta önceki geceden taciz edilmeye başlanmış, sabah namazından başlayarak bir buçuk saat katliama karşı direnmiştik. Hepimiz hem aç, hem yorgun, hem de uykusuzduk. Ne bir dilim yemek yemiş, ne de bir dakika uyuyabilmiştik. Üstelik şehîdlerimiz, yaralılarımız vardı. O halimizle bizi tam 7 saat kızgın güneşin altında beklettiler. Üstelik ellerimiz kelepçeli ve diz çöktürülmüş bir halde. Birçoğumuz gözlerimizi zor açabiliyorduk; uykusuzluktan yere çömelen kardeşlerimizi tekmeleyerek, üzerine bağırarak dik durmaya zorluyorlar; tuvalet ihtiyacında bile kelepçeleri açmıyorlardı. İnsanlar, elleri kelepçeli olduğu halde tuvalete girip çıkıyordu. Üstelik üzerimizde sürekli helikopterle uçuş yapıyorlardı. Helikopter tam üzerimize gelince mahsustan duruyordu; helikopterin o müthiş rüzgârıyla nerdeyse denize uçacağız sanıyorduk” açıklamasında bulunan Sediyani, bütün bunları kasıtlı olarak, sırf işkence etmek amacıyla yaptıklarını dile getirdi.

     7 saat sonra geminin içine girdiklerinde korkunç gerçekle karşılaştıklarına işaret eden gazeteci, yazar, şair ve aktivist İbrahim Sediyani, “Bütün eşyalarımız tekmelenmiş, yağmalanmış, gaspedilmişti. Fotoğraf makinâlarımızı, cep telefonlarımızı, kitaplarımızı, elbiselerimizi, çoraplarımıza ve iç çamaşırlarımıza varıncaya kadar her şeyimizi yağmalamış ve almışlardı. Gerçek anlamda korsanlık yapmışlardı. Demek ki karşımızda sadece dünyanın en korkak ve ödlek ordusu değil, aynı zamanda en hırsız ordusu da vardı. Qûr’ân-ı Kerîm’leri bile fırlatıp atmışlardı yere. Demek biz dışarıda kızgın güneşin altında bekletilirken, onlar ganimet paylaşımı yapıyorlardı” dedi. 

     SİYONİSTLER ZAFER HAVASINDAYDILAR 

     Gemideki 7 saatlik işkence ve eziyetten sonra Aşdod limanına doğru hareket edildiğini, saatler süren bir yolculuktan sonra geminin işgal altındaki Filistin topraklarına vardığını ve Aşdod limanına yanaştığını aktaran Sediyani, “Gemimiz siyonist işgal altındaki Filistin ülkesinin kıyılarına yanaştırıldığında, akşam namazına yarım saat kadar bir zaman kalmıştı” dedi. Geminin içindeyken, kendileriyle birlikte olan Arap kökenli İsrail milletvekili Hanin Zuabi’nin, bütün yolcuları “Sizin önünüze ne tür kâğıt koyarlarsa koysunlar, kesinlikle onların size uzattığı hiçbir kâğıda imza atmıyorsunuz” diye uyardığını söyleyen Sediyani, “Bizler de O ne söylese uyuyorduk; çünkü içimizde Siyonistler’i en iyi tanıyan O’ydu” ifadelerini kullandı. Gemi kıyıya yanaştığında kendilerini kalabalık bir deniz ordusunun karşıladığını belirten Sediyani, “Bizler geminin penceresinden dışarıyı seyrediyorduk; Siyonistler büyük bir zafer kazanmışlarcasına biribirlerini kutluyorlardı” dedi.

     ÜÇ GÜNLÜK ESARET SONUNDA GELEN HÜRRİYET 

     “Gemi kıyıya yanaşınca bizi hemen dışarı çıkartmadılar; en az bir buçuk – iki saat kadar gemide bekletildik. Sonra bizleri teker teker dışarı çıkardılar” diyen yazar,  her yolcuyu, ellerini yeniden kelepçeleyerek tek tek dışarı çıkarttıklarını aktardı. “Dışarı çıkartırken hem ellerini kelepçeliyorlar, hem de sağından ve solundan bir asker tutuyordu. Ayrıca gemiden çıkardıkları her yolcunun tek tek fotoğraflarını çekiyorlardı. Dışarıda, limanda bizler için sorgu çadırları kurmuşlardı ve biz ilk kez görüyorduk ama sizler, biz daha yolculuk halindeyken o çadırları televizyon ekranlarından izlemiştiniz” diyen Sediyani, gemiden çıkarttıkları ilk yolcunun Beled partisinden İsrail parlamentosu Knesset’e girmiş olan milletvekili bayan Hanin Zuabi olduğunu belirtti.

     Dışarıya çıkartılan her yolcunun Mavi Marmara’daki esir yolcular tarafından coşkulu bir şekilde alkışlandığını ve alkışlarla gönderildiğini aktaran Sediyani, İsrail askerleri tarafından çıkartılan yolcunun da alkışlayan yolculara el sallayarak çıktığını söyledi. “Bu moral amaçlı alkış furyasını hanım kardeşlerimiz başlatmıştı ve hanımlar, esaret süresi boyunca erkek kardeşlerinin morallerini yüksek tutmak için her şeyi yapıyorlardı” diyen Sediyani, geceyarısı esir araçlarına bindirildiklerini anlatarak, “600 kişiye yakındık; bizler için onlarca araç tahsis etmişlerdi. Aşdod kentindeki sorgu ve işlemlerden sonra bizi esir arabalarına bindirdiler ve cezaevine doğru yolculuk başladı. Bizi götürdükleri cezaevi, işgal altındaki Filistin ülkesinin güneyindeki Be’er – Şeba kentindeki Ela Cezaevi idi. Fakat bizler oraya doğru götürülürken nereye götürüldüğümüzü bilmiyorduk. Bunu oraya gittikten sonra öğrendik” dedi.

     Sediyani, iki gün İsrail zindanlarında kaldıktan sonra Türkiye’nin ve dünya kamuoyunun baskısı sonucu serbest bırakıldıklarını ve Tel Aviv’de uçağa bindirilerek İstanbul’a getirildiklerini söyledi.

     Program, dinleyicilerin sordukları soruların cevaplandırılmasıyla son buldu.

     İRŞAD KİTABEVİ

     NEUSS

     (ALMANYA)

     11 TEMMUZ 2010

irşad kitabevi

 

776 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir