Kürtler Bunca Bedeli Ne İçin Ödüyor?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Üniversitede “İşletme” okurken, “İktisat” dersinde, girdiğimiz daha ilk derste hocamız şunları anlatmıştı:

     İktisatta sermaye – kâr ilişkisini, yani bedel – kazanım ilişkisini insanın lehine sonuçlandırmak için, iki ilke vardır:

     1 – Makromizasyon ilkesi

     2 – Mikromizasyon ilkesi

     Makromizasyon ilkesi; ortaya koyacağınız sermaye ile en kârlı işi yapmak, başka bir ifadeyle, ödeyeceğiniz bedel ile en yüksek kazanımı elde etmek amacını ifade eder.

     Örneğin; siz bir iş yapmak istiyorsunuz, ticarete atılacaksınız. Elinizde belli bir sermaye var, bu sermaye ile kendinize bir iş kuracaksınız. Sermayeniz bellidir. Yani ödeyeceğiniz bedel belli. Fakat nasıl bir iş kuracağınızı, hangi işi yapacağınızı bilmiyorsunuz.

     Düşündüğünüz, kafa yorduğunuz, hesabını yaptığınız şey şudur: Elimdeki bu sermaye ile, yani ödeyeceğim bu bedel ile hangi işi yapsam daha kârlıdır, nasıl bir iş kursam en yüksek kazancı elde edebilirim?

     Kısacası; ödeyeceğiniz bedel belli, ama hedef belli değil.

     Mikromizasyon ilkesi ise; bunun tam tersidir. Hedef bellidir, ama ödeyeceğiniz bedel belli değildir. Bu ilke; yapacağınız işi mümkün olan en az sermaye ile yapmak, başka bir ifade ile, hedeflediğiniz kazanıma en az bedel ödeyerek ulaşmak amacını ifade eder.

     Örneğin; siz bir iş yapmak istiyorsunuz, ticarete atılacaksınız. Yapmayı düşündüğünüz bir iş var, kurmayı hayâl ettiğiniz bir ticarî kuruluş var. Yapmak istediğiniz iş bellidir, açmayı düşündüğünüz işyeri belli. Yani hedefiniz belli. Fakat bu iş için ne kadar sermaye ortaya koyacaksınız, nasıl bir bedel ödeyeceksiniz, onu bilmiyorsunuz.

     Düşündüğünüz, kafa yorduğunuz, hesabını yaptığınız şey şudur: Kurmak istediğim bu işi, yani hedefimi, hayâlimdeki kazanımı mümkün olan en az sermaye ile, yani en az bedel ödeyerek nasıl gerçekleştirebilirim?

     Dikkat edilirse; birinci ilkede, ödeyeceğiniz bedel belli ve fakat hedeflediğiniz şey belli değil. Ödeyeceğiniz bedel ile mümkün olan en yüksek kazanımı nasıl elde edebileceğinizin hesabını yapıyorsunuz. İkinci ilkede ise, tam tersi, hedefiniz belli ve fakat ödeyeceğiniz bedel belli değil. Hedeflediğiniz kazanımı mümkün olan en az bedeli ödeyerek nasıl gerçekleştirebileceğinizin hesabını yapıyorsunuz.

     İktisat’ta “Maksimizasyon ilkesi” ve “Minimizasyon ilkesi” olarak tanımlanan bu işleme – yanlış hatırlamıyorsam – “Optimizasyon” deniyor.

     İktisat biliminin bu temel ilkelerini Sosyoloji’den Siyaset’e, hayatın her alanına uyarlamak mümkün.

     Türkiye’de Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesine baktığımızda, talep edilen şeyler ile ödenen bedel arasında korkunç bir orantısızlık olduğunu gözlemlemekteyiz.

     Kürt halkının bu mücadelede verdiği bedellere, daha doğrusu adına “Kürt siyaseti”, “Kürt özgürlük hareketi” denen siyasî hareketin Kürt halkına ödettirdiği bedellere ve bir de neyi talep ettiklerine, amaçlarının ne olduğuna, yani Kürt halkına bunca ağır bedelleri ne için ve ne uğruna ödettirdiklerine baktığımızda, ortada her vicdanlı insanın isyan etmesi gereken acımasız bir dengesizlik olduğunu farketmek mümkün.

       Kendisi korkunç ve fazlasıyla vicdansız olan bu realiteden daha korkunç olan durum ise, bu gerçek çok açık bir şekilde ortada olduğu halde, gerek korkudan ve gerekse “mimlenmemek, damgalanmamak” kaygısıyla Kürt entelijansiyasının, Kürt aydınlarının ve Kürt sivil toplum kuruluşlarının büyük kısmının bu duruma sessiz kalması, itiraz etmemesi, tepki göstermemesi. Zirâ bu yönde yapılacak akl-ı selim her çıkışa, yalnızca karşı saldırıyla, hakaretle, küfürle ve çamur atmayla mukabele ediliyor.

     Şimdi… Hemen karşı saldırıya geçmeyi, hakaret etmeyi, küfretmeyi, çamur atmayı, etiket yapıştırmayı, bütün bu seviyesiz davranışları bir tarafa bırakın da, gözümüzün önündeki realiteyi oturup akl-ı selim bir şekilde istişare edelim.

     Buna girmeden önce, şu hususun altını da önemle ve tüm samimîyetimle çizmek isterim: Bir hareket, örgüt, parti, cemaat, camiâ veya birey, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü de savunabilir ayrılıp bir Kürdistan devleti kurmayı da, federasyonu da savunabilir özerkliği de, üniter devleti de savunabilir enternasyonal / ümmet eksenli bir yapıyı da, Sosyalizm’i de savunabilir Şeriât’ı da Demokrasi’yi de, birarada yaşamayı da savunabilir ayrılmayı da. Bunların hepsine saygı duyarım. Yeter ki şiddet ve teröre başvurulmasın ve her ne olacaksa da medenîce olsun. Sonuçta herkes özgürdür ve benim liberal anlayışıma göre her birey / hareket, istediği şeyi özgürce savunma hakkına sahiptir. Hiç kimseyi, hiçbir hareketi savunduğu şeylerden dolayı yargılamıyorum. Buna hakkım da yoktur. Ancak bizim bu yazıda dertlendiğimiz ve ele aldığımız husus, bir hareketin hedeflediği kazanım ile o hedef uğruna halka ödettirdiği bedelin doğru orantılı olup olmadığı hususudur. Olayın sadece bu boyutunu irdeliyoruz.

     Önce “maksimizasyon ilkesi”ne göre Kürtler’in ve Kürdistan’ın ödediği bedeli, daha doğrusu “Kürt siyaseti” ve “Kürt özgürlük hareketi” tarafından Kürt halkına ve Kürdistan’a ödettirilen bedele bakalım:

     Dedik ki, bu ilke, ödeyeceğiniz bedel ile en yüksek kazanımı elde etmek amacını ifade eder. Yani, ödediğiniz bedel belli, ama hedef belli değil.

     Düşünmemiz, kafa yormamız, hesabını yapmamız gereken şey şudur: Ödediğimiz bu bedel ile hangi taleplerde bulunmalı, neyi hedeflemeliyiz ki, bu bedeli ödediğimize değsin?

     Kürt halkının ödediği bedeller, sanırım herkesin mâlumu: Toprağın altına gömülen onbinlerce Kürt genci (yüzlerce binlerce değil, onbinlerce), demir parmaklıklar ardına atılan, işkenceden geçirilen yüzbinlerce Kürt, tecavüze uğrayan yüzlerce Kürt kadını, Kürt çocuğu, onbinlerce “faili meçhul” cinayet, boşaltılan, yakılan binlerce köy, harabeye çevrilen, enkaza dönüşen onlarca şehir, Kürdistan’ı boşaltıp Anadolu’nun farklı bölgelerine ve Avrupa’nın değişik ülkelerine hicret eden milyonlarca Kürt aile, yok olan, travma ile büyüyen tam üç nesil, Kürdistan’ın Kürdistan aleyhine değişen ve bozulan demografyası, yakılan onbinlerce dönüm orman, heba olan milyarlarca liralık yeraltı ve yerüstü kaynakları…

     Sadece son birkaç ay içinde yıkılan, enkaza dönüşen beş şehir, öldürülen yüzlerce Kürt genci, Kürt annelerinin günlerce sokak ortasında kalan cesetleri, kokmasın diye haftalarca buzdolabında saklı tutulan cesetler, boşaltılan Kürdistan, evini barkını terkedip Batı’ya göç eden binlerce Kürt aile… Sadece son birkaç ayda.

     Ödenen bedel bu.

     Peki, Kürt halkına ödettirilen bu kadar ağır bedeller karşısında, talep edilen nedir?

     Yani ne için ödüyor Kürtler bunca bedeli? Hangi kazanımları elde etmek için?

     Ya da soruyu şu şekilde soralım: Ödenen bu kadar ağır bir bedelin karşılığı ne olmalıdır? Bir halk, ödediği bu kadar korkunç bir bedel karşılığında neyi talep etmelidir?

     Şimdi, dünyanın neresine giderseniz gidin, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Yeni Dünya’ya, hangi dînden, mezhepten, ideolojiden insanlara, hangi ırktan, kavimden insanlara bu soruyu sorarsanız sorun, sizler gibi aklını sıyırmamış, aklı başında her insandan aynı cevabı alırsınız: “Bağımsızlık.”

     Çünkü aklı başında herkes bilir ki, bu kadar ağır bir bedel, bu kadar korkunç bir bedel, ancak ve ancak bağımsızlık için verilebilir. Bağımsızlık haricinde hiçbir hedef için, böyle ağır bir bedeli ödemeye değmez. Hatta ve hatta, sizi temin ederim ki, inanın bana, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, bağımsızlık için dahi bu kadar bir ağır bedel ödemeye gerek yoktur.

     Son 30 – 40 yıl içinde bağımsızlığını kazanan onlarca millet var yeryüzünde, sadece son 30 – 40 yıl içinde dünya haritasında yerini alan onlarca yeni ülke kuruldu. Hepsi de savaşarak, bağımsızlık mücadelesi vererek istiklâlini kazandılar. Fakat hiçbiri, bağımsızlık için dahi bu kadar ağır bir bedel ödemediler.

     Kürt halkının son 30 – 40 yılda ödediği ağır ve korkunç bedelleri, son 30 – 40 yılda bağımsızlığını kazanan halklar bağımsızlık için dahi ödemediler.

     Savaşarak ve bağımsızlık mücadelesi vererek bağımsızlığını kazanan diğer milletlerin bağımsızlık için dahi ödemediği ağır ve korkunç bedelleri, Kürt milleti bırakın bağımsızlığı, hatta bırakın federasyonu, otonomiyi, içinde Kürtler ve Kürdistan için en asgarî bir statü talebi dahi olmayan, hatta ne olduğu dahi bilinmeyen ideolojik fanteziler için ödüyor, Kürtler’e ve Kürdistan’a zerre kadar bir hayrı olmayan ve Kürt / Kürdistan Sorunu’yla alakası da olmayan eften püften şeyler için ödüyor.

     Kemalist Türk Solu’nun ideolojik fantezileri için onbinlerce Kürt genci ölüyor, yüzlerce Kürt kadını tecavüze uğruyor, onlarca Kürt şehri harabeye dönüyor, Kürdistan boşaltılıyor.

     Yazık değil mi bu halka? Günah değil mi?

     Kendi halkınıza karşı sizde hiç mi biraz vicdan, merhamet duygusu yok? Bir hiç uğruna, içi boş ideolojik fanteziler adına yüzlerce genci ölüme göndermek, binlerce insanı yerinden yurdundan etmek, nasıl bir vicdansızlıktır, nasıl bir gaddarlıktır?

     Bir milletin ancak ve ancak bağımsızlık için ödeyebileceği ağır bedelleri Kürt milletine ödettirip, ondan sonra da “Biz hiçbir şey istemiyoruz, Kürdistan’ı altın tepside verseniz de almayız, Kürtler devlet kurmak isterse ilk biz karşı çıkarız” demek, nasıl bir şeydir yaaa, nasıl bir şeydir?!…

     Bunun adı “direniş” mi yoksa “ihanet” mi?

     Bir an için, güzel kardeşim, bir an için, sağa sola saldırmayı, hakaretler ve tehditler savurmayı, ağız dolusu küfürler yapmayı bırak da, bir on dakika için ya, sadece on dakika için ellerini başının arasına al ve düşün. Sadece on dakika.

     Kendi halkına bir hiç uğruna ödettirdiğin bu ağır bedelin vebalini hiç mi düşünmezsin?

     Bağımsızlık istemiyorsun, Kürt devletine de Kürt bayrağına da karşısın ve hatta bunları “ilkellik” olarak niteliyorsun, federasyon istemiyorsun, otonomi istemiyorsun, anadilde eğitim talebin dahi yok (ki böyle bir talebin olsaydı, bu dili en başta kendin kullanırdın), asimilasyon politikaları sonucu isimleri değişen, 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yer isminin eski Kürtçe isimlerini – bunun mücadelesini çeyrek asırdır tek başına veren bir insan olarak – bir kez olsun talep ettiğini görmedim (hatta Kürdistan şehirlerinin gerçek Kürtçe isimlerini kabul bile etmiyorsun, kendin Mitoloji’den uydurma isimler bulmuş ve medyanda Cilalı Taş Devri’ne ait o isimleri kullanıyorsun), partinin resmî programında 3 kez Filistin, 5 kez Kosova, 4 kez Doğu Türkistan, 2 kez KKTC geçtiği halde bir kez olsun Kürdistan ibaresi dahi geçmiyor; öyleyse güzel kardeşim, canım “heval”im, Kürt halkına bu kadar ağır bedelleri niçin ödetiyorsun?

     Düşmanın değil, ırktaşın, kardeşin olarak soruyorum, bu halkın bir ferdi olarak soruyorum, itikadî nedenlerle hayatım boyunca hiç oy kullanmamış olsam da her seçim döneminde senin partine destek vermiş bir Kürt gazeteci olarak soruyorum: Hiçbir şey istemiyorsan, Kürt halkına bunca acıyı, Kürdistan’a bunca yıkımı ne için yaşatıyorsun?

     Asgarî hedefler seçmişsen, halka da küçük bedeller ödet. Yok eğer halka ağır bedeller ödeteceksen, o zaman da yüksek şeyler hedefle. Ki ödenen bedele değsin.

     Yanlış birşey mi söylüyorum?

     Bu soruyu sormakla, bunun hesabını yapmakla, gerçekten de haksız olduğumu mu düşünüyorsun?

     Biliyorum, cevabın hazır aslında: “Devlet çok acımasız, merhametsiz, biz ne yapalım? Bizim suçumuz değil ki?”..

     1963 yılında Kenya bağımsızlığını kazandı. Kenyalılar bağımsızlık için dahi bu kadar ağır bedeller ödemediler bizim gibi. Beyaz Adam, Türk devletinden daha mı merhametliydi?

     1971 yılında Bangladeş bağımsızlığını kazandı. Bengaller bağımsızlık için dahi bu kadar ağır bedeller ödemediler. Pakistan devleti Türk devletinden daha mı medenîydi?

     1979 yılında İran’da devrim oldu. İranlılar devrim için dahi bu kadar ağır bedeller ödemediler. Şâhlık rejimi Türk devletinden daha mı vicdanlıydı?

     1991’de Makedonya, 2008’de Kosova bağımsızlığını kazandı. Bizim sadece “Seni başkan yaptırmayacağız!” için ödediğimiz bedeli, ikisinin toplamı bağımsızlık için dahi ödemediler. Sırp çetnikler çok mu hoşgörülü, çok mu insanîydi?

     Fazla uzatıyorum, hakkını helal et. Hani her ağzını açtığında “halklar, halklar” diyorsun ya, onun için böyle “dünya turu” yaptırıyorum sana.

     Uygurlar yüz yıldır bağımsızlık mücadelesi veriyorlar. Kürdistan’ın sadece son 6 ayda ödediği bedeli, Doğu Türkistan son 60 yılda ödemedi. Çin devleti Türk devletinden daha mı demokratik? Kaldı ki onlar ödedikleri bedeli, çatır çatır bağımsızlık için, Müstakil Şarqî Türkistan Cumhuriyeti kurmak için ödediler. Biz ise “jın jiyan jüji”

     Halklar, evet halklar… Keşke onları uzaktan kumandayla kurtarmak yerine, onlardan ders almaya, mücadelelerinden dersler çıkartmaya çalışsaydık…

     Evet kardeşlerim, evet… Bağırıp çağırmanın, sağa sola ayar çekmenin ne bize ne de “halklar”a bir faydası var. Bunu yapmak yerine, ellerimizi başımızın arasına alıp düşünmenin, “biz nerede, neyi yanlış yapıyoruz” diye tefekkür etmenin vakti geldi de geçiyor sanırım…

     Şimdi de diğer formüle, “minimizasyon ilkesi”ne göre Kürtler’in ve Kürdistan’ın ödediği bedeli, daha doğrusu “Kürt siyaseti” ve “Kürt özgürlük hareketi” tarafından Kürt halkına ve Kürdistan’a ödettirilen bedele bakalım:

     Dedik ki, bu ilke, öncekinin tam tersidir, hedeflediğiniz kazanıma en az bedel ödeyerek ulaşmak amacını ifade eder. Yani hedef bellidir, ama ödeyeceğiniz bedel belli değil.

     Düşünmemiz, kafa yormamız, hesabını yapmamız gereken şey şudur: Hedeflediğim şeyi, hayâlimdeki kazanımı mümkün olan en az bedeli ödeyerek nasıl gerçekleştirebilirim?

     Adına “Kürt siyaseti” denen legal siyasî partinin ve adına “Kürt özgürlük hareketi” denen illegal silâhlı örgütün hedefi, sanırım herkesin mâlumu ve zaten işteş yapılar oldukları için aynıdır: Türkiye’yi demokratikleştirmek, Erdoğan’ı başkan yapmamak, AK Parti iktidarına son vermek (HDP Türkiye’nin 1. partisi olup iktidar olamayacağına göre, iktidar yapmak istedikleri CHP ve MHP oluyor), kadın – erkek eşitliği, ekolojinin tahrip edilmemesi…

     Hedefler bu. Bunlar talep ediliyor.

     Peki, hedef olarak seçilen ve talep edilen bu şeyler için, Kürt halkına ödettirilen bedeller nelerdir?

     Dahası, tamamı da Kürt / Kürdistan Sorunu’yla uzaktan – yakından alakası dahi olmayan bu hedefler için neden sadece Kürtler bedel ödüyor?

     İkinci soruyu – çok daha önemli olduğu halde – şimdilik es geçelim. Her ne kadar asıl önemli olan soru o ise de, bu yazının konusu değil. Biz sadece birinci sorunun cevabı üzerinde tefekkür edelim.

     Cevabını bekleyen sorumuz şu: Hedef olarak seçilen, talep edilen ve uğrunda mücadele yürütülen bütün bu şeyler (Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, Erdoğan’ın başkan olmaması, AK Parti iktidarına son verilip başka bir partinin iktidar olması vs.) için bir halkın normalde nasıl bir bedel ödemesi gerekir? Bunun yolu nedir?

     Şimdi, dünyanın neresine giderseniz gidin, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Yeni Dünya’ya, hangi dînden, mezhepten, ideolojiden insanlara, hangi ırktan, kavimden insanlara bu soruyu sorarsanız sorun, sizler gibi aklını sıyırmamış, aklı başında her insandan aynı cevabı alırsınız: “Seçimlere girmek. Sandıkta devirmek. Sivil mücadele yürütmek.”

     Çünkü aklı başında herkes bilir ki, ülkenin meşrû bir hükûmetini iktidardan indirip başka bir siyasî partiyi iktidara taşımanın tek yolu demokrasidir, serbest seçimlerdir. Yaşadığın ülkeyi / devleti daha medenî, daha demokratik bir ülke / devlet yapmanın yolu sivil mücadeledir. Bunun için onlarca, yüzlerce insan ölüme atılmaz. Meşrû bir hükûmeti iktidardan indirip başka bir siyasî partiyi iktidara taşımak için yerleşim birimleri içinde silahlı çatışma yapılmaz, insanların, ailelerin, kadınların ve çocukların yaşadığı evlerin altına tünel kazılmaz, ailelerin, kadınların ve çocukların yaşadığı evlerin penceresinden polise ateş açılmaz.

     Bu hedefler için, bırakın ölümü, insanların burnunun kanamasına dahi gerek yoktur. Ve insanların burnunun kanamasına dahi değmeyen siyasî hedefler için yüzlerce Kürt genci ölüme gönderiliyor, Kürdistan şehirleri harabeye çevriliyor.

     İngilizce’deki “Victory” kelimesinin başharfi olan V işaretini “Kürtler’in zafer işareti” zanneden, Komünizm’in sembolü olan kızıl yıldızı “Kürtler’in sembolü” sanan, ilk kez M. Ö. bilmem kaçıncı binyılda kullanılan, bütün yerküresinin kullandığı ve Yunanca olan “Demokratik” kelimesini ilk kez Kürt siyasî hareketinin icad ettiğini zanneden bir kafaya anlatmak belki zor hatta imkânsız ama, “Türkiye’yi demokratikleştirmek”, ilk kez 2012 yılında kurulan HDP’nin icad ettiği ve sadece onlara ait orijinal bir hedef değil. “Türkiye’yi demokratikleştirmek”, şu anda Türkiye’de var olan istisnasız bütün siyasî partilerin programlarında var olan bir hedeftir.

     AK Parti’den CHP’ye, MHP’den Saadet Partisi’ne, Doğru Yol Partisi’nden Yeşiller’e, şu anda Türkiye’de etkin olan tam 97 siyasî partinin tamamının, istisnasız hepsinin programında şu yazar: “Partimizin amacı, Türkiye’yi demokratikleştirmektir.”

     Fakat ana kitlesi Kürtler olan HDP dışında, bu 97 tane partiden hiçbiri, bu hedefini gerçekleştirmek için kendi seçmenlerini yüzler, binler halinde ölüme gönderiyor mu? Mahallelerde hendek kazıyor mu? Ailelerin, kadınların ve çocukların yaşadığı evlerin altına tünel kazıyor mu? Seçmenlerinin evlerini başlarına yıkıyor mu, onları göçe zorluyor mu?

     Tamamının amacı “Türkiye’yi demokratikleştirmek” olan bu geri kalan 96 partiden hangisi, Türkiye’yi demokratikleştirmek için dağlarda 30 bin silahlı gerilla bulunduruyor? Hangisi Türkiye’yi demokratikleştirmek için karakollara saldırıyor, Ankara’da sivil insanların arasında bomba patlatıyor?

     İsviçre’de toplam 91 siyasî parti vardır ve hepsinin de programında “İsviçre’yi demokratikleştirmek” yazar. Hangisi bunun için güzelim Alp Dağları’nda onbinlerce silahlı gerilla bulunduruyor?

     Almanya’da toplam 93 siyasî parti vardır ve hepsinin de programında “Almanya’yı demokratikleştirmek” yazar. Hangisi bunun için güzelim Cermenistan ormanlarında onbinlerce silahlı gerilla bulunduruyor?

     Erdoğan “başkan” olmasın mı istiyorsunuz? AK Parti iktidardan insin ve başka bir parti mi iktidar olsun istiyorsunuz? Bunu Türkiye’deki diğer partiler sizden daha çok istiyorlar! Hatta sizin en azından Hükûmet’le “Barış süreci” denen bir bağınız varken onların AK Parti Hükûmeti’yle böyle herhangi bir gönül bağları da yok! Erdoğan “başkan” olamazsa, AK Parti iktidardan inerse, CHP, Saadet Partisi, bunlar sizden önce zil takıp oynayacaklar. Peki ama, güzel kardeşim, bu partiler bunun için kendi seçmenlerine günlük yaşamı zehir ediyorlar mı? Örneğin, Erdoğan “başkan” olmasın diye CHP gidip oy deposu olan Trakya’da, Ege’de hendek kazıyor mu? Edirne’yi, Tekirdağ’ı, Çanakkale’yi, İzmir’i, sanki Suriye iç savaşından çıkmış gibi harabeye çevirtiyor mu? Yüzbinlerce Egeli’yi, Trakyalı’yı göçe zorluyor mu? Saadet Partisi yapıyor mu bunu? Diğer partiler yapıyor mu?

     Aynı şeyleri isteyip aynı hedeflere sahip oldukları halde diğer siyasî partiler bunun için kendi seçmenlerinin burunlarını dahi kanatmazken, aynı şeyleri isteyip aynı hedeflere sahip olan HDP / PKK’nın mazlum Kürt halkına bunca ağır bedeller ödettirmesi, nasıl kabul edilebilir?

     Talep ettiğin şeyler eften püften şeyler, ama Kürtler’e ödettirdiğin bedeller, bir halkın ancak ve ancak “bağımsızlık” için ödeyebileceği ağır ve korkunç bedeller…

     Kürtler’in yaşadığı travma, daha doğrusu Kürtler’e yaşatılan travma, tıpkı şuna benziyor:

     Diyelim ki ben büyük bir işyeri açmak istiyorum, İstanbul’da veya İzmir’de, Diyarbakır’da, Van’da devâsâ bir mağaza açacağım, kocaman bir alışveriş merkezi açacağım.

     Şimdi bu, çok büyük bir hedeftir değil mi? Büyük olduğu için, ödeyeceğim bedel de aynı oranda büyük olacaktır. Bunu gerçekleştirmek için, yani metropol olan büyük şehirde kocaman bir AVM, dev bir mağaza açabilmek için, muhtemeldir ki Elazığ’daki evimi, tarlamı, bahçemi, ineğimi ve öküzümü, neyim var neyim yok satmam gerekecek, elden çıkarmam gerekecek. Başka türlü nasıl başarabilirim ki? İstanbul’da, Van’da dev bir alışveriş merkezi açmak o kadar kolay mı? Çok para lazım. Bu sermayem olmadığına göre, memlekette neyim var neyim yok elden çıkarmam lazım.

     Burda bir anormallik yok. Çünkü: Ödediğim bedel büyük, ama hedef de büyük. Yani o derece yüksek bir hedef için böyle ağır bir bedel ödemeye değiyor.

     Fakat diyelim ki ben çocuğuma bir cep telefonu alacağım, ya da kendime bir leptop alacağım, ya da diyelim ki evimin mobilyasını değiştireceğim, eve yeni bir koltuk takımı alacağım.

     Şimdi bunun için memlekette neyim var neyim yok hepsini elden çıkarmaya değer mi? Küçük kızım heves etmiş, “Baba bana bir cep telefonu al” demiş, oğlum heves etmiş, “Baba bana bir leptop al” demiş. Şimdi, kızıma cep telefonu almak için ya da oğluma bir leptop almak için gidip Elazığ’daki evimi, tarlamı, bahçemi, ineğimi ve öküzümü, neyim var neyim yok satmaya kalkarsam benim hakkımda ne düşünürsünüz? Herhalde gerizekâlı olduğumu düşünürsünüz, değil mi?

     Kürt siyasetinin Kürt halkına yaşattırdığı durum tam olarak budur!

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     24 MART 2016

kürdistan harabe 1

 

7603 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

61 Cevap Kürtler Bunca Bedeli Ne İçin Ödüyor?

  1. Said GEZER dedi ki:

    Yazınız çok hoş Allah razı olsun
    Cenab-ı hak idrak etmeyi millet imize nasip etsin
    Vesselam

  2. Cüneyt Seyhan dedi ki:

    Brez Ibrahim Sediyani Seat xweş, qelleqî xweş nîvîsini

  3. nurhan turgut dedi ki:

    yazınızı okudum ama bunu tümüyle legal alana yüklemek haksızlık, ama hedef konusunda %100 haklısın, bedel çok ağır.

  4. Selami Maldar dedi ki:

    Yazı çok güzel ama çok uzun. Biraz daha kısa olsa daha çok okunur.

  5. Aydın Üneşi dedi ki:

    Doğru söze ne denir, ama hırsızın hiç mi günahı yok?

  6. Aktifiyi dedi ki:

    Yazı çok doğru ve güzel. Lütfen sadece yazmayın. Bu düşüncede insanlar birlikte silahsız bir yol bulun. Artık kimse ölmesin.

    Şu aralar hepimiz konforumuz zarar görmesin diye vicdanımızı susturmakla meşgulüz maalesef 🙁

  7. Ahmet Süyüm dedi ki:

    Yol bulmak ve yola çıkmak aklı selim Kürtler’e düşmüyor sadece. Vicdanı olanlar da yolcu olmalı.

    “Zahmet olmadan Rahmet olmaz” demiş büyüklerden biri. Çok çalışmamız lazım. Yeni bir medeniyet inşaa edilmeyecek, var olan medeniyete yeni tuğlalar ekliyeceğiz hep birlikte. Bu yolda tek yardımcımız Hak.

    Sorumlu olduğumuzu bilmek gerekiyor. Vicdanlarımızı derin sorgulamalıyız hep birlikte. O Bu Şu Yok. BİRLİKTE. BİZ.

    Ve son olarak: Kendimize inanmaya başladığımız an, kendimize ait olan hayata kavuşucağız inşaAllah. Samimi inanmak.

  8. Zeki kays dedi ki:

    Yüreğine sağlık bu kadar güzel bir tavsiyeyi dikkate almayanlar kürt halkının menfaatlerini çıkarını degil ancak gizli servislerin taşeronu olurlar.
    Durum budur.

  9. Aynur Engin dedi ki:

    Herkeslere ulaştırılacak bir yazı. Çok net. Başka da dillendirilemez. Hani korkmazsam (linç edilmekten) Alacam bu yazıyı elime, kapı kapı dolaştırıp anlatacam insanlara, yeter görün artık, durdurun artık, güç sizde ey halkım diyecem.

    Üstad koca yüreğinize sağlık.

    Bu kadar doğru. Bu kadar net. Bu kadar açık olması inanılmaz olmuş. Övmüyecem arkadaşım. Sadece bu yazı elden ele dolaşmalı diyorum.

  10. Av. Ali SAYAN dedi ki:

    Merhaba sayin SEDDIYANI kaleminize zeval gelmesin..

  11. Av. Memet Kilic dedi ki:

    Değerli İbrahim Kardeşim,

    Güzel yazılarını ilgiyle okuyorum. Çok haklısın ancak insaflı gözüksen de HDP’ye insafsızsın: “Medenice” mücadele demen haklı. Kürtler’in içinde de medenice davranmayan var ama karşısında da. Sen istediğin kadar medeni ol. Adam 1 Haziran’da faşist yüzünü gösterdi. Mutlak çoğunluğu alamadım diye savaş açtı.

    Ayrıca siyasi alanda mücadelede HDP Türkiye’nin özel koşullarını dikkate aldı, oyunun kuralları içinde oynadı ve başarılı da oldu. Bunu da hazmedemediler. Taleplerine Kürdistan kelimesi koysa bir günde kapatılır, biliyorsun.

    Beni katagorize etme (Sezen Aksu), minimize etme (Sediyani)

  12. Nihat Erksiz dedi ki:

    Mamuste destxuş.. zor cane..
    Kaleminize, elinize sağlık. .

  13. Mustafa Ekici dedi ki:

    Nefis bir yazı, harika argümanlar, ama sevgili İbrahim keşke biraz daha kısa yazsan.
    Sevgiler.

  14. Abdulbari Dalmızrak dedi ki:

    Ağzına sağlık hocam, benzetme ve tespit tam yerine oturmuş.

  15. Mehmet Halil Yılmaz dedi ki:

    HDP’NİN, pkk nin bu yazıyı iyi okuması gerekir,Ve silahlı kişiler şehirleri boşaltmalı

    ayrıca çok iyi analiz edilmiş Tebrikler ibrahim sediyani

  16. Pepulk dedi ki:

    gayet anlaşılabilir bir yazı. eleştirileri kürt hareketlerinin dikkate alması gerekir. Tr barbar devletinden de bahsetmek lazım.

  17. Ahmet Aydemir dedi ki:

    Hocam çok güzel yazmışsın biraz uzun olmuş yüreğine sağlık.

  18. cemal aktay dedi ki:

    Bunlar benim de düşüncelerim
    Lakin
    Bu kadar güzel bir şekilde ancak
    İbrahim Sediyani dile getirebilirdi.
    Mamoste

  19. M.B. dedi ki:

    kürtler bu bedeli senin gibi ilkesizler yuzunden oduyor.

  20. altan altay dedi ki:

    ne diyelim çok doğru tespitler var yazıda …

  21. Dr. Tepe dedi ki:

    Tespitler iyi ve zamanında, hükümetteki ve pkk/HDP harici kürtler’in tavrına/mesuliyetlerine yönelik yazı yazılabilir.slm

  22. Ademdavut Can dedi ki:

    Enfes bir yazı. Rabbim sizin gibilerin eksikliğini vermesin… Kürdistan’a yakışıyorsunuz.

  23. Erkan Teymuroğlu dedi ki:

    Hocam yazınızı baştan aşağı sesli bir şekilde okudum. Müthiş bir yazı. Kaleminize yüreğinize sağlık.

  24. Rezbar Saygın dedi ki:

    Bir parti kurup parti programına bu yazıyı yazsan hdp’nin özenle hazırladığı parti programıyla karşılaştırmam bile.

  25. Jan Günhan dedi ki:

    Katılmadığım bazı noktalar olsa da genel olarak yazının tamamı çok mantıklı geldi bana, elinize sağlık hocam.

  26. Akdemir V dedi ki:

    Kaderleri bir adamın iki dudağı arasında olduğu için olabilir mi?

  27. Sabri ivgin dedi ki:

    Evet Yazınızın Ana teması budur ..özeti bu !

    Türkiye’de Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesine baktığımızda, talep edilen şeyler ile ödenen bedel arasında korkunç bir orantısızlık olduğunu gözlemlemekteyiz.

    Evet yazınız okudum haklı eleştirilerin olduğu yönleri var ..Ama siz bir yazarda farklı bir yanınız daha var, oda Gazzre zülümüne karşı bedeller ödenen bir eylemin icinden gelen bir kişi olarak ( Mavi Marmara’da yetırdıgımız canlar ! Siz Makromizasyon veya Mikromizasyon hangi ilkeye göre eylem yaptınız?
    bu gün olsa aynı eylemi yaparmısınız..Burada suç kimin ?
    Kürt halkın verdiği mücadelenın tabiki eleştiri hakkınız var ,
    kaldiki verilen mücadele yalnız bir ırk mücadelesi değil Türkiye’de Özgür,Onurlu bir yaşam mücadelesidir.verilen mücadele kürdüstan kurma mücadelesi değil Türkiye’yi demokratikleştirmek mücadelesi olarak görmek gerekir ..bu bedeli bu kadar ağır ödeyenın şuçu mu! yoksa , bu kadar ağır ödetirenın şuç mu? birazda bizlerin duyarsızlığı değilmi! 30 yıldan beri verilen bir mücadele ve o kadar bedeller ödendi her iki tarafda dönüp baktığımızda ,iki yıl önce hendekler yoktu burada Türkiyede ortak yaşam olanaklarını yaratma için bu ülkede yaşayan bütün ırklar için demokratikleştirmek mücadelesi gerekir …

    • sait başkan dedi ki:

      Allahım, hala demokratikleşme, ortak yaşam diyor. Biriniz daha demokratikleşme derse ağzınızın ortasına küreğin sivri tarafıylan geçirecem. Oğlum, Akp, makp falan gelir gider. Demokratikleşme türk milletinin kanında yok, tarihinde de yazılı değil. Adamlar hala padişah, imparatorluk, kemalizm peşinde. Ellerinde olsa, dünya kamuoyundan tırsmasalar Kürtleri sürgün ederler. Tek adamcılık adamların kanına işlemiş. Anlamıyorum, Hdp binalarında ne tür maddeler çekiyorsunuz da bu kafalara ulaşıyorsunuz. Hep bu marjinallerle takıla takıla bu hale geldik.

  28. Bilal Görgü dedi ki:

    Merhaba köylüm !

    Yazını okudum, eline, diline ve göz nuruna teşekkürler zahmet çekmişsın ve oldukça iyi olmuş, aşağı yukarı bizim hepimizin düşündüklerini yazmışsın, çok sağol! Yanlız benim dıkatımı çeken Devletin rolü burada birazcık gözardı olmuş gibi tabiki sizin belkide bir düşündüğünüz vardır elbete bu sadece benim dışardan gördüğümdür….
    Herşeyi üle oldukça güzel ve tebrik ederim.

    Sılav û rêz
    bîlal

  29. eminfuat dedi ki:

    Merhaba abi can! Yazını okudum,geneline baktigimiz zaman hakli ve yerinde bir yazi ancak,yavuz hirsiz misali,hirsizin hiçmi sucu yok?slav u rez.

  30. vedatzalp dedi ki:

    koyunlar güdülür zamanı gelince kırpılır şaşırılacak bir şey yok

  31. Hanzala dedi ki:

    Canım Kürt teyzem…
    Rabbim C.C., sana yapılan zulmün hesabını soracak.

  32. Nurcan S. / Siirt dedi ki:

    Yazıyı akşam rahatlığında okuyayım dedim, sonra bir ara açıp okuyayım dedim, akşam olmasına rağmen bu kadar yazı da bu kafayla okunmaz ki dedim. Şimdi nerdeyse bir saat oluyor, bu yazıyı yavaş yavaş ve sindire sindire okumaya çalıştım.

    Sonuç mu? Keşke biraz da yazsaydı dedim walla ☺

    İktisattan yola çıkıp bu kadar mı uzmanca sosyolojik bir çözümleme yapılır. Yani şu an gerçekten hangi cümleden hangi paragraftan bahsedeyim bilmiyorum ama gerçekten çok isabetli atışlar ve tesbitler. Siz zaten kendinizi biliyorsunuzdur, ne diyeyim ki yani.

    Bu yazıyı herkes okumalı. Herkes.

  33. Said dedi ki:

    Öncelikle kalemine ve yüreğine sağlık.
    Ben senin kadar da iyi niyetli görmüyorum durumu. Sana katılamadığım bir nokta; eleştirilmesi gereken hdp değil pkk. Devletin MİT aracılığıyla bunları kullandıklarını ve maalesef kürt nufüsünu kontrol yöntemi olarak görüyorum. Pkk ne zaman hdp’nin yakasından düşerse o zaman işler düzene girer. Vesselam

  34. Harry lewis dedi ki:

    Yane kısacası pire için yorgan yakılmaz.

    Yıllardır şununla kendimi kadırdım, ya bu örgüt ne yaptığını biliyor hiç olmazsa halk sahiplenmiş bu davaya, bu öndere, bu vekillere, bu topraklara diye kendimi teselli ediyordum.
    Ama bu son zamanlarda suyun akıntısının yönü değiştirilmiş, su bizim tarlaya değil komşuya hizmet ediyor, her televizyonu açtığımda ve her seferinde bu halkın ödediği bedele şahit olduğumda bu mücadele artık TCye hizmet etmesine şahit oluyorum. Insanlarımızın artık katledilmesine, öldürülnesine, evinden/malında/ailesinde/topraklarında uzaklaştırılmasına vicdanen dayanamıyorum.
    Bu halkın daha ölmemesi için davadan vaz geçicek hale geldik artık, türk devletine ‘yeter’ derken kendi örgütümüze ‘ede basa’ diyecek duruma geldik.
    Yeter artık bu halk kaç kere ölücek, kaç kere öldürülücek, bu halk kaç kere göç edicek, kaç kere kovulucak, bu halk kaç kere ayaklanıcak, kaç kere karşı koyucak.
    BU HALK KAÇ KERE KENDİ KÜLLERİNDE VAR OLUCAK
    Bizimkiler okadar yanlış siyaset/savaş yürütüyorlarki bu halkı davalarından yıldırmış ve üzülerek söyliyorum yakında davalarında koparacak duruma getirmiş.

  35. A.N. dedi ki:

    Özgürleşme sürecinin başından sonuna kadar göz önünde bulundurulması gereken yazılardan biri…Sayın Sediyani’nin diğer yazıları gibi bu yazısı da oldukça net ve şeffaf bir şekilde yaşananlara ışık tutmuş. Yazıyı okurken zihnimde şu soru işareti bir kez daha güçlü bir şekilde oluşmaya başladı: Bunca acı deneyimlerden sonra bu adamlar hala takip edilmesi gereken yolun elifbası mesabesindeki bu ilkeleri bilmiyorlar mı? Bilmemeleri oldukça düşük bir ihtimal gibi geliyor…O halde yakine yakın bir ihtimalle kilit noktalarda başka şeyler dönüyor…Kürt halkının hayrına olmayan kararlar alınıyor…Eğer gerçekten öyle değilse çıkıp her şeyi A’den Z’ye net ve şeffaf bir şekilde bu mazlum halka açıklamaları gerekir. Aksi halde, gizlendikçe ve gizledikçe ortaya çıktıklarını bilmeleri gerekir; çünkü artık karşılarında kral çıplaklığını görecek kadar masum, kaba kuvveti gandivari yenecek kadar manevi güçte olan ve Sokrat gibi erdemli bir yaşam uğruna can verecek birileri var.

  36. Ahmed dedi ki:

    Merhaba
    Yazınıza canı gönülden katılıyorum ve en içten şükranlarımı sunuyorum.Şahsen Çok faydalı ve ufuk açıcı bir yazı olmuş.Kısaca ya devletimizi kurarız yada hep beraber asimile olup bezdirilerek yok oluruz…Saygılar

  37. Ahmet Ayaz dedi ki:

    HDP ülkeyi camiye soktu bir zahmet sizlerde ayakkabılarını çıkartırsınız. Bedel bedel.. Bu insanları PKK ile karıştırıyorsun. HDP’nin tek istediği Kürt’lerin temel hak ve özgürlüklüklerinin genişletilip özerklik çatısı altında bu topraklarda özünü korumasıdır. Halka bedeller ödrten Pkk’dır HDP değil bu ciddi anlamda kavramanız gerekmektedir. Sayın Barzani dediklerinizi gayet güzel yapıyor. Her Kürt’ün mutlaka Irak bölgesinde oluşturulacak olan bağımsız Kurdistan için emek vermesi yeterlidir. Sizin bu yazınız tamamiyle PKK ya hitaben olmalıydı. Bunun dışında aynı görüşteyiz.
    @ahmtctnylmz

  38. Siyabend dedi ki:

    Okurken bitmesini istemediğim mükemmel bir yazı! Her aklıbaşında Kürt’ün sorgulaması gereken muhteşem tespitler.

  39. Serfiraz Botan dedi ki:

    Çoğu düşüncelerine katılmamakla birlikte, ben PKK sempatizanı bir Kürd olarak bu yazısının altına parmağımı basarım.

  40. Mehmet Işık dedi ki:

    Türk’lere daha demokrat bir gelecek bırakmak için.

  41. İlyas Altunkaya dedi ki:

    Bak İbrahim kardeşim, sen akıllı adama benziyorsun, ‘Kürtler’e Ermeniler bedel ödetiyor’ hakikatini iyi tetkik et.

  42. Varto Liberal dedi ki:

    Kürtler’e senin gibi liberal insanlar lazım. Her zaman söylerim, liberaller daha sağlıklı düşünüyor.

  43. Cihat Polat dedi ki:

    Daha ne kadar duru kinayesiz anlatılabilir ki. Bu kadar basit işte. Bakkal hesabı yapsan bile durum bu.

  44. Bilal Şimşek dedi ki:

    Bence ulus olmak istemediginden, bu bedelleri ödüyor. Maalesef.

  45. Mehmet Kurt dedi ki:

    Allah zihin açıklığı versin. Üstad haklısın, ama benim şöyle de bir tezim var: Aslında dökülen bunca kann, başkanlığın fidyesini büyütüyor. Yani birileri kan üzerinden siyasetle Türk Solu’na hizmet ederken, diğeri de dînî ve millî hassasiyetleri kullanarak muradına eriyor.

    Ama aynı merkezden yönetiliyor, fakir fukaranın evine ateş düşürülüyor. Em ancax bêjın Xwedê çêki.

    Sorunuza cevap olarak da, başkanlık için galiba.

  46. Bedir Mula dedi ki:

    ben Rojava liyim , okurken gerçekten ağlamayı istedim çünkü yüreğirim ve Aklım buna doşnyordu

    dün bir bankaya gittim , ordayken bana bir telefon geldi,kurdçe konüştum, Alman dedi bende kurdum ama Kürtçe nızanım

    çıktmki dedim ax U Sed ax
    Hangi hareket asiymlasyona dürmek daha Önemlidir ??

    bu gün bidaha doşundum, yazdım eğer bir ülkede bizim kurd parlementer 150 sen fazdayse, bu kader bedel niçin?

    Ahmet Kaya diyordu yüreğirim yanıyor yaa, o da benim, ya söyleyin bağrın Kurdistan ayda sivil örgüt olun hayrınız gorerız.

  47. Colemerg dedi ki:

    Kardeş senin hesap nerde hatalı biliyor musun? Sırf hdp yi karalama, suçlama çabasına girmişsin.
    Kürt hareketinin en temel zaafı olan çok başlılığı ihmal etmişsin. Kürtlerin yasadığı herşeyfen hdp yi sorumlu tutman bariz bir hatadır ki kaldı ki Kürtler bi çözüm noktasında birliktelik sağlayabilseler insanlığın en temel haklarının istemi olan bu dava bu kadar uzamazdı zaten. Bu yasanan olayların sorumlusunun salt hdp olmadığını elbette sen de biliyor olmalısın ancak yazının amacını ben anlamıyorum. Hdp şehir savaşını veya başka bir savaşı hiçbir zaman istemedi. Sen diyeceksin belki direkt söylemedi ama istiyordu, ben de selahattin Demirtaş ın kaç defa söylediğini canlı yayınlarda salı neclis toplantılarında avrupada amerikada istanbulda şırnakta mardınde duydum. Ama sen illa ki kafanda kurdugun niyet okuma yolundan yaftalayacaksan zaten göremezsin.
    Kürt halkının temel kopus noktası yazında gecen o iki farklı nihayi noktada ayrılıyor. Tam bağımsızlık amacı ile sadece kültürel hakların verilmesi yeterli olur amacı. Hatta bi kısmımız kürt değilim bence, bi kısmınız ya aslında kürdüz amma müslüman kardeşim Türkiye varken gavurun peşinden gitmem, oyyy Filistin oyyy Myanmar kafasında ve büyük bi kısmı bu akışın devamında değirmenini döndüren politikacı tüccar veya baska bir şekilde geçim derdinde olan amaçları istikrarsızlığın istikrarı olan çıkarcılar..
    Bu kadar farklı kesimler varken yasanan herseyin suçlusu siyasi kanattır demek bilemedim aklıma bi video geldi: hey kırmızı şortli diye yazarsan bulursun nette…
    Daha da konusmak istersen elbette konusabilriz ama herşeyi de yazamam ya buraya biliyırsun demi ülkemizde fikir suçları diye bi kavram var, bu çağda? Ama var işte

  48. Erhan dedi ki:

    Sizler Milli Birlik Fikrini Bir Tarafa bırakarak,Yekîtîyî bir kenara bırakarak Hdp’yi nasıl pasifize ederim diye işgüzarlık peşindesiniz. Sizler Birlik olmayınca Kurdistan’da olmaz fikrini kavrayacak kadar sığ görüşlüsünüz.
    Sizler Aşiret ile Devleti, Kurdistan ile Barzanistan’ı karıştırıyorsunuz. Kürd Halkına sıtmaya razı olun paranoyası içerisindesiniz.Beyfendi Kürd Halkı Berzanî Aşiretinden ibaret değil ve Bakur’da Bu Kof politakalarınız tutmaz.
    Sizin tarafı olduğunuz mevzi Kürde düşman olanların mevzisidir.Bizler Başurda demokratik yönetimin değilde tahakkümün, istibdatın olduğunun farkındayız.
    Ağanıza söyleyin 4 parçayı birleştirmeye uğraşsın Referandumla halkı kandırmasın.

  49. Mevlüt Kuluç dedi ki:

    Türkler’i ve Araplar’ı mutlu etmek için…

  50. Nihat Çiçek dedi ki:

    Kaleminize ve yüreğinize sağlık Mamosta.

  51. Zazazade dedi ki:

    Türkiye’ye demokrasi getirmek ve Kemalistler’in başkanlık muhalefetine koçbaşı olmak için!

  52. dervish azadî dedi ki:

    Önemli tespitlerin / çıkarımların yapıldığı mühim bir yazı olmuş. Her vicdanlı insanın altına imza atacağı bir yazı. Teşekkürler.

    Yüreğinize sağlık.

  53. Samet Kurdi dedi ki:

    Gerçek müslümanın Gerçek müslümandan başka dostu yoktur

  54. Ali dedi ki:

    Yaptığınız eleştiriler ve vurgular kısmen doğru legal alanda Hdp ye yaptığınız eleştirel Hendek’ler kazdılar vs neredeyse kalkıp insan öldürdüler söylemi nefret suçuna girer.bunların gram miktarında geçmiş iktidarlara ve mevcut ikdidara söylemiyorsunuz.genel olarak yazılarınızdaki duruş bu!yaşanan be yaşatılanlar ile ilgili olarak derin üzüntü ve kaygı yaşadığımız belirtmek isterim.islamcı veya kendine siyasal İslam veya reformist,yeşil,radikal İslam gibi kavramlar üretenlere burdan şunu söylemek isterim.sadece İslam!bunu yüzyıllardır kendi hastalıklı ruh halinize ve fantazilerinize alet ettiniz.afrika Asya veya çeşitli yerlerdeki bağımsızlık mücadelesi veren Ülkelerle ilgili söylemleriniz doğru tespitler değil.geçmişe dönük elleri keşkem alınıp satılan Afrikalı ve Bangladeşli insanların yaşadıklarını da söyleseydiniz.küresel emperyal güçlerin neleri ne kadar bükmek ve parçalamak istedikleri ile alakalı duruma bakın.özelde Kürt tarihi isyanlar ve tahribatlara baktığınızda baş kaldıran hep hain vb.sıfatlara maruz kalmış.ya başkaldırmayanlar onlar hep çoğunlukta olmuş ve mevcut egemen güçlerin ağzı ve isteklerine göre hareket etmişlerdir.1960 kadar olan tarihsel olaylara bakın.hangi gelenek ve hareketler neyin ne kadar mücadelesini vermiştir.dolayısıyla sizin mevcut iktidarın İsrail ile anlaşmadan ve anlaştıktan sonraki yazılarını hatırlıyorum çok zıt ve öfke- hayal kırıklıkları ile dolu.şimdi ise bambaşka!yazık diyorum hemde çok yazık.aydın yazar vb kişilerden beklediğiniz tepki ve çıkışları siz var olan iktidara ve onun geleceğine.mevcut binyıllık Türk-İslam hegemonyasına tek bir lafınız yok.bunca ölüm ve gözyaşı tek taraflı mı yaşatılıyor.gerçekçive objektif bir kimliği İslamın Özünden kazanmış olmanız gerekirdi.yada en azından gelin bunca acıyı yaşayan insanlarla yüzyüze ve herhangi bir tehdit şantaj ve baskı unsuru olmadan konuştuktan sonra yazsaydınız.

  55. Handan Tanrıkulu dedi ki:

    Kaybedecek bir şeyi kalmayan, hayatının gayesi savaş olan bir avuç eli kanlı adam yüzünden Kürtler kaybediyor.

  56. Mesut Ege dedi ki:

    Sadece oy vermekle iş bittiğini sandıkları için.

  57. Xurşid Mirzengî dedi ki:

    Türk ibnelerını, erab fahişelarını ve fars afyonkeşlernı özgürleştırmek için.

  58. Seyhan Aras dedi ki:

    Valla zor abi Kürtler’in millî bilincini Apo’dan başladığını zanneden bir halk var, uyandıklarını zannediyorlar fakat uyutuyorlar.

  59. Mehmet Yeşilkaya dedi ki:

    Demokratik Türkiye, Demokratik Irak, Demokratik Suriye ve Teokratik İran içindir herhalde.

  60. sîvorî dedi ki:

    Senin yüzünden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir