Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 4

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Millî bir ahlâkın nasıl olması gerektiği konusundaki bir önceki sohbetimizde, siz sevgili gönüldaşlarımızla Mahatma Gandhi, Malcolm X ve Nelson Mandela’yı konuşmuştuk. Bu sohbetimizde ise Aliya İzzetbegoviç ve halen hayatta olan Mesud Barzanî’yi konuşarak, “Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem” başlıklı sohbet dizimizi tamamlayacağız, inşallah.

     Aliya İzzetbegoviç, millî bir hareketin sahip olduğu / olması gereken ahlâk ve şahsiyete iyi bir örnektir. Dünya tarihinde eşi ve benzerine rastlanmayacak korkunç zûlümler yaşatılan bir milletin hürriyet ve istiklâli için mücadele etmesine rağmen asla ahlakî ilkelerden ve erdem çizgisinden sapmamış, zûlmün her çeşidini gördüğü hasımlarına hiçbir biçimde zûlüm yapmamıştır. Rehberlik ettiği halkını bu tür davranış ve eylemlerden men etmiştir. Aliya’nın “Biz de zalimlerden olursak, zûlme karşı savaşmamızın hiçbir anlamı kalmaz. Kitab’a uyacağız” sözü, işgal ve esarete karşı millî kurtuluş mücadelesi yürüten tüm “kimliksiz halklara” ışık olacak niteliktedir.

     Bosna Savaşı (1992 – 95) esnasında Sırp “çetnik”ler Boşnak köylere ve şehirlere saldırıp korkunç katliâmlar yaparken, Müslüman Boşnak hânımlar tecavüze uğrarken, Boşnak yerleşimlerde yaşayan ve fakat Sırp milis güçleriyle hiçbir ilgisi olmayıp onların vahşetine destek de vermeyen Hristiyan Sırplar büyük tedirginlik içindeydi. Zirâ Sırp mütecavizlerinin işlediği korkunç cürümlerin intikamını almak isteyecek olan Boşnaklar’ın, kendilerine saldıracaklarından endişe ediyorlardı.

     Bunu sezen bilge lider Aliya İzzetbegoviç, işte tam da böylesi bir süreçte kendi Boşnak halkına şu tarihî konuşmayı yapmıştır: “Ey Boşnaklar! Bu savaşta sizden daha çok sıkıntı çeken insanlar var. Onlar dağa çıkıp size kurşun yağdırmak yerine sizinle birlikte yaşamayı tercih eden Sırp komşularınızdır. Onlara merhamette, saygıda kusur etmeyin.”

     Peki neden? Millî hareketlerin fıtratlarında var olan ancak ideolojik hareketlerin asla ve asla idrak edemeyeceği bu yüksek ahlâkın sebebi neydi? Neden zûlme karşı adaletle, kötülüğe karşı iyilikle mukabele ediliyor? Düşmandan korkulduğu için mi, kendine olan güvensizlik mi? Hayır. Sebebini, râhmetli Aliya İzzetbegoviç, şöyle izah eder:

     “Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan (Sırplar’dan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbirşey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil.”

     Aliya, Bosna Savaşı’nda anahtar rol oynamıştı. Halkı için yaptığı fedakârlıklar ve mütevazi yaşamı ile tam anlamıyla bir örnek şahsiyet olduğunu dünyaya kanıtlamıştı. Bosna halkı tarafından “Baba” olarak da isimlendiriliyordu.

     “Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum”  diyordu Aliya, “Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık” diyordu. Ekliyordu ardından: “Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde ve hatta Batı medeniyeti adına.”

     Şehir merkezlerine günde takriben 300 top mermisi düşüyordu. Cumhurbaşkanlığı binası, seçilen hedeflerin başında geliyordu. Buna rağmen Aliya İzzetbegoviç, Başbakan Haris Silayiç ve Cumhurbaşkan Yardımcısı Eyüb Ganiç başta olmak üzere Müslüman Boşnak halkının siyasî öncüleri bu binada çalışmalarını sürdürüyorlardı.

     “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım” diyen erdemli insan Aliya İzzetbegoviç öyle bir liderdi ki, tezahürat olur veya üzerine gösteri gölgesi düşer korkusuyla Cuma namazlarını hangi camide kılacağını bile en son ana kadar gizli tutardı. Halk kendisine sevgi gösterisinde bulunmasın diye. Gideceği camiyi, oğluna ve korumalarına dahi, arabaya bindikten sonra söylerdi. Böyle bir liderdi. Dînin istismar edilmesinden müthiş korku duyardı ve cami avlularındaki ilgiden rahatsız olurdu.

     Aliya’ya göre, “İnsanlar tarihe hükmedemezler. Tarihe Allah hükmeder ve O ne derse o olur. İnsanlar tarihi yönetemezler. Bunu ne siz yapabilirsiniz, ne de Napolyon, İskender gibi mağrur liderler. Bunu ancak Allah yapar. Bu böyledir.”

     Aliya, mütevazi evinde sadece emeklilik maaşıyla geçiniyordu. Son anına kadar sade bir hayat yaşadı. Arkasından mal ve mülkler bırakan bir lider değildi. O, halkına hürriyeti kazandıran örnek bir mücadele bıraktı, milletine ışık tutan eserler bıraktı. En zor şartlarda bile adaletin üstünlüğünü esas alan bir ahlâk anlayışıyla hareket eden Aliya, düşmanları üzerinde bile saygı uyandırmıştı.

     Aliya, asla kin duygusuna kapılmayan bir dâvâ adamıydı. Hep iyiliğin, ahlâkî ilkelerin, erdem ve faziletin, adaletin gerçekleşmesini gözetleyen bir millî ahlâk sembolü olarak parladı. Kendisinden sonra gelecek olan yöneticilere ise şu altın nasihatleri bırakmıştı:

     “İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”

     Bilge insan Aliya İzzetbegoviç’in öğretileri arasında en önemli olanlarından biri de, O’nun “millî” olan ile “millîyetçi” olan arasındaki kesin ayrımı çizmesiydi. Aliya, “millîlik” ile “millîyetçilik”in farklı hatta karşıt olduğunun altını çizerdi.

     Milliyetçilik akımı ve insanda yol açtığı fikrî hastalık ve vicdanî bozukluk ile ilgili bugüne dek pekçok değerli yorum ve analiz yapılmıştır ancak öyle sanıyorum ki bunu en güzel ve çarpıcı biçimde Bosna’nın millî lideri Aliya İzzetbegoviç (1925 – 2003) ortaya koymuştur.

     Erdemli insan Aliya İzzetbegoviç, Bosna – Hersek’te yayın yapan “Dnevni Avaz” (= Günlük Sedâ) gazetesine 8 Nisan 1999 günü verdiği mülâkatta, “millîlik” ile “millîyetçilik” arasındaki kesin ayrımı şöyle çiziyordu:

     “Bilgisiz kimselerin zihinlerinde kargaşa yaratmak için başvurulacak ilk ve en etkili yol, millî olanla millîyetçi olan arasındaki farkı gözden kaçırmaktır. Aslında bu fark, bazen sevgi ve nefret arasındaki fark kadar büyük olabilir. Millî duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka aittir. Bir millîyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, daha da önemlisi, uygulamada, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Başkalarına ait farklılıkları boğar, hoşgörüsüzdür; fiziksel baskı uygular. Kendisine ait olanı savunmaz, kendisine ait olmayanı da ister. Millîyetçiliğin özünde Allah’a imân yoktur. Dünyanın bütün büyük dînleri şu basit hakikati öğretmeye çalışır (ve bütün hakikatler basittir): Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. Ya da öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.”

     İzzetbegoviç’in bu analizi ders niteliğindedir. Zirâ bir kavmin diğer kavimlerden nefret etmesi, başka bir kavme karşı üstünlük taslaması, ona ve topraklarına karşı tahakküme girişmesi, maddî ve manevî varlığını gaspetmesi, zûlmetmesi, işgal, asimilasyon, bütün bunlar “bâtıl” iken, zikredilen bu zûlüm ve haksızlıklıklara uğramış olan bir kavmin bunlara direnmesi, gaspedilen haklarına kavuşması için mücadele etmesi, diğer kavimlerle eşit duruma gelme çabası gütmesi, bir insanın kendi kavmini sevmesi, bütün bunlar da “hak”tır.

     Birincisi hem ilahî öğretilere hem de insanî değerlere terstir. Çünkü ister istemez “ırkçılık” ve “faşizm”e götüren yol olduğu için, tüm büyük dînlerde ve kutsal kitaplarda lânetlenmiş, yasaklanmıştır. Ancak ikincisi tam aksine, tüm büyük dînlerde ve kutsal kitaplarda emredilmiş, bunun öncülüğünü de bizzat peygamberler (asm) yapmıştır. Ayrıca evrensel insanî değerlerin ve insanlık ailesinin ortak vicdanının da kabul ettiği bir durumdur.

     19 Ekim 2003 günü Hakk’ın râhmetine kavuşan erdemli insan ve bilge lider Aliya İzzetbegoviç’i özlemle ve rahmetle anıyoruz.

     Evet… “Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem” başlıklı bu sohbet dizimizde Şeyh Said, Mella Mustafa Barzanî, Pêşava Qazî Muhammed, Mahatma Gandhi, Malcolm X, Nelson Mandela ve Aliya İzzetbegoviç’i ve mücadele ahlâklarını anlatarak sürdürdüğümüz sohbetimizi, halen hayatta olan sevgili Mesud Barzanî’yi ve mücadele ahlâkını siz sevgili gönüldaşlarımızla konuşarak noktalayacağız, b’iznillah.

     5 parçaya bölünen Kürdistan vatanının güney parçasındaki Barzanî hareketinin, millî bir hareketin sahip olduğu / olması gereken ahlâk ve şahsiyete, şimdiye kadar anlattığımız bütün hareketlerden daha iyi bir örnek olduğunu rahatlıkla ifade etmek mümkün.

      Aralık 2015’te Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunan Irak Kürdistan Federal Devlet Başkanı Mesud Barzanî, başkent Ankara’da Kürt siyasî parti ve hareketleriyle biraraya gelmişti. Bu buluşmada Sayın Barzanî, Irak Kürdistanı’nda Baas rejimine karşı verdikleri millî mücadele ile ilgili olarak çok ilginç ve ibretâmiz bir anısını paylaşmıştı. Oldukça düşündürücü ve ders verici niteliktedir:

     “Biz Rewanduz’u alacak güçteydik. Bunu babama (Mella Mustafa Barzanî) ilettik. Babam, ‘Biz oradaki sivilleri koruyamayız, onlara bakamayız’ dedi ve bu isteğimizi kabul etmedi.”

     Rewanduz gibi büyük ve Kürtler için son derece önemli bir şehri alabilecek güçte oldukları halde, böyle bir girişimde bulunmuyorlar. Neden? Çünkü şehri aldıktan sonra, orada yaşayan insanlara bakabilecek, onları mutlu edebilecek, güzel bir yaşam sunabilecek güçten ve imkândan yoksun oldukları için.

     Kendilerini düşünmüyorlar, partiyi / örgütü düşünmüyorlar, hareketin kazanımlarını düşünmüyorlar, bu zaferin ülke ve dünya medyasında yapılacak reklâmını, dünyada yol açacağı sansasyonel etkiyi düşünmüyorlar. Sadece ve sadece bir şeyi düşünüyorlar: Halkı, halkın zarar görmemesini.

     Şimdi, böyle bir millî ahlâka sahip, özgürlüğü için savaştığı mazlum halkının iyilik ve hayrını her şeyin üzerinde tutan bir hareketle, kendi parti / örgüt çıkarları için mazlum halkını ateşe atan, özgürlüğü için mücadele ettiğini iddiâ ettiği mazlum halkına örgüt / parti kazanımları için yaşamı zindan eden, Batı’daki, Cihangir’deki Kemalist Türk Solu’ndan bir – iki “aferin” almak için Kürdistan şehirlerinin viraneye dönmesine sebebiyet veren, savaşı ilçelerin, mahallelerin içine taşıyan, kadınların ve çocukların yaşadığı evlerin penceresinden polislere ateş açan, evlerin altına tüneller kazan ideolojik hareketleri bir kıyaslayınız lütfen…

     Kürt millî lideri ve Kürdistan devlet başkanı Mesud Barzanî’nin kaleme aldığı iki ciltlik bir kitap var. Adı, “Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi”.

     Kitapta, Barzanî hareketinin bütün serencamı gözler önüne seriliyor. Nasıl bir harekettir, neler yaşadılar, nasıl mücadele ettiler, hareketin ilkeleri ve uydukları kurallar nelerdir, bütün bunları Mesud Barzanî’nin kaleme aldığı “Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi” adlı iki ciltlik kitapta bulmak mümkün.

     Kitapta anlatılan ilginç anekdotlardan biri şöyle: 1960’lı yıllarda Irak merkezî hükûmeti, dîn adamlarından oluşan bir heyeti müzakerelerde bulunmak üzere Hecî Umran bölgesinde bulunan Mella Mustafa Barzanî’ye gönderir. Heyetteki dîn adamlarından birinin ses kayıt cihazına onun haberi olmadan bomba yerleştirilmiştir. Heyet görüşme halinde iken bomba patlar ve Mella Mustafa da yaralanır. Yapılan araştırmalarda, bunu planlayanın, zamanın istihbarat teşkilâtı başkanı olduğu tespit edilir. Bunun üzerine, başkent Bağdat’taki bazı Kürtler adamın evine bomba yerleştirir ve Barzanî’nin emrini beklerler.

     Konu Barzanî’ye açılınca, Barzanî’nin ilk sorduğu soru nedir, biliyor musunuz? Şunu sorar, o ölümsüz erdemli insan: “Evde adamın eşi, çocukları var mı?” Bu soruya “Var” cevabını alınca, erdemli lider Barzanî ikinci soruyu sorar: “Bombayı patlatırsanız, hânımının ve çocuklarının kurtulma şansları var mı?” Sorusuna “Hayır” cevabını alınca, adamlarına verdiği emir şudur, Barzanî’nin: “Vazgeçin! Sakın o bombayı patlatmayın! Düşmanın acımasız, vahşî barbar Baas rejimi de olsa, savaşın bir ahlâkı vardır. Bizim için o ahlâk, düşmana üstün gelmekten daha kıymetlidir.”

     100 yıldır Güney Kürdistan’da düşmana, hem de tarihin şahîd olduğu en gaddar ve acımasız düşmana karşı mücadele eden Barzanî hareketinin 3 temel ilkesi vardır ve bunlar, bu hareketin her savaşçısının / üyesinin uymakla mükellef olduğu resmî ilkeleridirler. Bu ilkeler şunlardır:

     1 – Her zaman adaleti gözetmek,

     2 – Kibirden uzak durmak,

     3 – Zafer kazanmaktan emin olmadıkça düşmanla sıcak temasa girmemek. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 79)

     Bu üç ilkeden özellikle üçüncüsü, bütün bir mücadele boyunca ve neredeyse bir asra yakın süren savaşta titizlikle izlenip yaşama geçirilmiştir. Bunun neticesi olarak birçok askerî ve siyasî kazanımlar sağlanmıştır. Barzanî hareketi incelendiğinde, verilen mücadelede insan kaynağına verilen önem gereği, millî enerji ve kan tasarrufunun olabildiğince ekonomik kullanıldığı çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. İnsanlar uluorta savaş alanına itilmemiş, eldeki kaynaklar özenle korunarak, gerektiğinde ve çok az kullanma yeteneğiyle bu mücadele yürütülmüştür.

     İzlenen bu yöntem sayesinde, millî mücadelenin düşman güçleriyle göğüs göğüse çarpışmalarda ve giriştiği çatışmalarda hep pêşmerge güçlerinin düşmana kıyasla daha az zayiat verdiğini ve üstünlük kurduğunu müşâhade etmekteyiz (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 31, 35, 41, 84, 125, 127, 129, 181, 208, 225).

     Düşman güçlerine verdirdikleri kayıplar, alınan esirler ve ele geçirilen askerî araç ve mühimmata karşın pêşmerge güçlerinin verdiği kayıp ve zayiatlar şaşırtıcı oranda azdır. Bunlar oransal bakımdan karşılaştırıldığında, eldeki verilere göre % 1’e bile tekabül etmemektedir. Girişilen hemen tüm çatışma ve çarpışmalarda bu sonucun değişmemesi oldukça ilgi çekicidir. Bunlardan sadece bir örnek: Geliyé Zeviyé Savaşı… Bu savaşta Irak ordusunun içine düştüğü durum gerçekten trajiktir: 600 ölü, 500 esir, ele geçirilen bir o kadar askerî araç, erzak ve sair mühimmat. Pêşmerge kaybıysa sadece 6’dır. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 2, s. 55, 61, 70, 83, 160, 179, 199)

     Sadece bu da değil. Bunlar askerî üstünlükler ve elbette ki çok önemlidir, ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, yerküresinin ve insanlık tarihinin tanık olduğu en erdemli ve faziletli hareketlerden biri olan Barzanî hareketi için asıl önemli olan askerî üstünlük değil, ahlakî üstünlüktür. Esirlere yapılanlar çok ahlakî ve insanîdir. Pêşmergeler, kendileri ne yiyorsa, esirlere de aynı yemekten vermek zorundadır. Herkese yetecek yemek yoksa, pêşmerge esirleri doyuracak ama kendisi aç kalacaktır! Her türlü insanî ve ahlakî kuralın tedavülden kalktığı günümüz dünyasında ve içinde yaşadığımız çağda bu anlattıklarıma inanmanız belki çok güç olabilir, bana inanmıyor da olabilirsiniz, fakat anlattıklarım gerçektir ve bütün bunlar Barzanî hareketinin yazılı kurallarıdır. Hiçbir pêşmerge, istese de bu kuralların dışına çıkamaz! Barzanî hareketinde esirlere kötü muamele, işkence, itip kakma, aşağılama gibi davranışlar kesinlikle yasaklanmıştır.

     Düşünün ki, 5 yıl 10 yıl değil, yaklaşık 100 yıldır düşmana karşı mücadele eden, üstelik hiçbir ahlakî ve insanî kural tanımayan ve en ufak bir acıma / merhamet duygusu da bulunmayan bir düşmana karşı mücadele eden Barzanî hareketinin, bu 100 yıllık tarihi boyunca bir tane sivili bilerek öldürdüğü, bir tane bile esire kötü muamelede bulunduğuna dair hiçbir kayıt yoktur. Dünyada hiçbir siyasetçi, asker, yazar veya gazeteci, çıkıp böyle bir iddiâda bulunmamıştır ve bulunmaz da. Çünkü Barzanî hareketinin erdemli bir hareket olduğunu ve savaş esnasında tüm dînî ve ahlakî ilkelere riâyet ettiğini düşmanları dahi ikrar ederler.

     Barzanî hareketinde, bırakın Araplar’dan, Farslar’dan veya Türkler’den bir sivili öldürmeyi, kendilerine saldırmak amacıyla harekete geçmemiş olduğu müddetçe, düşman askerine saldırmak dahi yasaktır! Yani diyelim ki Baas rejiminin bir askerini, üst düzey bir generalini öldürmek istiyorsanız ve elinize bu fırsat geçmiş olsa dahi, onu öldürebilmeniz için, o düşman askerinin o anda sizi öldürmek için hareket ediyor olması şarttır. İdeolojik hareketlerde olduğu gibi, polisler evinde uykudayken öldürülmez, bir asker çarşıda ailesiyle gezip alışveriş yaparken karısının ve çocuklarının yanında öldürülmez, Barzanî hareketinde.

     Barzani hareketinin savaş tarihinde sivillere yönelik bir tane bile saldırıya yer yoktur. Mübalağa değil, Barzanî hareketinin 100 yıllık tarihinde sivillere yönelik bir tane bile saldırı yoktur. Hiç yoktur! Bağdat hükûmeti ve Baas rejimi ordu güçlerinin Kürt millî hareketinin pêşmergelerine ve taraftarlarına karşı uyguladıkları insanlıkdışı teröre ve kuralsızlıklara rağmen, ölümsüz lider ve erdem timsali Barzanî rehberliğindeki Kürtler, dünyada ve insanlık vicdanında “terör” olarak nitelendirilebilecek hiçbir eylem biçimine başvurmamayı esas almışlardır ve zaten böyle nitelenebilecek hiçbir eylemleri de olmamıştır.

     Dost – düşman, bağımsız Kürdistan’a karşı dahi olsun, dünyadaki hemen her toplumun ve erdemli insanların Barzanî hareketine sevgi ve saygı göstermesinin asıl sebebi işte budur, kardeşlerim, budur. Düşünün ki, Halepçe Katliâmı’nın ve Enfal Soykırımı’nın faili Saddam Hüseyin zalimi bile, kendi ailesine, “Bir gün iktidarımız devrilir ve sıkıntılı duruma düşerseniz, sığınacak yer ararsanız, Mesud Barzanî’ye ve Kürtler’e sığının” diye vasiyet etmiştir. Bunun üzerine söylenecek söz var mı?

     Mustafa Barzanî ve oğlu Mesud Barzanî, hiçbir zaman rahat köşklerde ve villalarda oturarak, komşu ülkelerin başkentlerinde oturarak uzaktan kumandayla millî mücadeleyi yürütmediler. Her savaşta ve çarpışmada pêşmergelerinin önünde ya da yanıbaşında oldular. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 84)

     Rahatını seven bir lider değildir, Mesud Barzanî. O’nun için en başta, hatta ailesinden bile önce pêşmergeleri gelir. Zor ve zahmetli durumlarda, açlık ortamında, kendi payına düşen yiyeceği almayıp pêşmergelerine verilmesini istemiş, aç kalmayı yeğlemiştir. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 2, s. 109)

     Sayın Mesud Barzanî’nin üslûbunda oldukça saygılı, düşmanını bile övecek, onun tutum ve kişiliğini yüceltecek kadar güzel bir ahlâk sahibi olduğunu, O’nu iyi tanıyan ve aynı ahlâk ve terbiyeye sahip Kürt aydınları iyi bilirler. Ancak böyle bir ahlâk ve terbiyeden nasiplenmemiş, Kemalist Türk Solu’nun zehirlediği ve “mücadele” kelimesinden yalnızca sağa sola küfür edip saldırmayı, yakıp yıkmayı anlayan kişiliksiz ve karaktersiz tipler anlayamazlar.

     Kullandığı dil, seçtiği üslûp ve anlatımdaki saygılı ifadeleriyle iyi bir ahlâk sahibi olduğu kuşku götürmeyen Sayın Mesud Barzanî’nin bu yüksek ahlâkını ve erdemli şahsiyetini her Kürt aydını örnek almalıdır.

     Sayın Mesud Barzanî’nin nasıl bir ahlâka ve Barzanî hareketinin nasıl bir erdeme sahip olduğunu, bu büyük rehbere ve şerefli hareketine dil uzatan kendinibilmezlere hitaben General Rawan İdris Barzanî’nin kaleme aldığı bir yazı, net bir biçimde ifşâ etmektedir.

      General Rawan İdris Barzanî’nin – okuyan herkesi duygulandıracak ve ağlatacak olan – tarihî yazısı:

     “Büyük dedem Şeyh Abdusselam darağacında can verirken, dedeleri Çanakkale’de Türkler için ölenler bugün bize ‘Türk ortağı’ diyorlar.

     1947’de İran’ın kuşatması ile 1500 çocuğumuz açlıktan ölürken, İran ile kolkola olanlar, bize ‘İrancı’ diyorlar.

     Dedem Mella Mustafa Barzanî, 57 yılını dört parça Kürdistan için dağlarda harcarken, bize ‘ağa’ dediler.

     1983 yılında 8 bin Barzanî’yi Saddam diri diri toprağa gömerken, ona ‘Ya Seyyîd’ deyip saygıya duranlar, utanmadan bize ‘Saddam’ın tankı ile Kürtler’e saldırdınız’ dediler.

     14 yaşında herşeyi terkedip halkı için eline silah alan ve 69 yaşında hâlâ cephede olan, hayatı boyunca herhangi bir Kürt parti veya kurumu hakkında olumsuz bir söz dahi söylemeyen, tek hayâli ve amacı Bağımsız Kürdistan olan amcam, rehberim, bin canım olsa uğrunda fedâ edeceğim Sayın Mesud Barzanî’ye yüzlerce kez hakaret ve iftira ettiler, yine sustuk.

     Biz yüz yıldır düşman ile savaşıyoruz ama mertçe savaşıyoruz. Ne zaman masaya otursak, düşmanımızdan bile saygı gördük. Çünkü sözümüz ve icraatımız hep bir oldu.

     Barzanî ailesinin 13 bin 850 şehîdi var. Ona rağmen, ne Kürtler’in ne de başka bir ırkın bilerek öldürdüğümüz tek çocuk ve kadını yoktur.

     Hiçbir zaman köy ve şehirler etrafında, halkın zarar göreceği yerlerde düşmana saldırmadık ve savaşmadık. Çünkü bizim için öncelik halk oldu ve hep en ön safta savaştık. Bugün de iki kardeşim 17 amcamoğlu ve binlerce akrabam ile en ön safta savaşıyoruz.

     Bugün Sayın Barzanî dünyada saygı görüyorsa, sözüne sadık olduğu ve yapmayacağı şeyi vaadetmediği içindir.

     Meselâ siz hiç O’nun birilerini tehdit ettiğini gördünüz mü? Ve TV’ye çıkıp şunu bunu yaptım dediğine şahîd oldunuz mu? Hep sakin ve soğukkanlı durur. Oysa O’nun içinde ne fırtınalar kopar…

     Ben iki kez O’nun gece hüngür hüngür ağladığına şahîd olmuşum. 2011 yılında Roboskî için ve 2014’te Şengal için ağladığına şahîd oldum. Buna rağmen hep ciddî durur.

     Bugün utanmadan O’na laf atanlar bilsinler ki, O 55 yıldır halkı için savaşan bir pêşmerge.

     O Barzan’da yağmur gibi yağan bombalara rağmen partinin evrakları için ölüme atlayan gençti.

     O 1991’de Kore köyünde tankın önüne atlayıp patlatan kahramandı.

     O 1992’de Özal’a, ‘Bize ister yardım edin ister etmeyin, ayakta kalacağız ve tarih bunu yazar. Tarih sizi ya ezilen bir halka sırt çeviren zalim bir devlet başkanı, ya da kardeşe elini uzatan adaletli bir başkan olarak yazacak. Biz devlet kuracağız, karşı durmak size zarar, yanında olmak kârdır’  diyen bir liderdi.

     O Pentagon’da Obama’ya, ‘Ben ve sen, kabul etsek de etmesek de, Kürt çocukları devletini kuracak’ diyen bir başkandı.

     O IŞİD’e karşı 3 oğlu ve 2 bin 360 yeğen ve akrabasını en ön cepheye yollayan yürekli bir komutandır.

     O bütün kirli ve yalan dolana karşı susan asil bir babadır. O’nu karalamak ve iftira atmak, Kürtler’in yararına değil zararınadır.

     İnanın siz O’na ne kadar küfür ve hakaret etseniz de O duymaz, çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor.

     Bugün kaç Kürt onlarca devlette saygı ile karşılanıyor ve itibar görüyor. Kürtler O’nun itibarı ve saygısını kullanmalı. Bu tarihî bir fırsattır.

     Kürtler’in önünde iki yol var: Ya Rehber Barzanî’nin arkasında Bağımsız Kürdistan’a giderler, ya da şunun bunun peşinde koşup Türk, Arap, Fars’ın bayrağı altında ezilirler.”

     Evet… Bir yandan insanlığın ve mazlum halkların başına felâket ve musibet getirmekten başka bir şey yapmayan, hayatı yaşanmaz kılan ve şehirleri harebeye çevirten ideolojik hareketler, bir yandan da halkın iyilik ve hayrını her şeyin üstünde tutan, en gaddar ve zalim düşmanlara karşı savaşsalar dahi ahlâk ve erdemi elden bırakmayan, kötülüğe iyilikle, zûlme adaletle karşılık veren millî hareketler…

     Allah-û Teâlâ bizlere de Şeyh Said, Mella Mustafa Barzanî, Pêşava Qazî Muhammed, Mahatma Gandhi, Malcolm X, Nelson Mandela, Aliya İzzetbegoviç ve Mesud Barzanî’nin yolundan gitmeyi, onların erdemli kişiliklerini ve güzel ahlâklarını örnek almayı nasip etsin.

     Sözlerimizin ve sohbetimizin başı da sonu da Allah’a hamd ve senadır.

≈ BİTTİ ≈

sediyani@gmail.com

     ZERNEWS

     5 OCAK 2016

kürdistan geçidi

 

2012 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

6 Cevap Millî Hareketlerin Erdemi ve İdeolojik Hareketlerin Aramadığı Erdem – 4

  1. Maksut KONYAR dedi ki:

    Merhaba İbrahim Bey, Öncelikle aklınıza, bilginize ve elinize sağlık çok harika eserler yayınlıyorsunuz. Değerli makale ve tüm köşe yazılarınızdan çokça istifade ediyorum. İstanbul’da olduğunuz bir zaman da sizlen tanışmaktan mutluluk duyarım. Selamlar…

  2. Savaş Apaydın dedi ki:

    Çok güzel bir yazıydı, kaleminize sağlık.

  3. Savaş Apaydın dedi ki:

    1. bölümü de şimdi bitirdim, göremediğim açıları farkettirdiniz. Allah razı olsun, harika bir yazı olmuş.

  4. Erdal Biçen dedi ki:

    Siz sayın Barzani’nin nasol bir değer olduğunu çok iyi ifade etmişsiniz bunları siz soylemesenizde biz biliyor destek veriyorduk ama biz dağının diğer tarafında göstermek mecburiyetindesiniz yapılan yanlışları da konuşmak zorundasınız yoksa Türkiyedeki yandaş kalemlerden bir farkiniz olmaz siz bir yandan barzaniyi overken diğer kürt gruplarına’da çamur atmayı gerekli bulmussunuz

    Evlerin altında tünel kazilmasi yada evlerin içinden polis öldürülmesi bu devletin bize dayattigi bir savaşın sonucudur savaşı Mah. Yada şehir içine getiren Kürtler değil tc devletinin gladyosudur işte senin böyle düşünmen için yapılmış bir komplodur bugüne kadar hiç bir Kürt ‘ dün esirine işkence yapıldığını kimse ispat edemez PKK BARZAN AŞİRETI NEDE PYD ama bunu sadece tek bir kişiye indirgemek ve sadece onu ovmek safliktir cehalettir

    Bugün tc devleti ile olan munasebetiniz bunu gerektiriyor ama biliniz ki sis kalktığında yaptığınız hatalar affedilmeyecektir TC’deki yandaş kalemlerden bir farkiniz yok suan

    Biz sayın MOLLA MUSTAFA BARZANI’nin Kürtler için ne yapmak istediğinde iyi biliriz SAYIN MESUT BARZANI’nin kendisi için ne yapmak istediğinde
    Biz kendi aramizda çatışmayı ayrışmayi bırakıp bütün gücümüzü ortak dusmanlarimiz olan Türkler Araplar farslar için kullansak daha başarılı bir hareket oluruz işte o zaman KÜRDİSTAN Hayalimiz gerçek olur. ….

  5. Yusuf Göncü dedi ki:

    Sayın sediyani çok güzel yazmış bu makaleyi zehirlenmiş kürd gençlerine okutup bakurdaki ideolojik mücadelenin 35 yıldır neden bir kazanıma dönüşmediğini anlamaları gereklidir.

  6. Mehmet Kahraman dedi ki:

    İbrahim bey; Elinize, dilinize sağlık. Melle Mistefa Barzani, oğlu Mesut Barzani ve bu vesileyle kürt trajedisini çok iyiima etmişsiniz. Çok teşekkür ediyorum. Dr. Mehmet Kahraman İSTANBUL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir